banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

Ajandakolik

GÖZDE SEDA ALTUNER: “BANA GÖRE SADAKAT OLDUKÇA GÖRECE BİR KAVRAM”



Bu ara ekranda en çok onu izlemeyi seviyorum! O yüzden onunla bu söyleşiyi bayılarak yaptım! “Sadakatsiz” dizisinde Gönül karakteriyle karşımıza çıkan ve Türk dizi tarihine “en tatlı kötü kadın” rollerinden birini armağan eden Gözde Seda Altuner, Ajandakolik’te konuğum oldu. Hem Gönül’ü hem Gözde’yi birlikte deşifre ettik.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com

Son zamanlarda keşfettiğim oyunculardan biri de Gözde Seda Altuner. Ben onu ilk defa her çarşamba yayınlanan “Sadakatsiz” dizisiyle tanıdım. Her ne kadar dizinin dramatik yönü ağır bassa, bazı sahneleri insanı gerim gerim gerse ve sinirlendirse de, Gözde’nin sahnelerinde o hava yok oluyor. Standart güzellik oranlarına inat balıketi görüntüsü, acayip sıcak enerjisi ve baygın sesi, kendinden onlarca büyük yaştaki Gönül karakterini zenginleştiriyor, seyircinin onu daha da çok sevmesini sağlıyor. Sözü daha fazla uzatmadan Gözde Seda Altuner ile henüz tanışmadıysanız sohbetimize katılın. 

Bence yılın en havalı parlayışlarından biri seninkisi, “Sadakatsiz” dizisindeki Gönül Güçlü karakteriyle ortalığı yakıyorsun. Seni daha önce nerelerde izlemiştik? Oyunculuk kariyerinde Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin imzası var. Yolun tiyatrodan geçmiş… Seni tanımamız için biraz anlatsana kimsin sen?

1982 yılında Tokat’ta doğdum. Orada büyüdüm. Aslına bakarsan, o dönemde yaşadığım çevre ve koşullar tiyatrocu olmayı hedeflemek için çok teşvik edici bir ortam sunmuyordu. O yıllarda Anadolu’nun küçük kentlerinde yaşamış olanlar ne demek istediğimi anlayacaktır. Buna rağmen içimde hep bu mesleğe dair bir sevgi ve arzu taşıdım. Meslek olarak oyunculuğu seçmek isteyen hemen her çocuğun ailesi gibi benim ailem de öncelikle başka bir meslek edinmemi mantıklı buluyordu. Yeditepe Üniversitesi’nde Radyo – Sinema ve Televizyon bölümüne girdim. Tiyatro Kulübünün kapısından ayrılmadığım için okul pek iyi gitmiyordu. İçimdeki hevese daha fazla kayıtsız kalamayacağımı hissettim. Aynı yıl Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin sınavına girip burslu olarak kazandım. Hayatımdaki en önemli kırılma noktasıydı. Eğitimim süresince ve sonrasında Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda oyunlarda oynadım. Sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde rol aldım. İlk televizyon deneyimim Eşref Saati  dizisiyle oldu. Sadakatsiz’den önce son olarak Paramparça dizisinde oynamıştım.

“OYUNCULUK, İNSANIN DOĞARKEN İÇİNDE GETİRDİĞİ BİR DUYGU”

Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdin? Ayna karşısında poz keser miydin? Oyunculuğa dair bir ışık var mıydı o zamanlar?

Ayna karşısında hiç poz kesmedim ama kendimde o ışığı, enerjiyi daima hissettim. Söylediğim gibi yaşadığımız kentte sürekli faaliyet gösteren tiyatrolar yoktu. Hatta uzunca bir dönem sinemamız bile olmadı. Etrafımızda öykünebileceğimiz, örnek alabileceğimiz insanlar yoktu. Bunca yıl sonra, oyunculuğun insanın doğarken içinde getirdiği bir duygu olduğuna gerçekten inanıyorum. Başka meslektaşlarımın benzer hikayeleri de destekliyor bu inancımı. Okulda müsamereler için en istekli kişi hep ben oldum. Lisede kendi yazdığım bir stand-up gösteri yapmıştım. İlgim, merakım hep bu yöndeydi. Çocukluğum sokaklarda, lojman bahçesinde geçti. Bunun için kendimi şanslı addediyorum. Hem özel hayatımda hem de mesleğimde bu deneyimin bana çok değer kattığına inanıyorum. Biz çocukluğumuzda arkadaşlarımla, kuzenlerimle kendi oyunlarımızı yazıp oynardık. Eğlenmek için yapardık ve çok da eğlenirdik. Bugün geriye dönüp baktığımda ne kadar yaratıcı ve yetenekli olabildiğimize şaşırıyorum.

Gözde Seda Altuner ve Cansu Dere, “Sadakatsiz” dizisinde bir sahnede.

“Sadakatsiz” ile yolun nasıl kesişti? Rolünle bütünleşmiş görünüyorsun ve bence (aramızda kalsın ama) seyirci en çok seni izlemeyi seviyor!

Oyuncu görüşmesine gittim. Meslektaşlarım bilir, genellikle stresli ve sıkıntılı bir süreçtir bu görüşmeler. Gittiğim görüşmede yönetmenimiz Neslihan Yeşilyurt benimle beraber oynadı. Bir seçmede değil provada gibi hissettim. Sadece orada olmak bile keyif ve moral vermişti. Enerjimiz çok iyi tuttu. Hatta sonrasında sevgili menajerlerim Gülin ve Ceyda’ya bu görüşme için ayrıca teşekkür ettiğimi hatırlıyorum. Sadakatsiz’le yolumuz bu şekilde kesişti. Rolümle bütünleştiğimi ben de hissediyorum. Gönül’ü daha iyi tanıdıkça daha da bütünleşiyorum. Tabii ki bunda senaristlerimiz Kemal Hamamcıoğlu ile Dilara Pamuk’un ve kamera önünde, arkasında birlikte çalıştığım insanların etkisi çok büyük.

“OYNADIĞIM GÖNÜL KARAKTERİNİN KÖTÜ KALPLİ BİRİ OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”

Dizide aslında soyadıyla da uyumlu bir kadın var karşımızda. Zengin bir iş adamıyla evli Gönül Güçlü, evine, eşine, çocuklarına sıkı sıkıya bağlı bir kadın. Bir yandan da fiskosu, arkadan iş çevirmeye merakı, olayların üzerine gitmesi de eksilmiyor. Biz karakteri böyle okuyoruz. Peki senin için nasıl biri Gönül?

Gönül, bütün yaşamını ve çevresini kontrol etmeye odaklanan bir kadın. Kocasını gerçekten seviyor ama soyadı ‘Güçlü’ olan biriyle evlenmiş olması kesinlikle tesadüf değil. Güç ve kontrol takıntısı olan her insan gibi özünde çok ürkek ve kırılgan bir karakter. Kimliğindeki bu tezat ve sürekli yaşadığı duygusal gelgitler nedeniyle komik durumlara düşüyor. Kontrol etme takıntısı nedeniyle çoğu zaman mantığı felç oluyor ve şuursuzca olayları tekrar kontrol altına almaya çabalıyor. Ailesini her şeyin üzerinde tutuyor. Kendi öğrendiklerinin, kabuğunun içindeki ezberlerin esiri olmuş pek çok insandan biri aslında. Kendisi için doğru olduğunu düşündüğü şekilde hareket ediyor. Fevriliği bazen ortalığı çok karıştırsa da Gönül’ün kötü kalpli biri olduğunu düşünmüyorum.

Ben de öyle! Hikâyenin başında Başhekim Asya’nın hayatını kurtarmasıyla ona kendini borçlu hissederken bir anda kızının Asya’nın kocasıyla ilişkisi olduğunu öğrendiğinde biraz yönünü şaşırır gibi oluyor ama kızını korumak için sonrasında her şeyi göze alıyor. Zaten bundan sonrasını seyirci de çok iyi biliyor. “Sadakatsiz”de aslında neredeyse tüm karakterler sadakatsiz bir yapıya sahip. Ne düşünüyorsun?

Bana göre sadakat oldukça görece ve bıçaksırtı bir kavram. Size göre küçük bir hata olan bir eylemi bir başka insan büyük bir ihanet olarak değerlendirebiliyor. Bunda insanların kimliğinin ve yaşantısı çok belirleyici. Buradan hareketle, hepimiz hayatımızın bir yerinde sadakati temsil eden biri ya da hain olarak görülebiliyoruz. Dizideki karakterler de böyle. Mağrurla mağdur arasında gidip geliyorlar. Senaryoyu ve karakterleri bu şekilde görmekte yarar var. Dizi aslında bize, farklı yapıda insanların gözünden sadakatsizliğin nasıl algılandığını aktarıyor.

Nazlı (Bulum) ile yaptığımız sohbette demiştim: Dizide neredeyse hiç iyi erkek karakter yok! Hepsi mi bu kadar itici ve kötü kalpli olur! O da bu erkeklerin toplumda sıkça aşina olduğumuz bir erkeklik bizim kadınlarımızın sadece bu bilinen duruma karşı pek alışkın olduğumuz şekilde davranmıyorlar. Temsilleri olduğunu söylemişti. Sen nasıl bakıyorsun?

Nazlı çok güzel ifade etmiş. Sadece şunu ekleyebilirim. Hikâyenin geçtiği sosyal çevre çok küçük ve kendi yazılmamış kuralları olan bir ortam. Bence tüm karakterler bu kurallara göre hareket ediyor ve şekilleniyor. Diğer taraftan, Sadakatsiz’deki kadın karakterlerin benzer durumlarda kadına ‘tanımlanan’ sınırların dışına çıktıklarını, uğradıkları haksızlıklar karşısında çok dik durduklarını, kendilerini ve bir bakıma temsil ettikleri tüm kadınları iyi ifade ettiklerini söyleyebilirim.

Peki, Asya karakterine kızın Derin’den dolayı bu kadar nefret duyarken Cansu Dere ile iletişiminiz nasıl?


Gayet iyi bir iletişimimiz var. Cansu çok zarif, tatlı bir insan. Kendisiyle aynı sahneyi paylaşmak çok güzel. Birlikte Gönül’e çok gülüyoruz.

“GÖNÜL İLE ARKADAŞ OLMAZDIM”

Gözde ile Gönül arasında benzerlikler var mı sence? Arkadaş olur muydun onunla mesela?

Yüksek enerji yönünden birbirimizi andırıyoruz. Gönül kadar sınırlarından bihaber bir insanla arkadaş olabileceğimi düşünmüyorum.

Sevdiğin yanları var mı Gönül’ün?

Enerjisini seviyorum. Komik ve eğlenceli buluyorum.  Kendinden razı bir hali var. Buna da özeniyorum biraz. Çocuklarına olan bağı beni etkiliyor. Balık etli oluşu da çok hoşuma gidiyor. (Gülüyor.)

Kriz anlarını çok iyi yönetiyor bence Gönül. Sen nasılsın bu konuda, tatsız durumlarla başa çıkabiliyor musun?

Krizlerle, zor durumlarla başa çıkabilmek biraz yaşam tecrübesiyle biraz da serinkanlılıkla mümkün olabiliyor. Her ikisi de yaş ilerledikçe gelişen şeyler. Ben de son yıllarda bunu daha fazla başarabildiğimi hissediyorum.

Dizilerdeki kötü kadın karakterler pek sevilmez ama seyirci seni, enerjini seviyor. Sence bunun sırrı ne? O baygın, tatlı ses tonunun da bunda bir etkisi olabilir mi??

Karaktere sempatinin de öfkenin de kökeninde tanıdık gelmesi var. Herkesin hayatında kötü niyetli olmasa da şuursuzluğu nedeniyle sorun yaratan insanlar vardır. “Ya sabır” dersin, dişini sıkarsın ama bir taraftan da gülersin bu tiplere. Gönül’ü sevenlerin ve sevmeyenlerin durumu da bu bence.

Burak Sergen (solda) dizide Gözde Seda Altuner’in eşi rolünde, Melis Sezen ise (sağda) kızı Derin’i oynuyor.


Sence kötüyü oynamak mı iyiyi oynamak mı daha zor?

İkisi de kolay değil. Kötüyü oynamak daha çok malzeme ve renk sunduğu için kolay ve eğlenceli görünebilir. Ancak dozunu tutturamazsanız bu defa karikatür ve itici gelmeye başlar. İyiyi oynarken de doğallığı yakalama dengesi zorluk yaşatabilir. Denge kaçarsa sıradan ve sıkıcı olma riski doğar. Ben daima bu doz ve denge konusuna dikkat etmeye gayret ediyorum. Mustafa Alabora’nın daima kulağıma küpe olmuş bir tavsiyesi var: Doğal oynamakla alelade oynamak arasında ciddi bir fark vardır.

“BENİM HATIRLADIĞIM BÜTÜN KÖTÜLER KOYU RENK SAÇLIYDI” 

Peki iyi kötü dedik madem… Dizilerde kötü karakteri oynayan kadınların saç renginin hep açık renkte olduğunu sen de düşünüyor musun? Sanki siyah saçlılar hep iyiymiş gibi!

Benim de gözlemlediğim kadarıyla, sadece bizde değil dünyada da bu şekilde sanki.  Ancak yapımcılara küçük bir not olarak şunu söyleyeyim, benim hayatımda hatırladığım bütün ‘kötüler’ koyu renk saçlıydı. (Gülüyor.)

Pandemi dönemi işlerinden biri “Sadakatsiz”. Zorluklarını yaşadığın oluyor mu? Nasıl geçiriyorsun bu dönemi?

Öncelikle bu dönem herkes için gerçekten zor geçiyor. Sadece işler yönünden değil psikolojik yönden de yıpratıcı bir süreç oldu hepimiz için. Umarım en kısa zamanda sağlıklı günlere ve normal bir yaşam düzenine geçeriz. Ben de herkes gibi kendi şartlarım çerçevesinde kendi önlemlerimi almaya, kendimi ve çevremdekileri korumaya gayret ediyorum. Set dışında evden neredeyse hiç çıkmıyorum. Setimizde zaten gerekli tüm önlemler fazlasıyla alınıyor. Sağlığımız ve rahat çalışmamız için gerekli koşullar özenle hazırlanıyor. Bunun gerçeklemesi için emek veren çok fazla insan var. Onlara da çok teşekkür etmek isterim.

Bu arada partnerin, dizideki biricik eşin Burak Sergen gibi iyi bir tiyatro ve dizi oyuncusuyla (Ona takılmanı ve sakinleştirmeni izlemek çok zevkli!) oynamak nasıl? Seni yönlendirdiği, hiç karıştığı oluyor mu?

Burak Ağabey çok büyük bir usta. Oyunuma kesinlikle müdahale etmiyor ama zaten o kadar iyi oynuyor ki doğal olarak yönlendirmiş oluyor.

“BENİ OYUNCULUĞA YÖNLENDİREN TEMEL MOTİVASYON GÖZLEMCİLİK” 

30’larında olmana rağmen dizide aslında yaşça daha büyük bir kadını oynuyorsun. Çevrendeki kadınlar, 50’lerini geçkinler, ayrıca bu yaşta torunun var!  Yaşının genç olduğunu tahmin etmek güç değil ama o yaşlara da yakışıyor, halini tavrını yakıştırmayı biliyorsun. Benim galiba oyunculuğunda en sevdiğim şeylerden biri bu. 

Teşekkür ederim, Nilüfer. Gözlemcilik insanın içinde olan bir şey. Bunu sonradan geliştirmek zor. Beni oyunculuğa yönlendiren temel motivasyonun da bu olduğunu düşünüyorum. Oyunculuk farklı kimliklerde, farklı mahallelerde, farklı devirlerde ve yaşlarda gezinmeyi gerektiren bir yolculuk. Bunun içini de hem gözlemle hem de kendi özelliklerinizle dolduruyorsunuz. Her zaman, her rolde mümkün olmayabilir. Ancak Gönül’e, onun dünyasına ve yaşına iyi uyum sağlamış gibiyim.

Bu arada kızını oynayan Melis Sezen ile de birbirinize ana kız olarak cuk oturduğunuzu söylemeliyim. Birlikte çok sahneniz oluyor. Nasıl geçiyor, eğleniyorsunuzdur mutlaka!

Melis çok tatlı ve çok yetenekli bir insan. İkimizin de muzip bir damarı var. Bazen gülmemek için gözlerimizi birbirimizden kaçırdığımız oluyor. Birlikte çok eğleniyoruz. Sahnelerimizde çok rahatız çünkü birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Bu da büyük bir şans. Sadece Melis de değil bu dizide birlikte rol aldığım insanlar açısından kendimi çok şanslı hissediyorum.

Ekranda estetik görünmek gibi bir kaygın var mı? Herhangi bir müdahale yaptırmayı düşündün mü, düşünüyor musun? Oyunculukta bu sence bir dezavantaj mı?

Ekranda karakterin görünmesi gerektiği gibi görünmeyi öncelik kabul ediyorum. Dolayısıyla sürekli estetik görünmek gibi bir kaygım yok. Şu ana kadar (botoks dışında) herhangi bir estetik operasyon geçirmedim. Ama buna karşı olduğum anlamı çıkmasın. Bence herkesin özellikle de oyuncuların gerektiğinde bilimin sunduğu olanaklardan yararlanması gerek. Gerekli gördüğüm noktada ben de yaptırmayı düşünürüm.

Takıntıların var mı? Hayata hep pozitif yaklaşabiliyor musun?

Herkes kadar benim de takıntılı olduğum konular var.  Kendi düzenim, yaşam alışkanlıklarım ve mahremiyetim konusunda takıntılıyım diyebilirim. Hayata hep pozitif yaklaşmıyorum. Bunu da biraz sıkıcı buluyorum zaten. Hayat inişleri çıkışları, yağmurlu ve güneşli günleri olan bir yolculuk. Bunun her anına aynı duyguyla yaklaşmak bence samimi de olmaz. Pozitif ve mutlu olabildiğim zamanlara daha sıkı tutunduğumu söyleyebilirim.

Seni sokakta görüp de maskeye rağmen tanıyanların tepkisi nasıl oluyor?

Yaşadığımız dönemin kostümüyle sokakta annem de görse tanımayabilir beni. (Gülüyor.) Tanıyanlar oluyor tabii. Bazen “Ah sen yok musun” edasıyla müstehzi gülüşler oluyor. Karakterle bir husumetleri olduğunu ama bir taraftan da onu sevdiklerini hissettiriyorlar.

Setten fırsat bulduğun anlarda neler yapıyorsun? Diğer dizileri, filmleri takip ediyor musun?

Çalışma tempomuz hayli yoğun. Kedilerimle vakit geçiriyorum. Bu dönemde bana onlardan daha iyi gelen hiçbir şey yok. Okumaya ve yazmaya vakit ayırmaya çalışıyorum. Bir şeyler izlemeye son zamanlarda pek fırsat bulamıyorum. Bu yoğun dönemde fırsat bulup izleyemediğim filmleri izliyorum. Dizilerden son olarak “Bir Başkadır”ı ve “Lupin”i izledim.  Bir de “Masumlar Apartmanı”nı izliyorum. Ezgi ve Merve gerçekten çok etkileyici bir performans sergiliyor.

Sevdiğin, ilham aldığın oyuncular kimler?

İlham yönünden her oyuncudan hatta her insandan biraz beslendiğimi söylesem yanlış olmaz. Yeteneğine hayranlık duyduğum, rol model gördüğüm isimler de var ama saymakla bitmez. Beni en çok heyecanlandıran oyunculara örnek olarak Meryl Streep, Marlon Brando ve Viola Davis’i sayabilirim.


Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Bilmem acaba senin var mı; ajanda ya da not defteri tutar mısın?

Çocukluğumdan beri en sevdiğim şey günlük tutmaktır. Bunu hâlâ kalemle yazarak yapmaya devam ediyorum. Kırtasiye reyonlarında çok fazla zaman geçiriyorum. Beni mutlu etmek isteyen bana defter alabilir. (Gülüyor.)

Ajanda, notdefteri dedik madem… Yazıya değinmeden geçmeyelim. Oyunculuğun yanı sıra senaryo yazarlığın var bir de… Şu ara ya da geçmişte karaladığın bir şeyler var mı? Projeye dönüştürmeye düşündüğün falan?

Aslında yazmaya olan sevgim oyunculuğumdan biraz daha eskiye uzanıyor. Henüz okurla veya seyirciyle buluşmamış olsa da yazdığım hikâyeler, üzerinde çalıştığım çeşitli fikirler var. Biraz daha zaman ve enerji ayırarak onları değerlendirmek için sabırsızlanıyorum.

Tiyatroda oynamayı özlüyor musun?

Tiyatroyu, sahnede olmayı gerçekten çok seviyorum. Pandemi öncesinde de uzun süre sahneden uzak kaldım. O nedenle, özlemenin de ötesinde, burnumun direği sızlıyor desem yeridir.

Gönül’ün havasına uygun, tam da Gönül’ün beğeneceği bir başlık atalım böyle söyleşiye. Sence ne olsun?  

Bence her işi ehline bırakalım. Başlığı sen at. Gönül de her şeyi kontrol edemeyeceğini öğrenmeye başlasın. (Gülüyor.)

Konuğum olduğun için çok teşekkür ederim. 2021 şanslı gelsin…

Ben çok teşekkür ederim. Yeni yıl hepimize sağlık ve mutluluk getirsin.

OYUNCU NAZLI BULUM İLE DİZİLER VE TİYATRO ÜZERİNE…

YORUM YAP

You don't have permission to register