banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

OYUNCU NAZLI BULUM İLE DİZİLER VE TİYATRO ÜZERİNE…


Şu sıralarda “Sadakatsiz” dizisinde Nil rolüyle karşımıza çıkan Nazlı Bulum, aslında uzun zamandır yeteneğiyle göz kamaştıran bir isim. Oyunculuğundaki samimiyet ve doğallık, onu hiç kuşkusuz çok daha büyük yerlere taşıyacak. Nazlı Bulum ismini henüz keşfetmeyenlerdeniz yönünüzü sadece dizilere değil, pandemi bitince tiyatro sahnelerine de çevirin. Şimdi Ajandakolik’teki sohbetimize siz de eşlik edin…

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com

Bıcır bıcır, çok candan, hani fındık kurdu derler ya, tam da öyle! Whatsapp’ta yazışırken yıllardır iki arkadaş gibiyiz. Sonra beni arıyor, mutlu bir sesle set bitince cevapları göndereceğini söylüyor. Muhabbet ilerlemişken ben ona birkaç soru daha gönderiyorum, o yine dizi setinde, “Akşam mutlaka cevaplayacağım” diyor, cevapsız bırakmıyor, sıkılmıyor, unutmuyor. İlk olarak “Bartu Ben” dizisiyle çıkış yakalayan ve şimdilerde “Sadakatsiz” ile iyice tanınmaya başlayan Nazlı Bulum ile geniş zamana yayarak uzun uzun sohbet ettik.

Birkaç aydır Türkiye’nin nefesini tutarak izlediği bir dizide akılda kalıcı bir rolde oynuyorsun. “Sadakatsiz” dizisine katılman nasıl oldu?

Ortaya çıkan işi heyecanla takip edip samimiyetle sahiplenen, çok güzel ve geniş bir seyirci kitlesi oldu. Bu tabii ki mutluluk verici! Benden Nil karakteri için bir deneme çekimi istendiğinde, yönetmenimiz Neslihan Yeşilyurt ile kez tanıştığımda ve birlikte çalıştığımda, oyuncu yönetiminden de, role ve hikâyeye bakışından da çok etkilendim. Hemen bir bağ kuruldu aramızda. Sürecin başından beri tüm bileşenleriyle büyük heyecan duyduğum ve içinde yer almayı kalpten istediğim bir projeydi.

Dizinin orijinalini izlemiş miydin? Nil Tetik karakteri orada da var mıydı?

Var, evet.  Orijinal BBC prodüksiyonunda da etkin bir karakter, Kore adaptasyonunda da. Bizim uyarlamamızda Nil’in özgün bir geçmiş hikâyesi de
var ve bu karakterin yolculuğunu da genişletiyor.

“TEKİRDAĞ’DA ÇEKTİĞİMİZ SAHNELER OLDU AMA ÇEKİMLER İSTANBUL’DA” 

Set ortamında sıradan bir gün diyelim… Bize biraz yaşatsana atmosferini. Gerçekten Tekirdağ’da mı diye soranlar oluyor mesela. Nasıl geçiyor çekimler? En çok kimlerle anlaşıyorsun?

Doğru, bu çok merak ediliyor; Tekirdağ’da da çektiğimiz sahneler oldu ama İstanbul’da oluyor çekimlerimiz. “Sadakatsiz” genel ortalamaya göre bölüm süresi kısa olan bir iş ama haftalık bir yayın için yine oldukça uzun. Herkes ortaya koyduğu işin çizgisinin hep daha üstüne çıkmaya uğraşıyor bir yandan. O yüzden sette hep hummalı bir çalışma var. Neslihan Yeşilyurt Ve Benal Tahiri tarafından çok iyi yönetilen bir set. O yüzden ben sete hep çok mutlu ve coşkulu gidiyorum açıkçası. Oyuncu kadrosundaki herkesle denk gelmek bana ayrı bir mutluluk veriyor. Aylardır birlikte çalışıyoruz, varlıklarından mutluluk duyduğum arkadaşlar edindim ekipten. Taro’yla (Tarık Emin Tekin) çekimlerden önce prova yaptığımız bir sistemimiz var ki, set dışı bu paylaşımımızı çok önemsiyorum. Neslihan Yeşilyurt ve Cansu Dere ile ise bu serüvenin başından beri çok özel bir paylaşımı deneyimlediğimi tekrar tekrar hissediyorum ve buna müteşekkirim.

“DİZİ SÜRELERİ KISALSA TÜM İŞLERİN KALİTESİ DE ÇALIŞMA ŞARTLARI DA İYİ YÖNDE DEĞİŞECEK” 

“Haftalık bir yayın için oldukça uzun” dedin. Evet, bence bir dizi olarak da epey uzun hele ki reklamları da üzerine ekleyince… Peki pandemi döneminde bu sorun yaratmıyor mu?

Bu konuda en büyük zorluğu ekip yaşıyor ama oyuncular için de ilk seferde olabilecek en iyi performansı vermeye çalışmak zor bir durum. Süreler kısalsa tabii ki tüm işlerin kalitesi de çalışma şartları da iyi yönde değişecektir.
Covid dönemi set kurmak zor ve hassas bir konu. Bizim yapımcılarımız ve ekibimiz son derece özenli.
Dolayısıyla önlem almamız, kontrol altında tutmamız kolaylaşıyor. Bir de kalabalık kadrolu bir kastımız yok, çok nadir kalabalık gerektiren sahnemiz oluyor. Mekanlarımızın da çoğu camekan, havalandırmak mümkün oluyor.


“Sadakatsiz”, her ne kadar bir erkeğin sadakatsizliğini anlatıyor olsa da aslında kadın gücünü oldukça fazla vurgulayan ve bizim bu konuda ekranlarda görmeye pek alışık olmadığımız tavra sahip olduğunu düşündüğüm bir dizi. Başroldeki Asya karakteri belki gücünü sahip olduğu mevkii ve paradan da alıyor ama mesela senin canlandırdığın Nil de çok güçlü. Asya ile tanıştıktan sonra erkek arkadaşının şiddeti altında ezilmemek için direnen ve ona karşı gelmeyi başarmış bir genç kadın var karşımızda. Ne dersin?

Karakterlerin kırılmalarının birbirleriyle çarpıştığı noktalar bence çok etkileyici. Nil – Asya ilişkisi özelinde de, ilk bölümde Nil’in manipülatif bir aşk ilişkisinin denklemini, çıkışsızlığını, Asya’nın anlayamayacağını söylemeye çalıştığı bir yer var. Sorduğu sorulardan biri, “Kocanız paranızı çalıyor mu?” mesela. İlerleyen bölümlerde anlıyoruz ki, Volkan çocuklarının geleceği için ayırdıkları birikimle sevgilisiyle bir hayat kurmuş, bu iki farklı hayatı birlikte yaşıyor. Bu çok sert bir ihanet. Kimsesiz, eğitimsiz genç bir kadınla onun üst jenerasyonundan bir başhekimin hikâyelerinin kesiştiği her anı ve dolayısıyla güçlenen yol arkadaşlıklarını, birbirleri için aldıkları riskleri çok dokunaklı ve cesur buluyorum. Asya, Nil’in kaçtığı bir gerçekliği kendisine itiraf etmesine fırsat tanıyor ve ona koşulsuz yardım edeceğini söylüyor. Bu sayede Nil, hayatına dair karar verebilecek gücü kendisinde buluyor.

Evet, bir kadın dayanışması var burada. Bunu izlemek de bence seyirciye kendini iyi hissettiriyor. Ama bir dizide neredeyse tüm erkekler mi bu kadar sinir bozucu olur, canım! Çoğu kadın gibi ben de hem eski sevgilini oynayan Tarık Emin’e, Mert rolündeki Eren Vurdem’e ve  elbette ki Asya’nın kocası Volkan’a yani Caner Cindoruk’a “kıl”ız!

Bu üç karakter bence toplumda sıklıkla rastladığımız, bildiğimiz bir erkeklik halinin, üç farklı temsili gibi. Aşkı, cinselliği de; kini, kavgayı da saklanmak, kendilerini saklamak için kullanıyorlar aslında.

Nazlı Bulum ve “Sadakatsiz” dizisinde rol arkadaşı Tarık Emir Tekin.

Kesinlikle! Bu arada ben senin deyiminle Taro’yla (Tarık Emir Tekin) ile iyi bir uyum yakaladığınızı düşünüyorum. İleride ikili olarak bir şeyler mi yapsanız acaba?

Onunla böyle bir partnerliğim olduğu için çok şanslıyım bence. Karşılaştığım en çalışkan oyunculardan biri. Hem çok keyifli bir arkadaşlığımız oldu; birlikte eğleniyoruz, hem de birbirimizi motive ediyoruz. Nil ve Selçuk ikimiz için de çok kıymetli bir mesai ve hayatımızın odağında olup bizi zorladıkça da heyecanlanıyoruz. Ama bu hikâye bittikten sonra da tekrar bir araya gelelim isterim elbette.

“Sadaksiz”le sohbete başladık ama aslında senin dizilerinden çok tiyatro oyunculuğunu da konuşmak istiyorum. En iyisi oyunculuk kariyerine nasıl başladın, biraz anlatsana… 

Ataşehir Güzel Sanatlar Lisesi Tiyatro Bölümü’nde okurken başladım profesyonel hayatıma. DOT’ta  Emre Koyuncuoğlu’nun yönettiği, sevgili Cüneyt Türel ve Mine Tugay’ın oynadığı “Karatavuk” oyununda çocuk oyuncuydum. Aynı yıl “2010 Avrupa Kültür Başkenti: İstanbul” ve Galataperform’un ortaklığındaki “Liseli Gençler Oyun Yazıyor’ projesine katıldım. Bu projenin sonunda katılımcı beş kişiyle, Ceren Ercan’ın yönettiği performansları yazıp oynadık. Zamanla kolektif bir ekip olup sinema üzerine çalışmaya başladık. Bu arada Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nü kazandım, 2015’te de mezun oldum. Mezun olduğum yaz da “Köprüden Görünüş” oyunu için seçmeye girdim. O zamandan bu yana da Oyun Atölyesi’nde oynuyorum.

Oyun Atölyesi’nin üç sezondur oynayan ve pandemi nedeniyle ara veren oyunlarından “Kral Lear”da Haluk Bilginer ve Nazlı Bulum.

Ne büyük bir güzellik ve şans Oyun Atölyesi’nde olman! En son “Kral Lear”de Haluk Bilginer ile aynı sahneyi paylaşıyordun. Onunla çalışmayı tek bir cümleyle özetlesen…

Müthiş güvenli bir alanda, sonsuz deneme, risk alma şansı.

Shakespeare’in ünlü eseri “Kral Lear”da Nazlı Bulum, Cordelia – Soytarı rolünde. Haluk Bİlginer ise Lear’ı oynuyor.

Yakın zamanda tiyatroya destek için tasarlanan “Kral Lear” afişlerini imzaladınız. Benzer olarak, Moda Sahne de afişlerini satışa çıkarmıştı internetten mesela. Tiyatroya yeterince destek oldu mu sence? Sizin o imza gününden bahseder misin biraz?

Bütün ekip vapura binip tiyatroya yürümeyi, o kapıdan girmeyi o kadar özlemişim ki… Çok coşkulu bir ekibiz biz, birlikte çok güleriz. Kendimize has bir iletişimimiz, dengemiz var. Uzun zamandır birlikteyiz, iki yüze yakın oyun oynadık. O gün de bir yandan çalıştık bir yandan hasret giderdik. Güzel bir gündü.

Bu etkinlikten ancak çok küçük bir kazanç elde edilebilir, esas finansal problemleri çözmek için asla yeterli olamaz.

“BİZ TİYATROCULAR BU SALGININ YARATTIĞI TAHRİBATLARDA GÜNDEMDE YOKUZ” 

Pandemi dönemini özel ve bağımsız tiyatrolar açısından nasıl değerlendiriyorsun? Sence devletin herhangi bir katkısı olmadan bir çıkış yolu görünüyor mu?

Görünmüyor tabii ki.  Özel tiyatrolar, sahneler zaten büyük fedakarlıklarla ayakta kalıyor. İnisiyatifler çok zorlu bir çalışmayı, büyük bir saygı ve sükûnetle yürütüyorlar.  Ama biz tiyatrocular bu salgının yarattığı tahribatlarda gündemde bile yokuz uzun zamandır. Çok acı bu.

Eğer pandemi olmasaydı oyun hâlâ sahneleniyor olacak mıydı? Şu günler geçse de gelip sizi bir izleyebilsem…

Tabii ki, umarım!  Her zaman bekleriz.

BluTv’de izleyebileceğiniz “Bartu Ben” dizisinde Bartu Küçükçağlayan ve Nazlı Bulum.

“BARTU BEN, HAYATIMIN ÖNEMLİ KIRILMA NOKTASIDIR”

Peki “Sadakatsiz”den önce ilk parlayışın “Bartu Ben” ile mi oldu?

Bence öyle. Her ne kadar tiyatro seyircisi, bağımsız sinema takipçisi beni tanısa ya da aşina olsa da, “Bartu Ben”de geniş bir oyun alanım vardı benim. Birçok yönden hayatımda önemli bir kırılma noktasıdır diyebilirim.

O proje internet içindi. Internet medyacılığını nasıl buluyorsun? Televizyondan en büyük farkı sence?

Sadakatsiz’den hemen önce yine Blu TV’de seyredebileceğiniz “Yarım Kalan Aşklar”ı tamamladık. Dijital projelerde hikâyenin tümünü en baştan tasarlama ve çalışma şansı var ve bu, üretim biçimini sinemaya yaklaştırıyor. Bir de yeni biçim ve içerik arayışı var dijital mecralarda. Bu yüzden artması, oyuncu olarak da, seyirci olarak da heyecan verici benim için.

Katherine Hepburn’ün “Bu işe başladığımda, ne oyuncu olmak ne de oyunculuğu öğrenmek gibi bir isteğim vardı. Yalnızca ünlü olmak istiyordum” diye bir sözü olduğu söylenir. Senin de böyle bir düşüncen oldu mu hiç? Ünlü olmak, parmakla gösterilmek senin için önemli mi? Bu diziyle öyle olduğunu varsayıyorum artık.

Bu ilgi çok güzel. Karakterimin sahiplenilmesi de çok değerli, tatlı geri dönüşler alıyorum. Oyunculuk uzun bir yol. Kendi zamanında, seni bir sanatçı, üretici olarak merak edip takip eden insanların çoğalmasına tanık olmak çok özel. Ün ise, yaptığın işle oluşmak zorunda değil, beklenmedik bir şekilde bir gün, bir süreliğine ünlü olabilirsin içinde yaşadığımız zamanda.

10 bölümden oluşan “Bartu Ben”in yönetmeni Tolga Karaçelik ve Nazlı Bulum, sağda. Dizinin başrol oyuncusu Bartu Küçükçağlayan ve Nazlı Bulum, bir sahnede solda.

“YAPTIĞI İŞİ KENDİSİ FARKINDA OLMADAN AŞAĞI GÖREN OYUNCULAR VAR”

Bak Marlon Brando da ünü münü boşverip  “Oyunculuk boş ve yararsız bir meslektir” diyor. Hele ki bu dönemde pek çok oyuncu belki de böyle hissetti, olabilir! Ya senin gibi genç bir oyuncu için oyunculuğun anlamını sorsam…

Oyunculuk; bu işi yapma motivasyonunun senin kim olduğunu belirlediği ve bunun kitleler tarafından da görülebildiği bir meslek. Bu yüzden bir oyuncunun görünür oldukça işine bakışı da maalesef değişebilir, üzerinde baskı hissedebilir; bu görünür olma haliyle baş edemeyen çok insan vardır. Ve yaptığı işi, kendisi farkında bile olmadan aşağı gören oyuncular da olabilir.

Önümüzdeki günlerde yeni bir şeyler var mı? Neler yapmayı planlıyorsun? Oyun yazarlığı veya senaristlik gibi yazıya yönelik bir çalışman var mı?

Bu yıl 2021 Rakılı Ajanda’ya yazdığım liste ile birlikte Bant Mag ile bir birlikteliğim oldu. Instyle dergisi için geçtiğimiz yıl çektiğimiz, yapımcılığını üstlenip oynadığım “Büyük İstanbul Depresyonu“nun sürecine dair bir yazı yazdım. Aynı zamanda Beyoğlu Sineması haftalık dergisi 1989’a bir filmden unutamadığım bir sahneyi yazdım. Ve yazabildiğim bir mecra olarak dergiyi çok sevdim.

Zeynep Dilan Süren’in yönettiği , Kübra Balcan, Şebnem Hassanisoughi ve Nazlı Bulum’un oynadığı “Büyük İstanbul Depresyonu” adlı kısa Saraybosna Film Festivali’nde En İyi Öğrenci Filmi seçildi.


Şu “Büyük İstanbul Depresyonu”nu da merak ediyorum. Biraz onu anlatır mısın?  

Zeynep Dilan Süren’in yazıp yönettiği, Kübra Balcan ve Şebnem Hassanisoughi ile oynadığım ve aynı zamanda yapımcılığını üstlendiğim kısa metraj filmimiz bizim. İstanbul’da okudukları üniversitelerden mezun olalı birkaç yıl geçmiş ve işsizlikle boğuşmakta olan iki genç kadının iki gününe odaklanıyor. İstanbul Film Festivali’nde açılışımızı yaptıktan sonra Uluslararası prömiyerimizi dünyanın en prestijli festivallerinden Saraybosna’da yapma şansına sahip olduk. Dilan bir de En İyi Öğrenci Filmi ödülüne değer görüldü filmiyle. Başından bu yana çok özel bir süreç oldu ikimiz için de bu film. Şu sıra festival yolculuğumuz devam ediyor.

Nereden izleyebiliriz?

Çoğu şu an pandemi sebebiyle online gerçekleşen gösterimlerimizden haberdar olmak için filmimizin instagram ve Twitter hesaplarını takip edebilirsiniz.

Şu klişe soruya cevap ver hadi: Dizi oyunculuğu mu, sinema mı yoksa ebedi aşkın tiyatro mu?

Gerçekten üçü de bambaşka deneyimler. Bir de o oyunun, dizinin ya da filmin ne olduğu, benim nasıl bir süreç geçirdiğim de çok önemli.  Ama evet, sahneden hiç kopmamayı diliyorum .

“TÜRKİYE’DE DE KADIN HAREKETİNDEN BAHSEDİYORUZ ARTIK. BU BANA UMUT VERİYOR”

Sadakatsiz dizisinde de erkek şiddetine rastlıyoruz. Hatta senin oynadığın Nil karakteri de buna maruz kalıyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de geçen yıl 300 kadın tanıdığı ya da tanımadığı erkekler tarafından şiddet görerek öldürülmüş. Her geçen gün artan şiddet olaylarına karşı neler söyleyeceksin? 

Açıkçası psikolojik olarak çok etkileniyorum. İçinden geçtiğimiz bu zorlu salgın döneminde zaten yaşadığımız bu çıkmazlık hissi ve kaygı, en çok bu haberlerle buluyor beni. Aklı selim herkes, “Hukuksal adalet istiyoruz, hemen, şimdi!” der. Şu anda dünyada ve Türkiye’de kadın hareketinden, taviz vermeyi reddetmekten bahsediyoruz artık. Bu bana umut veriyor.

Sence dizilerin bu konuda eğitimci bir yanı olabilir mi? Ekranlardaki diğer dizileri nasıl buluyorsun?

Toplumsal seyir alışkanlığımızı ve eğitim düzeyini ortaya koyduğunu düşündüğümde herhangi bir kurmaca içeriğin seyirciyi etkileme oranı üzücü aslında. Ama televizyon zaten doğası gereği insanı manipüle etmeye açık bir araç, evet. Bu yüzden televizyon içeriğinin ve seyirciyle etkileşiminin konuşuluyor ve tartışılıyor olması çok önemli. O zaman yazan ve çeken kişiler, şirketler de başka bir algıyla üretebilir. Bu sezon uzun zamandır devam eden biçim ve hikâye tekrarında bence bir kırılma oldu. Seyretmeye pek vaktim olmuyor ama var olan ve gelecek işleri takip etmeye çalışıyorum.

O zaman sorayım; bu aralar en çok neyi izleyip çok sevdin?

“I May Destroy You” ve “I Hate Suzie” son dönemde beni en çok etkileyen diziler. En son seyrettiğim film “Hayaletler”. Uzun zamandır seyretmeyi bekliyordum, çok da sevdim.

Neyi dinleyip sürekli loop’a düştün?

Şu sıra pek bir şeyi loop’a almıyorum, müzik konusunda inanılmaz karışık bir dinleme düzenimin olduğu bir dönemdeyim ama ilk bölümü çıkardıkları günden beri Kalt Podcastlerini loop’a alırım.

Neler okuyorsun?

Adalet Ağaoğlu’nun “Damla Damla Günler”ini ve Pınar Öğünç’ün Beterotu’nu okuyorum.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var: Ajandan ya da not defterin var mı? Varsa içinde neler var?

Ergenliğimden bu yana her daim iki defterim ve bir ajandam oldu. Ajandalarımı daha sade kullanırım, defterlerim karışıktır. Hem içerik olarak hem de kullanım olarak. Çok not alan biriyim. Defterlerim günlük gibi de olur, detaylı ajandam da olur. Seyrettiğim bir şeyle ilgili hislerimi de ona yazabilirim.

Nazlı Bulum (ortada) ve Oyun Atölyesi oyuncuları.


Sanatın hayata en büyük katkısı…

İnsanın hayata bakışını değiştirebilme gücü.

Yeni yılın umudunu taşıyanlardan mısın yoksa senin için yıllar sayıdan mı ibaret mi?

Yılbaşı ve doğum günüm yakın zamanlarda. İkisini de öyle ya da böyle kutlarım ve önceki yıllarda da o günleri nasıl geçirdiğimi hatırlarım.

Aaaa o zaman duble mutlu yıllar, Nazlı! Bir Oğlak olarak mantığınla hareket ettiğini söyleyebilir miyiz? Yoksa burçlar yalan, sen duygularının kadını mısın?

Astroloji konusunda bilgili değilim, o yüzden bilmiyorum gerçekten. Aldığım kararların duygusal mı mantıkla mı olduğu, kararın neyle ilgili olduğuna göre inanılmaz değişiyor.

Galiba en iyisi de öyle! Peki şu yaşadığımız çağda en çok nelerin değişmesini istiyorsun?

Gündelik hayatta eril hegemonyanın normalize edildiği her an ve durumun, iklim krizinin değişmesini istiyorum.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media