Advertisement Advertisement
ayak analizi

FİLMEKİMİ NOTLARI: “AYDINLIK HAYALLERİMİZ” VE “EMILIA PEREZ”


İKSV tarafından 23. defa düzenlenen Filmekimi, 4-13 Ekim arasındaki İstanbul gösterimlerine devam ediyor. Bu yazımda ise Payal Kapadia’nın Cannes’da Jüri Büyük Ödülü kazanan Aydınlık Hayallerimiz filmi ile Cannes’da Jüri, En İyi Kadın Oyuncu (Zoe Saldana, Karla Sofia Gascon, Selena Gomez) ve En İyi Müzik ödülünü kazanan Jacques Audiard’ın yönettiği Emilia Perez filmlerinden bahsedeceğim.

 

YAZI: AHMET DUVAN
ahmetduvan15@gmail.com


Aydınlık Hayallerimiz (All We Imagine As Light)

Otuz yıl sonra Cannes ana yarışmasına seçilen ilk Hint filmi olan “Aydınlık Hayallerimiz”, kadın olmaya ve kadının şehirdeki konumuna dair kusursuz bir perspektif sunuyor. Yönetmen Payal Kapadia, yaratıcı bir belgesel olan “Hiçbir Şey Bilmediğimiz Bir Gece”den sonra Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü kazanarak beyazperdeye dönüyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Kani Kusruti, Divya Prabha, Chhaya Kadam, Hridhu Haroon yer alıyor.

“Aydınlık Hayallerimiz”, Mumbai’de ekonomik zorluklar, hayal kırıklıkları, toplumsal normların gölgesi altında bir hayat sürmeye çalışan üç kadının hikayesini anlatıyor. Film, neredeyse kurmacadan koparak bir belgesel edasına bürünüyor. Dile getirdikleri, hayatın içerisinden oldukça gerçekçi bir kesit niteliği taşıyor. İzlediğimiz kadınların tasvirleri, aynı hastanede çalışan farklı kuşaktan olan üç hemşire üzerinden yapılıyor. Bu farklı yaş gruplarına sahip kadınların hikayesi, birbirleriyle bağlantılı bir şekilde anlatılıyor.

Prabha, çalışmak için Almanya’ya giden kocasından yaklaşık bir senedir haber almamaktadır. Prabha’nın ev arkadaşı Anu, ailesinin ve çevresinin onaylamayacağını bilmesine rağmen, Müslüman bir erkekle gizli ilişki yaşamaktadır. Parvaty ise kocasının kaybından sonra kentsel dönüşüm yüzünden evinden çıkarılma tehlikesi altındadır. Bu üç kadının birbirine vereceği cesaret, hikayelerinin nasıl devam edeceğini gösterecektir.

Payal Kapadia, ele aldığı kadın karakterler üzerinden Hindistan’ın Mumbai şehrinin iç dünyasına girerek izleyiciye görsel ve işitsel bir şölen yaratıyor. Filmin kendine özgü şehir içi temposu, hikayenin sade atmosferini oluşturuyor. Diledikleri hayatlara ve hayatlarındaki erkeklere istedikleri gibi kavuşamayan üç kadın, birbirleriyle olan paylaşımları üzerinden diledikleri hayata kavuşuyor. Film, fazla bir şey söylemeden tüm derdini anlatmayı başarıyor. Bunu, kadrajının içine aldığı ufak detaylarla yapıyor. Karakterlere dair anlatımlar sınırlı olsa da hepsine fazlaca hakim oluyoruz. Her şey yerinde ve gerektiği kadar anlatılıyor. Yalnızlık, özgürlük, kavuşma kavramlarının ifade edilişi, filmin anlatım gücünü artırıyor. Hikaye, güçlü bir bağlanma temasını işlerken içinde bulunduğu kültürün bu bağı nasıl olumsuz etkileyebileceğine de değiniyor. Prabha, yozlaşmış bir toplum içerisinde genç ve cinsel arzularının odağında kalan Anu’ya karşı manipüle ediliyor. Aralarında suçlayıcı ve ayrıştırıcı bir tartışma yaşanıyor. Ancak daha sonra Prabha, aslında kendi imkansızlıklarının bu öfkeye sebep olduğunu anlayarak bu durumu aşıyor. Film, karakterlerin değişimlerini onların iç dünyasından yansıttıkları ile çözüyor ve bunu gündelik hayatın içinden detaylarla destekliyor. Prabha’nın eve hediye olarak gelen kırmızı pilav makinesini kucaklayışı, duyguların tasvirini kusursuzca sunarken sinemanın büyüsü de tam burada devreye giriyor; sözle anlatılması eksik kalacak duygular en yoğun şekilde tasvir edilerek bize aktarılıyor. Aydınlık Hayallerimiz, şehrin sakin ve bir o kadar kaotik ritmiyle üç kadını şehir üzerinden dans ettiriyor. İlk saniyesinden, sonuna kadar tecrübe edilmesi gereken farklı bir deneyim sunuyor.

Emilia Perez

Paris, 13. Bölge (2021), Pas ve Kemik (2012), Yeraltı Peygamberi (2009) gibi önemli filmlere imza atan usta yönetmen Jacques Audiard, 3 yıllık bir aranın ardından yeni filmi Emilia Perez ile beyazperdeye geri dönüyor. Müzikal bir suç draması olan filmin başrollerini ise Zoe Saldana, Karla Sofia Gascon, Selena Gomez paylaşıyor. Filmin Cannes’da aldığı ödüller ve övgüler, tüm büyük sinema haber sitelerinin Oscar ödülleri için “En İyi Film” tahminlerinde üst sıralarda yer vermesi filme dair beklentileri artırmıştı. Ancak Emilia Perez için, şu ana kadar Filmekimi listemde yer alan kusurlu işlerden biri olduğunu söyleyebilirim.

Emilia Perez hikayesini kadınların odağına kuruyor. Başarılı bir avukat olan Rita, Meksikalı kartel lideri Manitas Del Monte tarafından kaçırılır. Manitas, Rita’dan kendi ölümünün kurgulanmasına ve cinsiyet değiştirme operasyonuna yardım etmesini ister. Manitas, adına tasarlanacak sahte ölümünün ardından yalnızca arzuladığı hayatı yaşamak istemektedir.

Emilia Perez, birçok şey olmayı deneyip bunu başaramayan filmlerden bir tanesi. Yönetmen Audiard, ilk başta opera olarak tasarladığı filmini müzikal bir suç draması olarak gerçekleştiriyor. Meksikalı bir uyuşturucu karteli olan Manitas, avukat Rita’nın yardımıyla cinsiyet değiştirme operasyonu geçiriyor. Aldığı hormon tedavileri ile beraber hayatına kadın bedeninde devam ediyor. Adının artık Emilia Perez olduğunu belirtiyor. Emilia, avukatla yeniden karşılaştıkları sahnenin ardından bir anda kaybolan insanların bulunması için bir dernek kurup “iyi bir insan” olmaya karar veriyor. Film, Emilia’nın bu kararı gibi tüm kırılma anlarına ve karakter değişimlerine direkt inanmamızı istiyor. Bize bu olayların gelişimini anlatarak ikna etmeyi tercih etmiyor. Eski eşi Jessi (Selena Gomez) ve iki çocuğu, Manitas’ın ölmüş olduğuna inanıyor. Emilia ise onlara kendisini Manitas’ın kuzeni olan Emilia Perez olarak tanıtıyor. Jessi, çocuklar ve Emilia aynı evde yaşamaya başlıyor. Hikaye, bir nevi pembe diziye dönüşmesine rağmen bir yandan da dramasıyla ciddiyetini korumaya çalışıyor. Finale doğru gelişen çatışma ve müzikal sahneler, filmi kontrolden çıkan bir kaosa sürüklüyor. Her bir sahne, anlatı olarak önceki sahneyle aynı tonda ilerlemiyor, çünkü filmin inandırıcılığı, hedeflediği ciddi dramıyla uyuşmuyor.

Filmin cinsiyet operasyonu ve trans bir bireye bakış açısı ise başka bir tartışma konusu. Audiard, başrolüne aldığı trans karakter üzerinden bir dram yaratmak istiyor. Bu niyeti, duygusal sahneler ve izleyiciye yoğun bir şekilde boca ettiği dramatik unsurlardan belli oluyor. Ancak hikaye, Emilia karakterinin benliğini kazandığı operasyonun hemen öncesi ve sonrasını derinlemesine ele almıyor. Karakterin iç dünyasını ve düşüncelerini anlatmayı tercih etmiyor. Trans bir bireyin yıllarca verdiği fiziksel ve psikolojik mücadele sonrası kavuştuğu benliğine dair yaşadığı duygularını ve düşüncelerini rahatlıkla ele alabilecekken bunu yapmıyor. Bu durum şu noktada tartışılır hale geliyor: Film neredeyse ilk yarısı boyunca bu ameliyat üzerinden bir hikaye kuruyor ama ameliyat sürecini pembe dizi gibi geçiştirerek atlamayı tercih ediyor. Ayrıca, Emilia’yı sinemadaki klişe trans tasvirine sokup cinsiyet değişimi üzerinden ailesinin yıkılmasına ve yok olmasına neden olan bir persona olarak ele alıyor. Karakterin duygu değişimleri, empatiden uzak, karikatürize bir bakış açısıyla işleniyor. Filmin karakterlere olan yüzeysel yaklaşımı, trans operasyonu meselesini nasıl ele aldığına fazlasıyla yansıyor. Tüm bu eksikliklere rağmen filmin başrolleri Zoe Saldana, Karla Sofia Gascon ve Selena Gomez filmin tek olumlu tarafı oluyor. Oyuncular, hem müzikal hem de melodram sahnelerinde başarılı performanslar gösteriyorlar.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media