GAZETECİ AYSUN ÖZ’DEN BEYAZ YAKANIN SAYISIZ TONU: “OFİSTİKE ŞEYLER”


Ekranlarda kültür sanat üzerine hazırlanan nadir programlardan “Ne Yapsak”ın sunucusu, deneyimli gazeteci Aysun Öz, ilk kitabı “Ofistike Şeyler”de, Karl Marx’tan Ahmet Hamdi Tanpınar’a uzanan, edebiyattan, sinemadan, görsel sanatlardan, müzikten, bilimden birçok isimden yararlanarak bir “günümüz insanı” portresi çıkarıyor ortaya.

YAZI: Burak Soyer
soyerbrk@gmail.com

Deneyimli gazeteci Aysun Öz’ün kaleme aldığı “Ofistike Şeyler”, çağın saydam patronları beyaz yakalılara ve onların “yaşam alanı” ofislerde olup bitenlere içeriden, keskin gözlerle bakan bir kitap. Öz’ün kendi tecrübelerini ve gözlemlerini, edebiyatla, sinemayla, görsel sanatlarla, bilimle örneklendirerek sağlam bir zemine oturttuğu “Ofistike Şeyler”, “günümüz insanı” diye adlandırdığımız çoğunluğun bir portresini çıkarıyor.

1980 yılında doğan Aysun Öz, ilk ve ortaöğrenimini İzmir’de tamamlamış. 1997 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne giren Öz, üniversite eğitimi devam ederken okulun haber ajansı MİHA’ya katılmış. Meslek hayatına 2000 yılında Sabah gazetesinde başlamış. 2005 yılında Akşam gazetesine geçerek gazetenin hafta sonu eklerinin yazı işleri müdürlüğü görevini üstlenmiş. 2014 yılında da Habertürk’ün hafta sonu eklerinin yayın yönetmeni olmuş. 2018’den beri Habertürk TV’de yayımlanan “Ne Yapsak” programında, Türkiye ve dünyadan kültür sanat haberlerini ekrana taşıyan, özel konuklarla röportajlar yapan Aysun Öz’ün ilk kitabı “Ofistike Şeyler”, Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. Teknolojik çağla beraber dünyadaki çalışan nüfusun epey bir geniş bir kısmını oluşturan “ofis insanları”na ya da literatürdeki kullanımıyla “beyaz yakalıların” hayatına içeriden bir bakış atan “Ofistike Şeyler”, üzerinde çokça çalışılmış, bolca kaynakla zenginleştirilmiş, Öz’ün gazetecilere has diliyle akıcı hale getirdiği, işlediği konuya pek çok farklı açıdan bakan bir kitap.

Kişisel gelişim, “rakıya çıkma”, “akışta kalma” vs…

Aysun Öz, sağlam bir ofis eleştirisiyle başlıyor kitaba. Covid-19’un başrolü üstlendiği içinde bulunduğumuz felaket atmosferine, göç ekonomik sorunlar, savaşlar, depremler, seçim, rant ve aklımıza gelen aşağı yukarı her şeyin bir dert olarak eklenmesi karşısında ellerindeki kahvelerden başka bir dayanağı olmadan seyre dalan “ofis insanlarının” hali pür mealini, konunun muhataplarını yeterince uyuz edecek bir şekilde izah ediyor. Dünya işlerine kafa yormayı üniversite sıralarında bırakıp artık onların elinden çıkan bir çağda, söz haklarını kişisel gelişimden, “rakıya çıkmaktan”, “akışta kalmaktan”, “hız”dan, yogadan, meditasyondan, sosyal medyanın kolpa dünyasında izlenen, konuşulan, dinlenen taraftan kullanmakta bir beis görmeyen narin ruhların bu acımasız dünyada neler çektiklerini, tek bir tuşla nasıl gözden çıkarılabileceklerini de sağlam dayanaklarla anlatan kitabın, bu haliyle “tarafsız” bir vaziyette pozisyonunu koruduğunu söylemek mümkün. Onların sakal-bıyık arasında kalmışlıklarının da haklı sebepleri olduğunun altını çizen Aysun Öz, bunları örneklerle ve sağlam kaynaklardan edindiği istatistiksel verilerle önümüze koyuyor.

Beyaz yakalıların dayanılmaz yorgunluğu

Aysun Öz’ün kitabın henüz başında aslında hepimizin bildiği, temas halinde olduğu şu tespiti önemli. Şöyle diyor Öz: “Bir virüs dünyayı avcuna alırken kahve kupalarına sarılıp endişelerini lüzumsuz abartılarla sahnelemekten çekinmeyen ofis insanlarını görünce, bilinç krizine karşı insan biraz umutlanır gibi oluyordu. Ama kahveler bitince aynı insanların bu kez ucuz komplo teorilerine, doğanın insafına nasıl da sarılıverdiğini izlerken hayal kırıklığına uğruyordunuz. Laf nasıl olup “dünya nüfusunu dörtte bire indireceklerden”den “kafeye, kulübe gidemez olduk, bir alışveriş keyfimiz vardı o da yok artık”a geliyor, şaşırıyordunuz. Günler böylece birbirini kovaladı. Başka kötü haberler geldi. Göç, savaş, pahalılık, deprem, seçim derken dünya, ülke, kent, nihayet plazalar, ofisler daha tatsız yerler oldu. Ağır bir seçim sürecinde yine en çok beyaz yakalılar yoruldu ama yine yoruldukları kadar da durumu yorumlayamadılar.”

Bu devirde her şey “business”

Bu alıntı aslında kitabın özeti olarak okunabilir. Zira Öz’ün de kitabın ilerleyen sayfalarında belirttiği gibi kafası müthiş karışık beyaz yakalıların bir “yorumlayamama” sorunu var. Daha doğrusu “yorumlama” işini ekranda, telefonda, Twitter’da, Instagram’daki “referanslarından” alıp mevzuyu izah etmekten bıkmadıkları için sözde bireysel özgürlük veya mutluluk, adına ne derseniz deyin, ona sarılarak ruhsal mastürbasyonlarıyla günü devirmek için yırtınıyorlar. Bu kadar tüketim, her yere, her şeye bu kadar saldırma da bu yüzden. Çocukları da dahil her şeyi -Öz’ün deyimiyle- “business” olarak gören bir zihniyet içinde güzel şeyler de olmuyor mu peki? Oluyor elbette. En azından bu kısmı ifşa edip kitabın foyasını iyice çıkarmadan yazıya noktayı son cümleyle koyalım: Aysun Öz, ilk kitabı “Ofistike Şeyler”de, Karl Marx’tan Ahmet Hamdi Tanpınar’a uzanan, edebiyattan, sinemadan, görsel sanatlardan, müzikten, bilimden birçok isimden yararlanarak bir “günümüz insanı” portresi çıkarıyor ortaya. Kaynaklarına eklediği kendi yorumlarıyla, kitabı zenginleştiren Öz, ucu herkese dokunan, iyi ki de dokunmuş dedirten “şeyler” anlatıyor…

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media