banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

BETÜL AVUNÇ: “ÇOCUKLAR ‘İKİZ GEZGİNLER’ KİTAPLARIMLA KÜLTÜREL MÜRASLARINA SAHİP ÇIKMAYI ÖĞRENİYOR”


Genç kuşakların Anadolu’nun tarihsel ve kültürel mirasını tanımasında, çocukların arkeoloji ve mitolojiyi sevmesinde payı olan yazarlardan Betül Avunç, kendi ikiz çocuklarıyla yaptığı seyahatlerden ilham alarak yazdığı İkiz Gezginler’in maceraları ile ilham olmaya devam ediyor. Aynı zamanda arkeolog olan Avunç ile Tudem Yayınları’ndan çıkan serinin son kitabı “İkiz Gezginler Yeşillikler Ülkesinde” bahanesiyle edebiyat ve arkeoloji üzerine sohbet ettik.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com 

İkiz Gezginler serisini ilk ne zaman yazmaya başladınız? Nasıl ortaya çıktı? Kim bu İkiz Gezginler; Peri ve Ege’yi yazarından dinleyelim…

İkiz Gezginler’in serüvenlerini ilk 1994 yılında, öyküler halinde yazmaya başladım. İkiz kardeşler Peri ile Ege’nin yurdumuzun arkeolojik alanlarındaki bu gezi öyküleri önce Milliyet Çocuk Dergisi’nde “İkiz Gezginler Peri ve Ege” başlıklı sayfada yayımlanmaya başladı. Bir süre sonra öyküleri roman kurgusuyla kitaplaştırdım, bu kitap da “İkiz Gezginler’in Serüvenleri” adıyla 1996 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. Önceleri bunu tek kitap olarak düşünmüştüm, ama yayınevinin çocuk edebiyatımızda arkeoloji-mitoloji-gezi temalarını içeren kitaplara rastlanmaması nedeniyle bu alanı açmak için serüvenlere devam etmemi önerdi. Bunun üzerine İkiz Gezginler serisi doğdu. Bu serinin kahramanları Peri ile Ege, kendi çocuklarımdır. Arkeolog bir anne olarak ikizlerimi klasik mitolojinin çocuklara uygun öyküleriyle büyütmüştüm. Derken eşimle birlikte onları bu öykülerin doğduğu yurt köşelerinde, ören yerleri ve kazı alanlarında gezdirmeye başladık.

“ÇOCUKLARIMIN KÜÇÜK YAŞTAN İTİBAREN BU KÜLTÜREL HAZİNENİN DEĞERİNİ BİLMELERİNİ İSTİYORDUM”

O zaman bu serinin aslında biraz da sizin hikayeniz olduğunu söyleyebiliriz.

Evet evet, kesinlikle öyle. Çocuklarım çok şanslıydılar, çünkü her taşının altında bir efsanenin, her köşesinde bir antik kentin yattığı, sayısız uygarlığın iz bıraktığı eşsiz bir ülkenin çocuklarıydılar. Küçük yaştan bu kültürel hazinenin değerini bilmelerini ve mirasçısı olarak gelecekte ona sahip çıkmalarını istiyordum. İkizler, öyküsünü bildikleri veya gezerken yeni efsaneler öğrendikleri yerlerden çok etkilendiler. Yıkık surların, kırık sütunların arasında koştururken oraların efsaneleriyle renklendirdikleri oyunlar oynadılar. Kimi zaman Troya surları üzerinden savaşı seyreden Kral Priamos ile Kraliçe Hekabe, kimi zaman Kuretler Caddesi’nde koşturan Efesoslu iki çocuk oldular, kimi zaman da Frigya kırlarında Kral Midas’ın eşek kulaklı olduğunu herkese yayan başakların türküsünü dinlediler. “Tuttuğun altın olsun” deyiminin anlamını, dünün altın tozlarıyla çağlayan ırmağı Paktolos’un, bugünün Sartçay’ının kıyısında, Midas’ın bir başka öyküsüyle öğrendiler. Bu geziler sırasında tarih, arkeoloji ve mitolojinin yanı sıra, farkında olmadan coğrafyadan sanata, mimariye dek pek çok alanda bilgi ediniyor, ufukları genişliyordu. Onlar böyle gezip eğlenerek öğreniyorsa, bunu diğer çocuklar da yapabilir diye düşündüm ve İkiz Gezginler Peri ile Ege’nin onlara rehber olması dileğiyle, yukarıda anlattığım gibi, önce öykülerle başlayan ve arkeoloji, mitoloji, gezi temalarını harmanlayan serüvenler, kitap serisiyle sürdü. Yıllar yılları kovaladı, birkaç çocuğun içinde bile ışık yaksam ne mutlu diyerek çıktığım yolda, İkiz Gezginler 25 yıldır birkaç kuşak çocuğa rehberlik etti. Onlar şimdi birer yetişkin, ama kitaplarda hep çocuk kalarak okurlarıyla yaşıt olmaya, onlara ışık tutmaya devam edecekler.

Ne güzel! Çocukluğumda en büyük hayalim arkeolog ve yazar olmak ve hep gezmekti. Siz arkeolojiye nasıl merak sardınız?

Ben arkeolojiye “Tarihin Babası” olarak tanınan Herodotos sayesinde merak sardım. Onu bana tanıtan da altıncı sınıftaki tarih öğretmenim, adını hâlâ sevgiyle andığım Mualla Gür’dü. Yerine göre mitolojik, yerine göre tarihsel öykülerle bezeli bir tarih anlatır, bu dersi sıkıcılıktan kurtarıp ilgiyle dinlememizi sağlardı. Yıl sonunda bize Eski Çağ’da Bodrum’da yaşamış ve ilk tarih kitabını yazmış olan Herodotos adlı bir eski Yunan gezgininden söz etti. Onun “Herodot Tarihi” isimli kitabını yaz tatilinde okumamızı önerdi. Tatile çıktığımız gün “Herodot Tarihi”ni aldım ve eve döner dönmez o kocaman kalın kitabın sayfalarına gömüldüm. Bütün yaz evire çevire okudum, çok sevdim Herodotos’un masalsı bir dille anlattıklarını.

Ailenizde hiç arkeolog var mıydı? 

Hayır ama Herodotos’tan Halikarnas Balıkçısı’na ve bu alanın diğer klasiklerine uzanan yolum, arkeolojiyle mitolojinin büyülü dünyasına çoktan sokmuştu beni.

“ANADOLU, DÜNYADA EŞİ OLMAYAN BİR TARİH VE KÜLTÜR HAZİNESİDİR”

Ve sanırım sonrasında yolunuz İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü’ne çıktı…

Evet, orada çok rahat bir eğitim hayatım oldu, çünkü eski Yunan ve Roma dünyasında ne kadar tarihsel şahsiyet, mitolojik kişi, bölge, anıt vb. varsa neredeyse hepsinin adı ve öyküsü çoktandır ezberimdeydi. Arkeolojiyle üniversite sıralarında tanışan bir öğrenci için bu Latince ve Yunanca isimleri öğrenmek bile oldukça zahmetli bir iştir; bu bakımdan rahattım ve değerli hocaların derslerini not alma kaygısına düşmeden zevkle dinleme fırsatını buldum. (Çocuk kitabı yazmamın altında yatan önemli noktalardan biri de budur; klasik kültürü edinmeye çocukluktan başlamak gerekir. Önce kendimde, sonra çocuklarımda bunu deneyimlediğim için çocuk yazınına bu doğrultuda katkı vermek istedim. Çünkü klasik kültürü ve Batı uygarlığını oluşturan temeller bizim yurdumuzda yatar. Anadolu, dünyada eşi olmayan bir tarih ve kültür hazinesidir. Bunları bizim çocuklarımızın öğrenmesi, bu benzersiz mirasa sahip çıkması gerekir.)

Arkeoloji çalışmalarınız oldu mu? 

Okul zamanı yazın gittiğimiz öğrenci kazıları dışında mezuniyetten sonra sahada çalışmadım, arkeoloji yayıncılığına atılmayı seçtim. Çünkü bu alanda da arkeologlara ihtiyaç vardı, Türkçe arkeoloji literatürüne katkı sağlamak çok önemliydi. O zamanlar Türkçe arkeoloji yayınları çok kısıtlıydı, basılı kaynak kitap azdı. Uzmanlık alanı arkeoloji olan, sadece arkeoloji kitapları basan akademik yayınevleri yeni yeni yeşeriyordu bizde. Bunlardan biri de alanın öncülerinden Homer Kitabevi’ydi. Homer Kitabevi’nde önce çevirmen, daha sonra editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştım. Değerli akademisyenlerimizin, yerli ve yabancı seçkin arkeologların kitaplarına editörlük yaparak arkeoloji literatürüne katkı sağlamakla geçen yıllardan sonra, bu görevi tamamlayıp kendimi tamamen çocuk yazınına verdim.

Kitaplarınızda Anadolu’yu ailesiyle karış karış gezen Peri ve Ege çok şanslı. Onları okuyan çocuklar da. Şimdiye kadar nereleri gezdiler?

Peri ile Ege “İkiz Gezginler İstanbul’dan Bodrum’a” adlı kitapta Çanakkale, Edremit, Kaz Dağı, Ayvalık, Manisa, Salihli, Bintepeler, Efes’i gezdi. Çanakkale Boğazı’nı geçerken kanatlı koçun sırtında uçan kardeşleri gördüler gökyüzünde, Salihli’de büyülü yüzüğünü takınca görünmez olan Giges’le tanıştılar ve Batı Anadolu’nun bunlar gibi pek çok efsanesini yerinde yaşadılar. “İkiz Gezginler İstanbul’da” adlı kitapta yaşadıkları kent İstanbul’u gezdirdiler okurlara. Dünyanın en büyük üç imparatorluğuna başkentlik etmiş bu eşsiz kentin Sultanahmet Meydanı’nda Roma dönemindeki gladyatörleri izlediler, Ayasofya’da Bizans imparatorunun hayaletiyle şakalaştılar, Sultanahmet Camisi’nde Osmanlı’nın muhteşem çinilerini gördüler ve İstanbul’un farklı köşelerinde daha bir sürü serüven yaşadılar. Serinin “İkiz Gezginler Troya’da” adlı kitabında Çanakkale’deki antik Troya kentindeydi Peri ile Ege. Burada tanıştıkları Esin Perisi onları Troya efsanelerinin içinde dolaştırdı, Zeus’un sarayında bir düğün şölenine konuk oldular, Kaz Dağı’nda tanrıçalar arasında yapılan dünyanın ilk güzellik yarışmasını izlediler, derken kendilerini Troya savaşının içinde buldular. “İkiz Gezginler Güneş’in Sarayında” adlı kitapta ise Peri ile Ege’nin yolu bu kez bulutların tepesine, mitolojide Helios adıyla bilinen Güneş’in sarayına düştü. Orada Güneş’in oğlunun fantastik serüvenine katıldılar.

Serinin son kitabı “İkiz Gezginler Yeşillikler Ülkesinde” keşif rotasını bu defa Osmanlı’nın ilk başkenti Bursa’ya çeviriyor. Yine baş kahramanlarımız küçük çaplı maceralar yaşarken arkeolojik, mitolojik, tarihsel ve kültürel yönleriyle bir kenti daha keşfetmenin mutluluğunu ve merakını yaşıyor. Bu kitapta okuru neler bekliyor?

Bu kitapta da yine heyecan, merak ve keşif duygularını kamçılayacak, eğlenerek öğrenmesini sağlayacak ilginç serüvenler bekliyor okuru. Arkeoloji Müzesi’ndeki çenesi düşük İskelet Hanım, eski Anadolu’nun Ana Tanrıçası Kibele, Karagöz ile Hacivat, Uludağ’da kaybolan arkadaşını arayan dev adam Herakles, gizli haranın olağanüstü atları, su perileri ve daha pek çok kahraman İkiz Gezginler’le el ele verip okura Bursa’da heyecan dolu bir serüven yaşatacaklar.

Masalların gücünden de yararlanıyorsunuz bir yandan. Mesela bu kitapta Çekirge Sultan karşımıza çıkıyor. O kim?

Çekirge Sultan, Osmanlı Dönemi’nde Bursa’da yaşadığı söylenen ilginç bir adam. Adı, Bursa’nın Çekirge semtiyle yaşıyor hâlâ. O zamanlar kenti istila eden çekirgeleri kovup halkı kıtlıktan kurtararak bu semte adını vermek dışında kayıp eşyaları bulmakla da ünlüymüş. İkiz Gezginler Çekirge’de bir otelde kalınca, Çekirge Sultan’la tanışmaları ve efsanesini ondan dinlemeleri kaçınılmazdı.

“YAZARKEN BEN DE KİTABIN İÇİNDE HEYECANLA SÜRÜKLENMEK İSTERİM” 

Peki, çocuklara didaktik olmadan hem öğretici hem eğlendirici kitaplar yazabilmek için nelere dikkat ediyorsunuz?

Kendimin okumayı sevdiği tarzda yazıyorum diyebilirim. Aslında kitaplarımda anlattığım her şey bilimsel temellere dayalı. Bu konuları masalsı ve sürükleyici bir biçemde, gerçeklerle hayal gücümü harmanlayıp okurun da hayal gücünü ateşleyerek, bilgileri heyecanlı ve eğlendirici serüvenlere sarıp sarmalayarak verdiğim bir tarzım var. Özellikle dikkat ettiğim nokta sürükleyiciliktir. Yazarken ben de kitabın içinde heyecanla sürüklenmek isterim. Bunu bilen esin perim de önceden planladığım temel kurgu içinde birden gelişen sürpriz olaylar çıkarır karşıma. Okuru sürükleyen serüvenler farkında olmadan çok şey öğretir ona.

Serinin devamı gelecek gibi görünüyor, öyle değil mi? Başka hangi kentleri anlatmayı düşünüyorsunuz? Aklınızdaki rotayı neye göre belirliyorsunuz?

Evet, okurlar öyle istediği için serinin devamı gelecek. Okul söyleşileri ve imza günlerinde sürekli benden bunu isteyen sevgili çocukları İkiz Gezginler’in yeni serüvenlerden mahrum etmeye gönlüm razı gelmez. Aklımdaki rotayı gezdiğimiz yerlerdeki gözlemlerime ve buralarda esin perimin kulağıma fısıldadıklarına göre belirliyorum. Başka hangi kentleri anlatacağımı da esin perisi biliyor şimdilik.

Betül Avunç’un kitapları okul okul geziyor.


Bu kitaplar aynı zamanda yaşadığımız coğrafyanın tarihsel ve kültürel mirasını gelecek kuşaklara tanıtmak, çocuklara, gençlere arkeoloji ve mitolojiyi sevdirmek amacı da taşıyor. Peki değişen ve bozulan bir kültürel miras da söz konusu değil mi? Evrensel mirasa sahip çıkmak için onu korumamız gerektiği konusunda nasıl bir bilinçlendirme gerekiyor? Kitaplarınızda bu konuyu da işliyor musunuz?

Kitaplarım zaten başlı başına bu konuda gençleri bilinçlendirmeye yönelik, anlattıklarım tam da bunu işliyor. Daha önce de belirttiğim gibi, bu işe çocukluktan başlamak gerekir. Çocuklar benim kitap kahramanlarımla birlikte bu değerli toprakları gezerken eşsiz kültürel miraslarına sahip çıkmayı öğreniyorlar.

“YILLARDIR İKİZ GEZGİNLER’İN ROTASINA GÖRE GEZEN AİLELER, İKİZ GEZGİNLER GEZİLERİ DÜZENLEYEN OKULLAR VAR” 

Bir ülkenin kültürel veya tarihi mirasları, başka bir birlik tarafından korunma altına alınmadan varlığını sürdürebilmeli. Ancak ne yazık ki Türkiye’de UNESCO’nun listesinde olmayan pek çok tarihi ve kültürel varlığımız tehdit altında. Sizce sadece tarihimizi ve kültürümüzü koruma amacı güttüğümüz yakın bir gelecek olacak mı?

Elbette olacak. Bu konuyu çok önemseyen yeni kuşaklar geliyor artık. İkizlerimle ilk yaptığımız gezilerde ören yerlerinde onlardan ve birkaç yabancı turistin çocuklarından başka çocuk olmazdı. Bizlerin kendi tarihsel mirasımıza ilgisizliği beni çok üzerdi. Ama artık oraları gezen gençlerimiz çoğaldı. Bunda İkiz Gezginler’in de katkısı olduğu için çok seviniyorum hem bir arkeolog hem yazar hem de anne olarak. Kitaplarımın okullarda okutulmasının payı da çok büyük. Yıllardır İkiz Gezginler’in rotasına göre gezen aileler ve İkiz Gezginler gezileri düzenleyen okullar var, İkiz Gezginler üzerine yapılan tezler var. Bu konuda bilinçlenen yeni kuşaklar tarihimizi ve kültürümüzü koruyacak.

Sizce çocuk edebiyatı tarih ve kültürümüzü anlatma konusunda yeterince zengin mi? Bu kapsamdaki kitapları yeterli buluyor musunuz?

Son yıllarda bu alanda güzel kitaplar yazıldı, daha çok yazılmasını ve alanın büyümesini isterim.

 Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandanız veya not defteriniz var mı? Varsa içinde neler var?

Not defterimde İkiz Gezginler’in yeni bir serüveninin planı, bir öykü kitabının notları, tuvale geçireceğim bir yağlı boya resmin eskizleri, okumak istediğim yeni kitapların listesi ve ikizler tatile geldiğinde onlara pişireceğim birkaç sağlıklı yemek tarifi var bu ay.

Mitolojide en sevdiğiniz kahraman hangisi? 

Mitolojide en sevdiğim kahramanlar periler ve deniz kızları. Ağaç perileriyle su perilerine bayılırım. Bunda masalsever yanımla birlikte doğasever yanımın da büyük payı var. Ağaç perisi, ağacın canıdır. Ağaçla birlikte doğar, onunla birlikte ölür. Bunun için ağaçlara kıyamam, hiç kesilmesinler, içlerindeki perilerle birlikte hep yaşasınlar isterim. Irmaklar da hiç kurumasa, neşeyle oynaşan su perileriyle coşarak hep çağlasa, sakin göllerin dibinde uyuyan güzel perileri kimse rahatsız etmese… Deniz kızı da bir tür su perisidir. Ay ışığı denize vurduğunda, o gümüş pırıltıların arasında el ele dans eden iyi yürekli deniz kızları Nereid’leri görür gibi olurum. “İstanbul Perisi” adlı kitabımda, kahramanlarımla birlikte ben de onların arasındaydım denizin dibindeki sarayda. Kızıma Peri adını koymamın nedeni de bu mitolojik yaratıklara olan düşkünlüğümdür. İkiz kardeşi Ege ise büyüleyici efsanelerle dalgalanan Ege Denizi’ni simgeler.

Pandemi döneminde yazmak nasıldı, sizi nasıl etkiledi?

Pandemi döneminde yazmak bana iyi geldi. Eşim de uzaktan çalıştığı için ikimiz hep evdeydik. O çalışırken ben yazdım, akşam yazdıklarımı ona okudum, keyifle üzerinde konuştuk, fikir alış verişi yaptık. “İkiz Gezginler Yeşillikler Ülkesi’nde” böyle ortaya çıktı.

İkiz Gezginler’in yanı sıra üzerinde çalıştığınız başka bir hikaye var mı?

İkiz Gezginler serisinin yeni bir kitabı üzerinde çalışıyorum şu an. Onu bitirince belki bir öykü kitabına başlarım.

Konuk olduğunuz için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim. Sizin gibi bu alana ilgili ve bilgili bir gazeteciyle söyleşmek zevkti.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media