Advertisement Advertisement
ayak analizi

ANKARA AHİLERİ


Ankara kültürü ve zanaatinin gelişmesinde çok önemli bir yere sahip olan “Ankara Ahileri” üzerine…

YAZI: MURAT TOPRAK

ADALET
Ahî Evran, Letaifu’l Giyasiyye adlı eserinde, “Allah dünyayı beş şeyle tezyin etti,” der. Bunlar âlimlerin ilmi, idarecilerin adaleti, abitlerin (inananların) ibadetleri, tüccarın güvenilirliği ve dervişlerin tevekkülü…

Âlimin ilmi, gönül iklimlerini ısıtan, katı kalpleri yumuşatan, Çağı’nın insanlarını aydınlattığı gibi çağlar ötesine de adını yazdıran fikir ve düşünce neferleridir.

Hizmet yolunda harcanan ömürler büyük bir sabır, gönüllü bir teslimiyet ve sağlam bir şuur neticesinde başarıya ulaştığı gibi hezimete uğradığına da bu uğurda canlar verildiğine de tarihin tozlu saflarına baktığımızda şahit oluyoruz.

İdarecilerin adalet salahiyeti, toplumun geleceği için can damarı mahiyetinde. Adil idarecilerin yönettiği düzen dil, din, ırk fark etmeksizin haklıya hakkının verildiği, haksızın cezasını gördüğü, zorbaların sindiği, huzurun sağlandığı bir yönetimdir.

Böyle yönetimde abitler, ibadetlerini gönül rahatlığıyla yapar. Saygısızlık ve sevgisizlik azalır. Tüccar helale haram karıştırmaz. Dervişler derya deniz aşıp rahimi rahmanı tebliğ edip hakkı niyaz eder.

Makam ve mevki sahibi iken mütevazı olmak,

Güçlü ve kuvvetli olunca affetmek,

İkramda ve iyilikte bulununca başa kalkmamak,

Ahilik fütüvvet icazetnamesi, bu ilkeleriyle “Ya Hak” diyerek başlıyor.


FÜTÜVVET 

Fütüvvet, tasavvufta bir akım, dinî ve mesleki birlik, esnaf teşkilatı veya Anadolu’da 13. yüzyıldan bu yana görülen örgütlenmiş zanaatçılar ve esnaf birliklerine verilen isim olarak karşımıza çıkıyor.

Fütüvvetname ise bu kavramı ele alan eserler ile fütüvvet ve Ahi teşkilatlarının mesleki yönetmeliği şeklinde kaleme alınmış eserlerin ortak adı. Arapça, Farsça ve Türkçede pek çok fütüvvetname örneği var.

İsim Yazar Tarih Dil Tür
Kitâbü’l-Fütüvve Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî 11. Yüzyıl Arapça
Fütüvvetname Hâce Abdullah-ı Ensârî 11. Yüzyıl Arapça
Kabusnâme’nin Civanmerdi
başlıklı 40. Bölümü
Keykavus bin İskender 1082 Arapça
Fütüvvetname Hâce Abdullah-ı Ensâr 1089 Arapça
Risâletü’l-fütüvve Sühreverdi 12. yüzyıl Farsça
Tuĥfetü’l-veśâyâ Harputlu Nakkaş İlyasoğlu Ahmed 13. yüzyıl Arapça
Burgazi Fütüvvetnamesi
(Çobanoğllu Fütüvvetnamesi)
Yahya bin Halil bin Çoban el- Burgazi 13. yüzyıl Türkçe
Fütühname Müellifi bilinmiyor 13. yüzyıl Türkçe Manzum
Alâ-ül-Devle-i Semnanî 13. yüzyıl Farsça
Fütüvvetname Şeyh Eşref Bin Ahmed 14. yüzyıl sonu Türkçe Manzum
Fütüvvetname Şeyh Seyyid Gaybî oğlu Şeyh Seyyid Huseyn 15.

yüzyıl

Türkçe
 Miftahü’d-Dekâik fî Beyâni’l-Fütüvve ve’l-Hakâik

(Fütüvvetnâme-i Kebîr)

Razavi 1524 Türkçe Manzum
Fütüvvetname Esrar Dede 1796 Türkçe Manzum

 

Yahya bin Halil bin Çoban el-Burgazî, şimdiki bilgilerimize göre en eski Türkçe fütüvvetnamenin müellifi olarak biliniyor. Bu eser Türkçe olması nedeniyle önem taşıyor. Burgazi’nin yirmili yaşlarına kadar okuma yazma bilmeyen cahil bir kişi iken âlimlere ve ilime duyduğu aşk ile yanan biri olduğunu, yazdığı eserlerden öğreniyoruz. (Antalyalı Hoca Salahüddin mektebinde ders okumuş. Burada okumayı ve yazmayı üç aydan kısa bir zamanda öğrenmiş, bu duruma cümle halk ve üstadı hayran kalmışlar. Frenklerden birkaç kitap satın almış ve fütüvvet hakkında bir kitap yazmaya karar vermiştir.) (Gölpınarlı)

Yahya bin Halil bin Çoban el-Burgazî eserini Türkçe yazma sebebini de şöyle ifade ediyor: “Türk dilince yazduguma sebeb ol oldı ki Rum halkı ekser Türk diline mensubdur biz dahı Türk ıstılahı üzerine yazduk ta ki ekser halayık andan müstefid olalar.”


ŞECERE-NAME
Ahî şecere-nâmelerini Fütüvvet-namelerden ayıran özellik ise Şecere-namelerin hangi meslek grubu için yazıldığı ve o meslek gurubunun bütün kaidelerini anlatan belge niteliğindedir. Ahî şecere-nâmesi Ahi’nin diploması yerine geçmekteydi.

Şecere-nâmelerde ise daha çok Ahi’nin işlediği suçlar ve bunların cezaları ele alınıyor. Fütüvvet-nâmelerde ise Ahi’nin uyması gereken ahlâkî kurullar, erkân ve âdâb ele alınmış durumda. Bununla ilgili olarak, Ahî Sinan Türkçe Şecere-nâmesi’ndeki şu ibareler bunu gösteriyor:

“On beş yıllık kalfa, serkeşlik edecek olursa doksan dokuz değnek (ta’zîr-i hakîkat) vurulup, bin bir akçe cerîme alınır ve ocaktan uzaklaştırılır. Sonra boynuna makremesin takup, boğazına takup, peştemali ve peştemalinde helvasın koyup, tekke kapusuna kurban asup, yüz sürecek olur ise, erenler huzurunda afv oluna.” (Ahî Şecere-nâmelerinin Tarihî Temeli ve Yazılış Sebepleri, Mehmet Ali Hacıgökmen)

Ahi Evran Veli
Ahi Evran Veli, debbağların (dericilerin) Türkmen pîr ve şeyhi, 32 çeşit esnaf ve sanatkârın lideri olarak biliniyor. Ahilik teşkilatı öyle gelişigüzel kurulmuş bir esnaf örgütlenmesi değil. Altında derin felsefe barındıran ve sosyal yaşama yansımayan Ahiliğin hiçbir zaman kabul görülmediği şecere-namelerde ısrarla üzerinde durulan bir konudur.

Usta-çırak ilişkisi olmadan Ahiliğin vücut bulmayacağını, kural ve kaide olmadan Ahilik düşüncesinin hayatta kalmayacağını ısrarla vurgulamak istiyorum.

Ahî Evren Şeyh Nasîrüddîn Mahmûd ve Evhadüddîn-i Kirmânî’nin fikirleri doğrultusunda tarih boyunca Anadolu’da Ahî işyerlerinin yönetmelikleri olan Ahî Şecere-nâmeleri meydana getirilmiş. Her insanın bir soyu, nesli var ise bir mesleğinde şerefli bir tarihi el alınan, el verilen şahsiyetlerin ışığında yol haritası konulmuştur.

Yalnız Ahî teşkilâtı içinde, Ahî Evren’in kayınpederi Evhadüddîn-i Kirmânî’nin meslekî intisapla ilgili menkıbesi anlatılıyor. Ahîlik geleneğinde sanat erbabı olan Ahînin mesleğini kimden öğrendiği (el aldığı) ve meslek intisabı hangi pirlere dayandığı büyük önem taşıyor.

Meslekî intisabı olmayan sanatkârların sanatında kutsiyet ve bereket olmayacağına inanılıyor. Onun için her sanat mesleği bir ulu kişiye dayandırılıyor.

Ahî Evren’in şeyhi Evhadüddîn-i Kirmânî’nin Malatya’daki halifesi Şeyh Fahruddîn Hasan, bir zaviye yaptırmış, zaviyeye su temin etmek için de bir kuyu inşa ettirmiş. Evhadüddîn-i Kirmânî kuyuyu görünce çok beğenmiş, kuyuyu yapan ustaya bu sanatı kimden öğrendiğini sormuş.

Usta ise bu sanatı, kendi kendine icat ettiğini ifade edince, Şeyh Evhadüddîn-i Kirmânî hemen kuyuyu doldurtmuş. Kendisine bu davranışın sebebi sorulunca “bir usta mesleğini, ustasından öğrenmemişse, yani intisabı yoksa meydana getirdiği eserde kutsiyet ve haysiyet olamaz” buyurmuştur.

Bu zihniyet, tarih boyunca Ahîler arasında geçerli olmuş. Bu itibarla Ahîler meslekî intisaplarını belirtme ihtiyacını duymuşlar. (Ahî Şecere-nâmelerinin Tarihî Temeli ve Yazılış Sebepleri, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Hacıgökmen, Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi)

ANKARA AHİ CUMHURİYETİ
Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunda Ahilerin varlığı ve hizmetleri tartışılmaz bir gerçek. Ahi Evran Veli’nin kurduğu bu yapı, Osman Bey Gazi’nin kayınbabası Şeyh Edebali’nin de bir Ahi olması, kurulan devletin içinde Ahileri mihenk taşı durumuna getirmiştir.

Bir kentin kurumlarını layıkıyla teşkilatlandıran şehir asayişinden, pazar alanına, esnaf düzeninden, fakir fukaranın ihtiyaçlarının karşılanmasına kadar geniş bir coğrafyaya yayılan Ahilik devletin olmadığı yerde de devlet olma özelliğinde yapılanan kadim bir teşkilattır.

Ankara Ahi Cumhuriyeti de bu noktada mühim bir konudur. Yerli ve yabancı birçok araştırmacının ilgilendiği bilgi ve belgelerin yok denecek kadar az olması sebebiyle hiçbir araştırmacı kesin bir hüküm vermemiştir. Arş. Gör. Celal Metin’in “Ankara’da Ahiler Yönetimi” makalesindeki şu sözler önemlidir:

“Meseleye ilk yaklaşan ve konu hakkında ilk ciddi çalışmayı yapan Ahmed Tevhid’dir. Onun ‘Ankara Ahiler Hükümeti’ ve ‘Ankara’da Basılmış Paralar’ adlı çalışmalarında Ankara’da bir Ahiler yönetimi olduğu, “zan-ı acizaneme göre Ankara şehri idareyi dâhiliyesi ahilerin yâdlarında idi.” ifadesiyle bir kanaat olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bir başka yerde Ahmed Tevhid, “…Ahiler hükümetinin tarz-ı idaresi ne vechile idi? Şayan-ı tefehhüs ve tetkik olan bu mesele hakkında erbabı vukufun diriğ-i himmet etmeleri ve malumatlarını neşr eylemeleri niyaz olunur” diyerek kendisinin de Ahiler yönetiminin ayrıntılarına inemediğini, dahası bu konuda söylenecek fazla bir bilgiye sahip olmadığını belirterek, bu konuda bilgi sahibi olanlara çağrıda bulunarak ellerindeki bilgileri yayınlamalarını istemektedir.

İkdam’da Ahmed Refik imzası ile çıkan “Ankara Ahilerine Dair” adlı bir makalede “Ahiler hükümet etmezlerdi, bununla beraber hükümdarın bulunmadığı yerlerde hâkim onlardı. Ankara’da da hükümdar bulunmadığı için memleket ahilerin ellerinde idi. Ahilerin saltanatla alakaları yoktu; bu sebepten, Selçuki devletinin hâkimiyet ve inkırazı, Ahilik üzerinde hiçbir tesir icra edememişti. Ankara, Selçukilerin inkırazından sonra, İlhanilerin eline geçtiği zaman, Ahilik Ankara’da yine hâkimdi…” denilmekte ve Ahilerin zorunlu olarak yönetim boşluklarında yönetimi üstlendiklerini kabul etmektedir.

Refik, bir tür cumhuriyetten çok o döneme özgü bir hâkimin bulunduğu kale-şehir devletçiğine gönderme yapıyor. Açıkça Refik, Ahilerin bu dönemde Ankara’nın hâkimi olduğunu kabul ediyor.

Ankara Ahi Cumhur Reisleri ise şöyle:

1.Ahi Hüsamettin I. Hüseyin Efendi (1290 – 1296)

2.Ahi Şerafettin Mehmed Efendi (1296 – 1332)

3.Ahi II. Hüseyin Efendi (1332 – 1354)

Ahilik ve Ahi babalar Anadolu Selçuklularının son döneminde ve Osmanlının kuruluşunda büyük faaliyetleri olmuş. Ahilerin saltanat heveslisi bir yapılanma değil, aksine muhafaza ve müdafaa esasıyla hareket eden, ehil görmediği hiçbir devlete ve beyliğe giriş izni tanımayan Ankara Şehrini Gazi Hünkâr Murad-ı Hüdavendigar’a teslim etmesinden anlıyoruz.

Teslimiyetten kasıt, Ahilik hükmünün gereği, işi ehline vermek Ahi medreselerinde talebe seçimine, pazarda esnaflık edecek kişinin hak ruhsatına, asayişi sağlayacak Ahi alp ve gazinin vakur duruşuna kadar esaslara dayanan hak edene hakkının teslim edilmesidir.

Ahi Evran Veli’nin şu sözü ise konuyu tamamıyla kapsayan bir anlayıştır:

“Hak ile sabır dileyip, bize gelen bizdendir. 

Akıl ve ahlâk ile çalışıp, bizi geçen bizdendir.”

 Babası Orhan Gazi ile aynı dönemde vefat ettiği söylenen Osmanoğlu Gazi Süleyman Paşa, (Rumeli Fâtihi olan Velîahd-Şehzâde), Ankara’yı 1354’te fethetmiş, Osmanlı Devleti’ne bağlamıştır. Bir ara Ankara, Karamanoğulları’nın eline geçmiştir. Tam anlamıyla bir yönetim kurulamamış, Ahiler şehrin yönetiminde söz sahibi olmaya devam etmişlerdir.

Yeni Türkiye Yayınları’nın 1999’da yayınlanan 12 ciltlik Osmanlı Tarihi’nin 12.cildinin “Hanedan” bölümünde Sultan 1. Murad ile ilgili şöyle ifade edilir:

“Babası Orhan Gazi’nin 1362 yılında vefat etmesi üzerine dönemin siyasette etkili gruplarından Ahilerin kararı ile kendisi de bir Ahi olan Sultan 1.Murad, 36-37 yaşlarında Hükümdar ilan edilmiştir. Anadolu işlerine ağırlık veren I. Sultan Murad, Ankara’yı 1362 yılında kesin şekilde almıştır. Ertesi yıl Sivas Hükümdarının Ankara’yı ele geçirme planları sonuçsuz kalınca Ankara kenti Osmanlı Hükümdarlığına bağlanmış, ta ki ‘Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara’dır.’ şeklindeki bir maddelik kanun teklifi kabul edilmesine (13 Ekim 1923) kadar. Kanunun yürürlüğe girmesiyle Ankara, yeni Türk devletinin başkenti olmuştur.”

Tarihçi Neşri, Ankara’nın teslim edilişini şöyle belirtiyor:

“O zaman Ankara Kalesi Ahilerin elinde idi. Sultan Murad Gazi yaklaşınca, Ahiler onu istikbal ederek, kaleyi teslim ettiler. Sultan Murad Gazi kente girdiği zaman Ahiler üzerine akçalar saçtılar. Kullar o akçaları yağmalaştılar.”

DEMOKRASİ
Ankara Ahilerinin sosyal yaşamı tesis etmeleri, sınıf farkını ortadan kaldırıp sosyal adaleti yaşama geçirmeleri demokratik bir sisteme dayanan anlayıştır. Halk üreticidir. Herkesin bir vazifesi vardır. Ürünler Ahi Babalara teslim edilir. Ahiler ürünlere değer biçerek toplu halde satarlar. Ahi işçiler eşit düzeyde kazandırılır.

Hak ve adalet ilkesine riayet edilir. Fütüvvetname ilkelerine göre yönetilir. Ahiler döneminde Ankara’da Seyfettin Medresesi kurulmuş ve Cumhuriyet denilince akla Monarşiden oligarşiye cumhuriyetin birleşimi bir demokrasiye, daha da sonraları otokratik bir İmparatorluğa dönüşen Roma geliyor.

1789’da başlayan Fransız İhtilali ile krallık lağvedilip, 21 Eylül 1792’de cumhuriyet ilan edilmesi ile şiarının özgürlük, eşitlik, kardeşlik olduğu kabul ediliyor. Ancak ismi kardeşlik olan Ahilik yönetiminin tesis ettiği sisteme isim bulmakta zorlanıyoruz.

Yılmaz Öztuna’ya göre Ankara’da gücü ellerine geçiren Ahiler, 1290-1354 yılları arasında bir Cumhuriyet idaresi kurmuşlar. Değerli yazarın sözüne sonuna kadar katıldığımı ifade etmek isterim.

1912 yılında loncalar tamamen ortadan kaldırılışına kadar Ankara Ahileri hizmetlerine devam etmişler. İktisadi, mimari ve sanat ve zanaat alanında durmadan çalışmışlar. Ankara’nın bir sanayi kentine dönüşmesinde Ahilerin hizmetleri çok fazladır.

Ahi Şerafettin Camii, Ahi Yakup Mescidi, Ahi Tuğra ve Hacı İvaz Mescitleri, Saraç Sinan Mescidi Ahi Elvan Camii… Ahi debbağlarının ibadet ettikleri Tabakhane Camii son dönemlerine kadar Ahiler bu caminin odalarını kullanmışlardır. Ankara’da kırk dolaylarında debbağhanenin Bentderesi semtinde mevcut olduğu biliniyor.

Ankara Beyefendisi değerli Hocam Dericizade Faruk Küçük’ün hem debbağlık mesleğinin anılarını hem de Ahilik felsefesinin kaidelerini yediden yetmişe öğretme ve anlatma çabalarını gördükçe Ankara Ahiliğinin halen yaşadığı ve yaşatılmaya devam edildiği kanaatindeyim.

Gelen gelsin saadetle, giden gitsin selâmetle…

 Kaynakça

  • AHÎ ŞECERE-NÂMELERİNİN TARİHÎ TEMELİ VE YAZILIŞ SEBEPLERİ Mehmet Ali HACIGÖKMEN Yrd. Doç. Dr., Selçuk Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi)
  • ( AHÎ ŞECERE-NÂMELERİNİN TARİHÎ TEMELİ VE YAZILIŞ SEBEPLERİ Mehmet Ali HACIGÖKMEN)
  • Yahya bin Halil bin Çoban el-Burgazî Fütüvvetnamesi
  • . İkdam’da Ahmed Refik imzası ile çıkan “Ankara Ahilerine Dair Makale
  • Yeni Türkiye Yayınlarının 1999’ da yayınlanan 12 ciltlik Osmanlı tarihinin 12.cildinin Hanedan bölümü
  • “Ankara Ahiler Hükümeti” ve “Ankara’da Basılmış Paralar” adlı çalışmaları Ahmet Tevhid
  • Aşıkpaşazade Tarihi
  • Aşıkpaşa Tarihi
  • Yılmaz Öztuna
  • Arş. Gör. Celal Metinin’’ Ankara’da Ahiler Yönetimi’
  • Tarihçi Neşri
  • Ahî Evran, Letaifu’l Giyasiyye
  • (Ajandakolik Kültür Sanat Dergisi Murat Toprak)
  • Abdülbaki Gölpınarlı
  • Baki ÖZ
Comments
  • Mustafa Alphan

    Araştırmak’la aydınlanmak/aydınlatmak, her ikisi de alfabe’nin ‘A’sıdır, ‘Elif’idir.
    Bozkır Ankara’yı yeşertecek çalışmalar ne yazık ki yapılmıyor. Taşından mı toprağından mı bilinmez.
    Selçuklular, Hacı Bayram-ı Veli sanki bu topraklarda hiç yaşamamışlar.
    Bu toprakların tarihini budamak kimliği çöpe atmakla eş değerdir.

    Bu toprakların tarihinin, özellikle Ankara’nın, mümbit olabilmesi için yeni taze toprak gerekiyor.
    Murat TOPRAK Anadolu’dan adeta el almış…onun araştırmaları toprağa can katacaktır.
    Âhilik üzerine yaptığı çalışmalar bizler için çok çok önemlidir. Hazırladığı yazı(lar) özenli ve derli toplu.
    Kalemi ile yüreği dost, barışık, gani gönüllü.
    Çalışmaları bereketli olsun kardeşimin.

    Şubat 3, 2025
  • Sinan Köken

    Aynen öyle Murat bey; Ankara ahi kenti; Ahi Mesut şimdiki adı Etimesgut, Ahi Elvan şimdiki adı Elvankent öncesi Elvan köy, ve ilçemiz Mamak, Ahi Mamak… say say bitmez sizden isteğim Ahi Mamak içinde bir araştırma yaparsanız sevinirim… Her zaman ki gibi yine güzel bir yazı kaleminize sağlık daim olsun inşAllah

    Şubat 4, 2025
YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media