AİLE VE İLİŞKİ DANIŞMANI DİLA SELENGİL, STRESİ YÖNETMENİN YÖNTEMLERİNİ AJANDAKOLİK’E ANLATTI

Altını satır satır çizeceğiniz bir söyleşiyle geldim bu defa. Çünkü altını satır satır çizeceğiniz bir kitabın yazarıyla bu defa söyleşim. Yakın zamanda Destek Yayınları tarafından yayımlanan “Beynimdeki Gizli Düşman: Stres – Stresini Yönetenlerin Sihirli Yöntemleri” kitabının yazarı Dila Selengil en yeni konuğum. Konu stres olunca konuşacak çok konu, soracak çok soru var. Eminim sizin de ilginizi çekecek. Okumanız ve bu sayede biraz olsun stresinizi yönetebilmeyi öğrenebilmeniz dileğiyle!
SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
“Kitabı hırpalayarak okuyun. Altını çizin üstüne notlar yapıştırın. Açıp açıp okuyun” diyor, Aile ve İlişki Danışmanı Dila Selengil, yeni kitabı “Beynimdeki Gizli Düşman: Stres – Stresini Yönetenlerin Sihirli Yöntemleri” için. Ve bu kitabın yine aynı yayınevinden çıkan “Hep Aynı Yerde Takılıyorum”un devamı olduğunu da sözlerine ekliyor. “Beynimdeki Gizli Düşman: Stres”, stresle başa çıkabilmenin yollarını ararken stresi yönetmek için ne tür yöntemler kullanmak gerektiğinin ipuçlarını veriyor. Çözüm odaklı bir kitap yani ve tam bir başucu kitabı. Söyleşimizi okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
“STRES SEVİYEMİZ TAMAMEN ALGIMIZLA İLGİLİDİR VE KİŞİYE ÖZELDİR”
Stres hayatımızın her alanında bizimle, evde, okulda, işte, yatakta, cinsel hayatımızda… Öncelikle stresin tanımını yapacak olsanız onu bize nasıl anlatırdınız?
Stres, anlık olarak ortaya çıkan, tehlikede hissettiren veya mücadele gerektiren olay ya da düşünce sonucu oluşan endişenin yarattığı duygusal, zihinsel ve fiziksel tepkidir. Strese neden olan tehlike gerçek ya da gerçek olmayan bir endişeye dayanabilir. Stres seviyesimiz tamamen algımızla ilgilidir ve tamamen kişiye özeldir.
Beynimdeki Gizli Düşman: Stres – Stresini Yönetenlerin Sihirli Yöntemleri kitabının ortaya çıkışı nasıl oldu? Yazma sürecinden bahseder misiniz?
Çok farklı konularda danışmanlık verdiğim bireylerde ve çiftlerde ayrıca yaptığım grup çalışmalarında gözlemlediğim ortak şey şu, insanlar çoğu zaman olayları sübjektif değerlendiriyorlar, çarpık düşüncelerle olayları olduğundan çok daha karmaşık hale getiriyorlar. Bunun temel nedeni bilinçaltımızda bulunan olumsuz ve engelleyici şemalar. İlk kitabım olan “Hep Aynı Yerde Takılıyorum” kitabında olumsuz ve engelleyici şemaları detaylı bir şekilde yazmıştım. Bilinçaltındaki olumsuz şemalar stres altında tetiklenir ve bizim duygu, düşünce ve davranışlarımıza olumsuz etki yapar. Kısacası yaşadığımız olayın stres seviyesi 3 birimken biz bunu 9 birim olarak hissederiz. Çoğu zaman da buna olumsuz ve engelleyici şemaların neden olduğunu fark etmeyiz. Bu farkındalığı oluşturmak ve pratik çözüm yollarını sevgili okurumla buluşturmak hedefiyle doğdu Beynimdeki Gizli Düşman-Stres. Aslında ilk kitabın devamı diyebiliriz. Okuyan herkese çok ama çok faydalı olması dileğiyle.
“STRESE VERİLEN İLK TEPKİ ALARM TEPKİSİDİR”
Dilerim ben de! Peki, insanları strese sokan şeyler neler peki? Stres nerede başlar, nerede artış gösterir ve nerede biter; biter mi gerçekten?
İnsanları en çok strese sokan şeyler belirsizlik, maddi kaygılar, sağlık sorunları, çocuklarının geleceği, büyük şehirde yaşamanın zorluğu, iş yaşamının beklentileri, ikili ilişkilerde çözülemeyen sorunlar vs.
Strese ilk verilen tepki alarm tepkisidir. Şaşırdığımız, korktuğumuz, kaygılandığımız ya da şoke olduğumuz ve fizyolojik olarak otomatik tepki verdiğimiz süreç. Bu süreçte tüm odak stresördedir. Bedenimizin tüm enerjisi stresörü ortadan kaldırmaya odaklıdır. Bu dönemde bedenimizin gösterdiği direnç normal seviyesinin üzerindedir. Uyku düzeni bozulur, iştah açılır ya da kapanır, dikkatimizi stresör dışındaki şeylere vermekte zorlanırız. Stres davranışlarımıza yansır, telaşlı, agresif, aşırı düşünceli oluruz. Bunları yaşarken bizi strese sokan başka bir şey daha olursa ona direncimiz kalmaz ve hasta olma ihtimalimiz artar. Tükenme Dönemi. (Bitkin ve tahammülsüz olduğumuz aşama) Stres veren durumun süresi uzarsa bedenimiz tükenme aşamasına girer. Gerilim yaratan kaynakların derecesi azalma göstermiyorsa ya da artmaya devam ediyorsa, hayal kırıklığı ile birlikte tükenme ve davranışlarımızda dengesizlikler başlar. Stres çok uzun süreli olursa organizmada kalıcı hasarlar olabilir. Bu da hastalıklara açık hale gelmemize sebep olur. Stres süreci kısa sürer ve metabolizma sakinleşme evresine geçme fırsatı bulursa buna “akut stres”, uzun sürer ve metabolizma sakinleşme fırsatı bulamazsa buna “kronik stres” denir. Kronik stres hastalıklara davetiye çıkarır. Son yıllarda nedeni fizyolojik olarak bulunamayan ve strese bağlanan hastalıkların çıkması da buna bağlıdır.
“NORMALLEŞTİRDİĞİMİZ STRES, SİZİ GÜNÜN BİRİNDE ANORMAL SORUNLARLA MÜCADELE ETMEK ZORUNDA BIRAKABİLİR”
Herkesin hayatı stresli” demek bir kaçış yolu mu dersiniz? Kitapta bu ifadeyle birlikte stresle dolu bir yaşamı normalleştirdiğimizi söylüyorsunuz. Bunu biraz daha açar mısınız?
“Herkesin hayatı stresli” diyerek stresle dolu bir yaşamı normalleştirdiğinizde, yaşadığınız sorunları beslemeye devam edersiniz. Normalleştirdiğiniz stres, sizi günün birinde anormal sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakabilir. Stres, beyninizdeki gizli düşmanınızdır ve onu yönetmeyi öğrenmediğimiz sürece hayatınızı stresin olumsuz etkileri yönetmeye başlar. Kişilik özellikleriniz bile yaşadığınız stresi besler, size güven verdiğini düşündüğünüz bazı günlük rutinleriniz, en büyük stres kaynaklarınızdan birine dönüşebilir. Çarpık düşüncelerle, mükemmeliyetçilik saplantısıyla ve erteleme alışkanlıklarınızla hayatınızda bir stres girdabı yaratıyor olabilirsiniz. Cinsel yaşamınız zevkten ziyade size bir görev gibi gelebilir. Bütün bunların farkına varmak ve hepsini iyileştirmek üzere farkındalık kazanmak, kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik olacaktır.
Yaşadığımız coğrafya stresle mücadele etmek için zor şartlara sahip. Bence bu bir “normalleştirme cümlesi” de değil. Çünkü örneğin geçtiğimiz hafta Narin’in ölüm haberiyle hepimiz dağıldık, paramparça olduk. Giderek artan kadın cinayetleri, çocuklara ve hayvanlara yapılan tüm bu zulümler, göçmen krizi, savaşlar, doğal felaketler, gündelik hayatlarımızdaki küçük stresleri yıkıp geçiyor. Neredeyse bazen yaşamaktan utanır hale geliyoruz. Tüm bunlar korkunç bir stres denizi içinde boğulmamıza neden oluyor. Beynimizdeki o gizli düşman giderek büyürken bazen bir kitapla hayatın değişebileceğine inanamıyor insan. Neler diyeceksiniz?
Yaşadığımız coğrafya gerçekten sorun ve sıkıntının hiç eksik olmadığı bir coğrafya fakat insan her türlü zorlukla mücadele etme becerisi geliştirebilen, bilinci olan tek varlıktır. Bilinç, sorunlar karşısında çok farklı çözümler üretebilen bir neokorteks faaliyetidir. Bilinç için karşılaştığı her sorun ilk önce bir stres kaynağıdır, fakat zaman içinde buna adapte olur ve başlar çözümler üretmeye. Sonuç olarak stresli duruma karşı bağışıklığı artar. Biz buna tecrübe deriz. İşte bu coğrafyadaki insanların yaşadığı tam olarak da budur. Sorunuza cevap olarak kendimize adaptasyon harikası diyebiliriz. Bazen okuduğumuz tek bir cümle, söylenen tek bir söz bizim karanlıkta kalmış zihnimizi bir anda aydınlatabilir. Bu yüzden bilgi edinmek ve fark çözüm yollarını öğrenmek beynimizdeki gizli düşmanın kontrol altına alınmasını sağlar.
“ÖZGÜVEN, OLAYLARA DAHA ÇABUK ÇÖZÜM BULMAMIZA VE KENDİMİ TOPARLAMAMIZA YARDIMCI OLUR”
Kitap 8 bölümden ve pek çok alt başlıktan oluşuyor. Bunları kitabı merak edenler için özellikle saymak isterim: 1- Gizli Düşmanımız Stres, 2- Stres ve Kişilik Özellikleri, 3- Strese Dayanıklı İnsanlar, 4- Stres ve Değişen Modlarımız, 5- Çarpık Düşünceler & Stres, 6- Mükemmeliyetçilik & Erteleme Alışlanlığı & Stres, 7-Cinsellik ve Stres, 8-Stresle Baş Etme Tutumları.
Oldukça ayrıntılı bir şekilde anlatıyorsunuz her şeyi, okurun tam anlamıyla bir farkındalık ve aydınlanma yaşayacağını düşünüyorum bu kitapla. Benim en çok ilgimi çeken bölümler: “Stres ve Kişilik Özellikleri” ve Stres ve Değişen Modlarımız” oldu. Bu iki başlıktan yola çıkarak stresle baş etmeyi kolaylaştıran kişilik özelliklerinin neler olduğunu sormak istiyorum.
Evet, kişilik özelliklerimiz stres algımız ve stresle baş etme tutumlarımız üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Stresle baş etmede insana en çok destek olan ilk kişilik özelliği özgüvendir. Özgüven, olaylara daha çabuk çözüm bulmamıza ve can sıkıcı durumlarda kendimizi toparlamamıza yardımcı olur. Kabullenme becerisi gelişkin biriysek yaşadıklarımızın acısını hissederiz tabii ama daha çabuk toparlanırız. Yaşam coşkusu ve tutkusu yüksek, hayata bağlı ve dolu dolu yaşayan insanlar sorunları daha az kafaya takar çünkü onların zihni hayatını daha güzel şeylerle doldurmayla meşguldür. Esnek bakış açısı sabit fikirli olmanın tam tersidir. Sabit fikirli olmak stres durumlarında bizi hareketsiz ve âciz bırakırken esnek bakış açısı farklı çözümler üretmemizi sağlar. Değişim gayreti farklı yollar aramamıza ve kendimizi daha donanımlı hale getirmemize destek olur. Olumlu bakış açısına sahipsek bardağın boş kısmına değil dolu kısmına odaklanırız. Yaşam tecrübelerinden ders çıkarmayı başaran biriysek aynı olumsuz deneyimleri tekrar yaşamayız ve gereksiz strese engel oluruz. Bilgi birikimine sahip biriysek, bu her zaman bizim için güçtür ve özgüvenimizi artırır. Bilgi eksikliği korkutur çünkü içinde belirsizlik barındırır. Bilgi edinmek belirsizliği azaltacağı için kararlarımızı daha rahat almamıza yardımcı olur.
Gerçekten çok açıklayıcı oldu bu, teşekkür ederim. Bu arada stresin bize verdiği zararların farkındayız ve bundan kurtulmanın yollarını arıyoruz diyelim. Öncelikle en önemli şey farkındalık sanırım. Peki sonrasında yapmamız gerekenler neler? Bunun bilincinde olan bir birey, kendini iyileştirmek için hangi yollardan geçmeli, neler yapmalı?
Farkındalık konusu biraz detaylandıralım. Öncelikle bizi nelerin stres soktuğunu belirleyelim ve bir kağıda yazalım. Sonrasında stres veren konuyu detaylı bir şekilde kağıda dökelim. Stresli durumu ne kadar sıklıkla yaşıyorum, bu durum benim zihnimden hangi düşüncelere sebep oluyor, bedenimde neler oluyor, stres durumunda nasıl bir insana dönüşüyorum, davranışlarım nasıl, farklı çözüm yolları düşündüm mü, başkaları bu durum karşısında ne yapardı vs. Zihnimizde olan biteni fark etmek ve kendimizi analiz etmek için en etkili yöntem yazmaktır. Yazdığımız zaman kendimize bir dış göz olarak bakma şansı buluruz. Dışarıdan baktığımız zaman değiştirmemiz gereken şeyleri buluruz. Bazen tek başına bunu yapmak bile bize çok yardımcı olur. Fakat bazen bu tek başına yeterli olmaz; bir uzmanın bize ayna tutması ve bize doğru yolu bulmamızda rehberlik etmesi gerekir.
Çocukların da strese girdiğini söyleyebiliriz. Bebeklerde böyle bir durum var mı? Ve stresli bir çocuk yetiştirmemek için ebeveynin rolü burada ne olmalı? Sınır koymak, cezalandırmak, tüm bu yöntemler çocuğun stresini arttıran unsurlar mı? Geleceğin stresli bireyleri, çocukluktan geliyor diyebilir miyiz? Yoksa bu ikisi apayrı durumlar mı?
Stres, anne karnından başlar ve tüm yaşam boyu sürer. Bebekler de strese girer tabii ki. Karnının ağrıması, acıkması, uykusunun gelmesi vs. bunların hepsi fizyolojik strestir. Bunun yanında bebeğin yoğun ilgiye, ten temasına, sakince konuşan bir ebeveyne ihtiyacı vardır. Kendisini sakinleştirmek için birine ihtiyaç duyar. Eğer bebeğe bakım veren kişi bebeğin dilinden iyi anlayan, doğru zamanda doğru müdahaleyi yapan biriyse bebek kolayca sakinleşir. Bir çocuğun yetişkin oluncaya kadar her dönemi çok önemli ve biz ebeveynlere çok iş düşüyor. Eğer ebeveyn kendi stresini yönetemeyen biriyse, sorunları bağıra çağıra ve cezalandırma yöntemiyle çözüyorsa çocuğun da stresle baş etme becerisi zayıf kalacaktır. Çocuk aynı ebeveynleri gibi asabi, kaygı, umutsuz birine dönüşecek ya da içine atan, boyun eğen, adım atamayan, erteleyen biri olacak. Çocuğun gelişim süreci gerçekten zor ve uzun bir süreçtir. Bu süreci az kazayla atlatmak için ebeveynlerin stresini doğru yönetmesi önemlidir.
Sağlıklı yetişkin modu diye bir moddan bahsediyorsunuz. Sağlıklı yetişkini stressiz yetişkin olarak tanımlayabilir miyiz? Bunu biraz açıklar mısınız?
Sağlıklı yetişkin mod stressiz yetişkin olmak demek değildir. Stresi akılcı yöntemlerle yönetmek anlamına gelir. Sağlıklı yetişkin modunun temel özelliği empati yeteneği yüksek, iletişim becerisi gelişmiş, çözüm odaklı, gelişime açık bir moddur. Sağlıklı yetişkin modumuzu geliştirmek istiyorsak psikoloji ve kişisel gelişim kitaplarının bol bol okumalı, araştırmalı ve gereken yerlerde bir uzmandan destek almalıyız.
Peki, stresle nasıl başa çıkabileceğinin kitabını yazmış biri olarak sizin stresle aranız nasıl? İnsan şöyle düşüyor: O zaman Dila Selengil, hayatın anlamını çözmüş, hiç stres yaşamıyor. Mümkün mü gerçekten böyle bir şey?
Şöyle diyebilirim, hayatın anlamını çözmüş değil, merakla her gün anlamaya çalışan biriyim ve bunun ömrümün sonuna kadar devam ettireceğimi biliyorum. Çünkü her aldığım yaş bana farklı deneyimler ve farklı bakış açıları kazandırıyor. Yaş aldıkça adım adım değişiyorum ve derinleşiyorum. Stres konusuna gelirsek tabii ki zaman zaman stres yaşadığım konular var fakat stresimi yönetme konusunda ustalaştım. Örneğin eskiden kafama taktığım bir konunun günlerce esiri olurken şu an bazen birkaç saat sonra bazen de bir gün sonra o konunun stresinden özgürleşebiliyorum.
“ANLARINIZI STRES CANAVARINA YEDİRMEYİN”
“Beynimdeki Gizli Düşman: Stres – Stresini Yönetenlerin Sihirli Yöntemleri” okumalıyız çünkü…. Boşluğu doldurur musunuz?
Çünkü her anınız ve yaşam enerjiniz çok kıymetli. Bu anları stres canavarına yedirmeyin. Huzurla ve neşeyle yaşayın.
Açıkçası bu kitabın bir başucu kitabı olduğunu düşünüyorum ben. Açıp açıp aralıklarla okumalı, farkındalık kazanmalı. Antidepresanlara sarılmak yerine bu tür kaynak kitapların kişiye çok daha faydalı olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle bir başucu kitabı. Hatta okuyucularıma sık sık şunu tavsiye ediyorum. Kitabı hırpalayarak okuyun. Altını çizin üstüne notlar yapıştırın. Açıp açıp okuyun. Teknikleri tekrar tekrar uygulayın. Farkındalık ve duygusal denge bir sorumluluk işidir. Kendinizi gözlemlemek, zayıf yanlarınızı güçlendirmek, sivri yanlarınızı törpülemek, güçlü yanlarınızı ortaya çıkarmak emek gerektirir. Fakat maalesef insanlar son yıllarda antidepresanları yan etkilerini düşünmeden şeker gibi yutmaya başladılar. Ve bunu normalleştirdiler. Çünkü kolayı bu. İç, uyuş ve düşünme. Yarayı tedavi etmek yerine üzerine bir bant yapıştırmaktır bu ve geçicidir. O yara kökten iyileştirilmediğinde muhakkak enfeksiyon kapar ve daha büyük sorunlara neden olur. Psikiyatrik ilaçların gerçekten kullanılması gereken durumlar var. Hatta bazı psikolojik hastalıklarda ömür boyu kullanılması gereken durumlar var. Bazen de bir dönem kullanılması gereken durumlar var. Bunları bilincinde olmalıyız.
Bir aile ve ilişki danışmanı olarak size *danışmanlığa gelen insanların stres seviyelerini ölçebiliyor musunuz? Ve danışanlarınızın en çok stres duydukları şeyler neler, mutlaka gözlem yapmışsınızdır…
Stres seviyesi ölçülen bir şey değildir ama gözlemlenen bir şeydir. Kişilerin stresi ses tonlarına, mimiklerine, beden dillerine, kelimelerine yansır. Aslında bunu fark etmek için bir uzman olmaya da gerek yok bunu herkes fark edebilir. Ben aile ve ilişki danışmanı olduğum için danışanlarım daha çok ilişkileri, çocukları, cinsel yaşamları, erteleme alışkanlıkları, yönetemedikleri korkularıyla ilgili konuları çözmek için geliyorlar.
Son olarak Ajandakolik okurları için söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Okurunuz bol olsun. Dilerim stressiz bir hayat yaşamak mümkün olur hepimiz için. Bu bir rüya gibi olsa da…
Keşke stressiz bir hayat olsa ama bu mümkün değil. Fakat şu mümkün, stres karşısında dağılmadan ya da dağılsak bile çabuk toparlanarak yola devam edebiliriz. İşte biz buna duygusal dayanıklılık diyoruz. Duygusal dayanıklılığımızı arttırdığımızda stres karşısında koca bir dağ gibi dururuz. Herkese koca bir dağ olma yolculuğunda kolaylıklar diliyorum.