ÇAĞLA ÖZDEN: “FELSEFE OKUMAYA BAŞLADIĞINIZDA BİR DAHA YALNIZ KALMIYORSUNUZ”

Felsefeyi sıkıcı mı buluyorsunuz? Anlaması size zor mu geliyor? Tüm bu düşüncelerden kurtulmak için size bir kitap önerisiyle geldim, üstelik yazarıyla sohbet ederek… Herkesin günlük yaşamında uygulayabileceği bir düşünme pratiği olan felsefe üzerine Çağla Özden’in yazdığı “Kendi Kendinize veya Kalabalıkla Yapabileceğiniz 20 Felsefe Oturumu”, felsefenin sadece teoriyi değil, hayata dair cevapları da sunabildiğini anlatıyor. Özden söyleşimizde diyor ki, “Bizim toplumumuzda ‘’Felsefe yapma!’’ diye bir cümle var mesela. Direkt felsefeyi olumsuz bir şey gibi gösteriyor. Bu tamamen az okuyan, az sorgulayan bir toplumun bakış açısı.”
SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
“Aristoteles – Hayatı Bir Şölen Sofrası Gibi Bırakmalı, Ne Susuz Ne de Sarhoş” kitabının yayın hazırlığının ardından bu defa yine felsefeye dair, üstelik felsefenin sıkıcı olmadığını anlatma çabası içinde olan bir kitap yazdın: “Kendi Kendinize veya Kalabalıkla Yapabileceğiniz 20 Felsefe Oturumu” yazmaya nasıl karar verdin? Yazma sürecinden bahseder misin?
Merhaba. Felsefenin insan hayatının odağında olabileceği, karmaşadan çok anlaşılır bir şekilde aktarılması gerektiği uzun zamandır üzerine düşünüp mesai harcadığım bir konu. Bunun yanında bir P4C Eğitmeni olarak kaynak sıkıntısı yaşıyordum. Bu iki ana başlık birleşince ortaya bu kitap çıktı.
Kitabın ismi ilgi çekici ama “felsefe”yi gören kaçabilir de! Felsefenin özellikle bizimki gibi toplumlarda bu kadar sıkıcı bulunmasının sebebi sence ne? Nasıl bir algı ve önyargı var?
Maalesef böyle bir önyargı çok yaygın. Son zamanlarda felsefe daha çok ilgi çekse de yine de insanların genel olarak bir adım geri durduğu bir alan. Bunun sebebinin felsefenin çok akademik ve karmaşık bir dille aktarılması olduğunu düşünüyorum öncelikle. Felsefe hep anlaşılmaz olmasıyla övünmüş yıllarca. Hatta çağlar boyu. Bu gidişata ilk dur diyen Sokrates. O, felsefesini daha anlaşılır ve insanı odak alarak geliştirdi. Bunun yanında okullarda anlatılan felsefi konuların mecburen sınav odaklı dolayısıyla ezbere dayalı olması. Felsefe derslerinde gerçekten yaratıcı düşünme, sorgulama gibi alanlarla ilgili çalışma yapan eğitimciler çok az. Son olarak da toplumsal bakış açısı diyebilirim. Felsefeyle ilgilenen insan sorgulamayı sever, toplumlar da sorgulayan insandan pek hoşlanmazlar. Sorgu, itiraz getirir çünkü. Düzeni bozabilir. Bizim toplumumuzda ‘’Felsefe yapma!’’ diye bir cümle var mesela. Direkt felsefeyi olumsuz bir şey gibi gösteriyor. Bu tamamen az okuyan, az sorgulayan bir toplumun bakış açısı.
Kitabın henüz başında Platon, Aristoteles, Descartes, Kant ve Nietzche’nin felsefeye olan bakışından bahsediyorsun. Tüm bu düşünürlerin felsefeyi tanımlamaları bir bakıma felsefenin bütününü oluşturuyor. Peki senin felsefe tanımın nedir?
Bu çok zor bir soru. Bu tarz tanımlar hep değişebilir. Ama felsefeye varoluşa sorgulayarak tahammül edebilme becerisi diyebilirim kendi adıma.
20 oturum, her oturumun adı farklı. Okura biraz ipuçları verelim mi, öncesinde ne dersin? Mesela ilk oturum “Özgür İrade” üstüne… Bir başka oturumda bireysel kimlik ve değişimi ele alıyorsun. Bir diğerinde de “Sanat kimin için yapılır?”ı sorguluyorsun. Tüm bu oturumları neye göre ve nasıl belirledin?
Oturumların çıkış noktası ilk önce felsefe tarihinde çokça tartışılmış kavramlar. Bu kitabı okuyan birinin felsefede gündem yaratmış konular ve filozofların düşünceleri hakkında bir fikri olsun istedim. İkincil hedefim de ‘’Felsefe hayatta ne işime yarayacak benim?’’ kaygısı taşıyanlar için her insanın karşısına çıkabilecek felsefi problemleri sorgulamak, yani felsefeyi günlük hayata entegre edebilmekti.
Felsefe eğitimi olmayan insanlar felsefe oturumu yapabilir mi? Bu kitap biraz buna mı teşvik ediyor?
Felsefe eğitimi daha çok felsefe tarihi ve filozofların düşünme sistemi üzerine veriliyor. Benim kitabım ise bir felsefe tarihi kitabı değil, oturumlar felsefi ve yaratıcı düşünmeyi hedefliyor. Felsefe eğitimi olan biri kadar felsefe eğitimi almamış biri de bu oturumları yapabilir çünkü bu oturumların amacı düşünme biçimini geliştirip, hayatı farklı bir açıdan değerlendirebilme becerisi kazandırmak. Kitaptaki sorular her bir insanın hayatında bir şekilde karşısına çıkabilecek sorular.
Felsefe üzerine okumak insanlara zor ve sıkıcı geliyor. Bu böyle olmak zorunda mı? Kitabın bu soruna ne gibi çözümler getiriyor?
Elbette zor ve sıkıcı olma zorunda değil. Keşke hiç öyle olmasa. Kitabı elimden geldiğince rahat anlaşılır biçimde yazmaya çalıştım. Felsefe korkulacak bir şey değil aksine insana kocaman özgürlük alanı sağlayan büyük bir güç. Bana nasıl anlatılmasını istiyorsam öyle yazdım. Karmaşık konuları basitçe anlatabilmemiz gerek. Kitabı okuyanlar eğlenerek sorgulayacak. Dolayısıyla felsefenin o korkutucu görünen tarafından daha şeffaf kısmına geçmiş olacaklar.
Felsefe okumak neden çocuklukta başlamalı? Bu, yetişkinlikte bireye ne gibi katkılarda bulunabilir?
Ben P4C eğitimcisi olarak okul öncesi yaş grubuna da felsefi oturumlar yapıyorum. İnanılmaz bir bakış açısı var o grubun, çünkü zihinleri tertemiz. Toplumsal rollerle, kaygılarla, öğretilmiş kavramlarla dolu değiller. Çok verimli atölyeler yapabiliyoruz. Buradan hareketle 5-6 yaştan itibaren yaş grubuna uygun felsefe okumaları yapılabilir. Bu alanda çok iyi çocuk kitapları çıkıyor. Bu kadar erken yaşta felsefeyle ilgilenen biri ise yaratıcı bir düşünme biçimi edinmiş olur. Olaylara başka açılardan bakabilir. Sistematik akıl yürütmeye yatkın olur. Başkalarının fikirlerine saygı duymayı, argüman yaratıp tartışmayı öğrenir. Ve elbette okuma sevgisi gelişmiş olur. Çünkü felsefeyle uğraşmak demek çok okumak demek.
Schopenhauer’den Robert Nozick’e, Cicero’dan Heidegger’e pek çok filozofun düşüncelerinden yola çıkarak örnekler veriyor, yöntemler sunuyorsun. Seni bu düşünürler arasında en çok etkileyenler hangileri? Neden?
Ben hep varoluşçu filozoflara yakın oldum. Nietzsche, Schopenhauer, Heiddegger, Kierkegaard, Sartre, Simone de Beauvoir, Camus gibi filozoflar beni çok etkiliyor. Sorgulama ve hayatı anlamlandırma biçimleri daha derin, soruları daha tanıdık geldiği için sanırım.
“BU KİTAPLA BİRLİKTE OKURLAR FELSEFEYİ BAŞKA BİR SANAT ALANI İLE BİRLİKTE DÜŞÜNEBİLİR”
İnsanlar kitabını okumalı çünkü…
Hayatın karmaşası içinde kendimize dönüp sorular sormak öncelikle kendi adımıza önemli bir alışkanlık. Bunu da ancak felsefeyle yapabiliriz. Felsefe korkutucu bir alan değil, aksine insanın en zor zamanlarında güç alabileceği bir dost. Felsefe okumaya başladığınızda bir daha yalnız kalmıyorsunuz çünkü aklınızdaki tüm sorulara cevap aramış, çağları aşan insanlar tanıyorsunuz. Benim kitabım ise bu kapıyı size sonuna kadar açıyor ve anlaşılmaz, karmaşık diye korkulan bir disiplinin keyifli ve eğlenceli kısmını gösteriyor. Bir de her oturumun sonunda oturum konusuyla ilgili bir film tavsiyesi var, bu da okurların felsefeyi başka bir sanat alanı ile birlikte düşünebilmelerini sağlıyor.
Senin bir de “İstediğimiz Sorudan Başlayabilir Miyiz?” isimli bir podcastin var. Biraz bundan da bahseder misin? Meraklısına duyuralım isterim…
Evet, çok sevdiğim bir iş podcast. Bu ay ilk sezonun son bölümünü kaydettim. Ocak ayında ikinci sezon başlayacak. Yine felsefi soruları irdeliyorum ama kendi anılarımdan, tecrübelerimden, izlediğim filmlerden, tiyatro oyunlarından, sosyolojiden ve psikolojiden yola çıkarak anlatıyorum. Sanki kahvemizi almışız da konuşuyormuşuz gibi anlatmaya özen gösteriyorum. Gün içinde yaşadığım herhangi bir şey bölümün konusu olabiliyor. Felsefi bir dertleşme benimkisi.
Konuğum olduğun için teşekkür ederim. Okurun bol olsun. Emeğine sağlık…
Çok keyifli sorulardı, ben teşekkür ederim.