‘Yukarı, yukarı! Kaldır! Popo! Up, up!” Moda Sahnesi’nde o akşam ‘Balerin’i izledikten sonra kulağımda yankı yapan sözcüklerdi bunlar…İstanbul Devlet Opera ve Balesi baş balerinlerinden İlke Kodal’ın tek kişilik perfomansı ‘Balerin’, bale sanatına farklı bir bakış açısı sunuyor. İlke Kodal, bugün Ajandakolik’te… 

Gidin, mutlaka izleyin ‘Balerin’i. Klasik bir bale gösterisinin aksine bir başkaldırı, bir manifesto ‘Balerin’. Başrolde İlke Kodal, hem sözcükleri hem de danslarıyla sahnede zor olanı gerçekleştiriyor; bir yandan anlatıyor bir yandan bale yapıyor. Evet, anlatacak çok şeyi var aslında… Ben de küçücük ufacıkken bale yapmış biri olarak peşine düştüm ‘Balerin’in ve İlke Kodal’la bir balerinin hayatını konuştum. Ayaklarına baktım sonra, dedim “Ne kadar önemliler senin için. Bizim için bazen sadece ayak.” Cevabı tam da tahmin ettiğim gibiydi, gülüştük: “Bazen diyorum zaten;  onlar da benim ekmek kapım.” 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

‘Balerin’le harikalar yaratıyorsun. İki sezondur sahnede sanırım. Hikaye kime ait? Yönetmen Bedirhan Dehmen’le ortak bir çalışmanızın ürünü mü?

Çok teşekkürler, evet iki sezondur devam ediyor. ‘Balerin’i kendi hikayelerimden yola çıkarak sevgili yönetmenim Bedirhan ile herkese ulaşabileceği bir dilde oluşturduk. Bedirhan Dehmen ile yollarımız kesiştiğinde benimle beraber çalışmak istediğini söyledi. Tek kişilik bir oyun yapmak istediğinden bahsettiğinde heyecandan ayaklarım yerden  kesilmişti. İşte o heyecanla uzun ve derin yolculuğumuz başlamış oldu. ‘Balerin’i üç ay çalıştık. Hazırlık süreci dahil olmak üzere bir balerinin şimdiye kadar sahne üzerinde görmediğimiz yönlerini, iç dünyasına açılmamış kapılarını ve içinde yaşadığı heyecanları da paylaşmak istedik. Yani madalyonun diğer yüzünü araştırdık ki bu da benim kendimle yüzleşmeden yapabileceğim bir şey değildi.

‘Balerin’e oyun mu, gösteri mi, performans sanatı mı yoksa bale mi demeliyiz, sence?

Balerin, bir dans tiyatrosu. Aynı zamanda Moda Sahnesinin ilk dans tiyatrosu projesi olma özelliğini de taşıyor.


Seyirciler yerlerine otururken sen de ayna karşısında esneme hareketleri yapıyorsun, giyiniyorsun, saçlarını topluyorsun, kısacası sahneye hazırlanıyorsun. Tüm bunlar iyi bir konsantrasyon gerektiriyor. Peki, seyirci, bu sırada seni izlerken senin de onları gözlemleme şansın oluyor mu?

Evet, seyirciler yerlerine otururken o sırada kulisteki hazırlanma anını yaşıyorum. Orası gerçekten de balerinin kulisi. Sadece kendime konsantre oluyorum. Daha önce seyirciyle paylaşmadığım bir an  ve yeteri kadar heyecanlı bir durum. (Gülüyor.)

Oyunda Giselle, Şirin, Kuğu gibi baledeki baş karakterleri de canlandırıyorsun. Tüm bu karakterlerin hepsini sen de sahnede canlandırdın mı? Sayende biz de kısa da olsa onları danslarıyla tanıma şansı elde ediyoruz. Seni zorlayan şeyler oldumu ‘Balerin’de?

Yirmi senelik profesyonel bale hayatımda dans etmiş olduğum, jestleri en belirgin klasik bale karakterlerinden, Giselle, Clara, Kitri, Şirin, Kamelyalı Kadın, Siyah Kuğu, Carabosse. Balerin manifestosundan bale pabuçlarına ve küçük detaylara kadar hem dans edip hem de bir yandan konuşuyorum. Sahne üzerinde dans ederek konuşmak, daha önce deneyimlemediğim bir tecrübeydi. Başlarda gerçekten çok zorlandım ama sonra çok zevkli bir hale dönüştü.


Sevgili İlke, peki sen baleye nasıl başladın? Beni annem teşvik etmişti, ikimizi de bale hocası Veronica Arman olunca senin hikayeni daha çok merak ediyorum.

Ben 5 yaşındayken benim de annemin desteğiyle başladı, bale. Sonra yarı zamanlı İstanbul Üniversitesi devamında da hayatımın en önemli zamanlarının geçtiği Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı. Artık karar vermiştim balerin olmaya.

“HAYATI KAÇIRMADAN YAŞAMAYI ÖĞRENİYORSUNUZ.”

Bir balerinin hayatını özetleyecek olsan nasıl bir yaşam sizinkisi?

Bizimkisi bir aşk hikayesi. (Gülüyor.) Bale sanatına kafanızı, kalbinizi koyduysanız artık bu yolda ne yapılması gerekiyorsa her şeyi kabul etmiş oluyorsunuz. Çocuk yaşta başlayan bu zarif ve zorlu maratonu, okul dönemi boyunca yaşadıkça keşfediyorsunz. Gençliğinizi hayatınızla uyumlamayı, hayatı kaçırmadan yaşamayı öğreniyorsunuz. Zaten sonra hayatın ta kendisi oluyor.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin baş dansçılarındasın. Yurt dışında da pek çok defa Türkiye’yi temsil ettin. ‘En İyi Dansçı’ ödüllerine layık bulundun. Peki, insan merak ediyor; bu kadar disiplinli bir yaşamda nelerden feragat ettin, neleri feda ettin? 

Bale, hayatınız olunca her şey ona göre şekilleniyor. Bu bir seçim; onun için fedakarlık yaptığımı düşünmedim. Sadece öncelikleriniz değişiyor. Aşırı yorgunluktan ya da ertesi günkü önemli temsilden dolayı gidemediğim konserler, izleyemedigim oyunlar, buluşamadığım arkadaşlar olabiliyor tabii ama hepsi telafi edilebilecek durumlar. Bale, hayatın kendisi olduğunda feragat edecek bir şey kalmıyor.

Ya beslenmen nasıl?

Beslenmeme dikkat ediyorum. Çok yoğun çalıştığım zamanlarda protein destekli besleniyorum; sebze-meyve eksik olmuyor. Tabii ki kendimi şımarttığım zamanlar da oluyor.

Bale, danslar içinde ömrü en çabuk tükenen mi? Bir balerin ortalama kaç yaşına kadar sahnede dans edebiliyor?

Her şeyin değiştiği ve geliştiği böylesi yenilikçi bir çağda kalıplar kırılıyor. Daha önceleri 35 ila 40 arası denilen yaş, şimdilerde 45 ila 50’ye kadar ulaştı. Kendimden örnek verecek olursam, yaşımın gereği tecrübelerimle bedenimi çok daha doğru yönlendirebiliyorum ve bu durum hâlâ sınırlarımı aşmamı sağlıyor. Buna zamana ve bedenime meydan okumak diyebilirim.


Peki ya sonrası? Genellikle bale öğretmeni olarak mı yola devam ediliyor?

Sonrası henüz net değil. Tabii ki bu zamana kadar birbirinden kıymetli bale hocalarımdan öğrendiğim ve tecrübelerimle kazandığım birçok bilgiyi paylaşmak istiyorum. Hâlihazırda zaten paylaşıyorum da. İstanbul Devlet Opera ve Bale bünyesindeki birçok eserde çalıştıran olarak da görev yaptım. Sonrasını da zamanı gelince göreceğiz.

Çok sevdiğim bir sözün var: “Tek derdimiz üretmek olsun.” 

“Tek derdimiz üretmek olsun”,  ‘Balerin’in çalışma aşamasında çıkan bir sözdü. Çünkü her yaratım kendi içinde büyük bir şifa barındırıyor. Bunu, yoktan var ettiğimiz bir çalışma da olsa, var olan bir çalışmanın içindeki yaratıcılık da olsa, hem seyirciyi hem çalışanı hem de ortamı şifalandırdığını düşündüğüm için söylemiştim. Yaratmak yani çalışmak. “İşleyen demir ışıldar” misali… (Gülüyor.)

“BALE, YETENEKTEN ÇOK TUTKU VE SABIR İŞİ”

Bale sence yalnızca yetenek işi mi? İyi bir balerin, iyi bir dansçı olmak için olmazsa olmazlar neler?

Bale sanatını en iyi şekilde icra edebilmek için yetenekten daha çok tutku ve sabır gerekli. Zorlu bir yolculuk, disiplin gerektiren bir iş. Pes etmemek, hiçbir zaman oldum dememek; en önemlisi de, sürekli bir meydan okuma hali bedene, zihne, ruha. Ama en zevklisi sınırsız olması. Hep daha iyisini yapabilmek adına…

Balerin olmak için belli fiziksel kriterler var mı?

Tabii, fiziksel kriterler de çok önemli. Bacak, kol, boyun uzunluğu, kalça açıklığı, omurga esnekliği, ayaklar, dizler. Bu zamanda bale sanatını destekleyen fiziksel özelliklerin kapasitesini arttıran birçok farklı metod var. Yoga, pilates, gyro kinesis, ve ağırlık antremanları gibi.

Ebeveynlerin çocuklarını baleye teşvik etmesi konusunda ne dersin; bir önerin olabilir mi?

Ailelere tavsiye edebileceğim tek şey çocuklarını dinlemeleri. Eğer çocuklar gerçekten baleye gönül vermek istiyorsa sonuna kadar onları desteklemeliler ama istemiyorlarsa da onlara yeni ve farklı seçenekler sunmalılar ki o çocuklar da kendilerine göre bir meslek, bir sanat, bir hayat yaşayabilsinler.

‘Balerin’in dışında başka hangi oyunlarla sahnedesin?

Yakın zamanda yine bu sezon ürettiğimiz ‘Maraton’ isimli ikinci dans tiyatromuz var. Yine Moda Sahnesi bünyesinde yoğun ve heyecanlı bir süreçten geçerek izleyicimizle paylaştık. Yönetmenliğini yine sevgili Bedirhan Dehmen’in yaptığı ‘Maraton’da sahneyi çok yetenekli Yılmaz Sütçü ve Tolga İskit’le beraber paylaşıyorum. Hepsi birbirinden değerli dört kişiden oluşan canlı orkestramızla yaklaşık 80 dakika süren bir oyunumuz var.
Geçtiğimiz mart ayında İstanbul Devlet Opera Balesi bünyesinde de Uğur Seyrek’in koreografisini yaptığı opera ve bale sanatçılarından oluşan büyük bir ekiple Yunus Emre Oratoryosu prömiyerini yaptık. Şimdi de Dünya Dans günü kapsamında başlayacak olan yeni eserlerin çalışmalarına devam ediyorum. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde ve Moda Sahnesi’nde haziran ayına kadar temsillerim sürecek.


“UMARIM AKM, YENİ HALİYLE BİRÇOK BALE SANATÇISINA YUVA OLMAYI BAŞARIR” 

Ajanda ya da defter tutuyor musun? Eğer evetse içinde neler var?

Eskiden daha çok not defteri taşıyordum. Şimdilerde daha çok telefona not alıyorum ama kalem ve defterin yeri ayrı. Elbette eski not defterlerim duruyor. Arada açıp onlara bakıyorum neler yazmışım diye. Genellikle çizimler, karalamalar yapıyorum, denemeler, şiirler ve o anki hislerimi yazıyorum. Telefona aldığım notlarım da çizimler haricinde aynı.

Balerin olmasaydın bugün ne yapıyor olurdun? Yine bir sanat dalını mı seçerdin?

Balerin olmasaydım !? yine balerin olurdum.

Bugüne kadar içinde kalan, oynamak isteyip de bir türlü oynamadığın roller oldu mu? Birlikte dans etmek istediğin yaşayan ve/ya artık hayata olmayan bir dansçı var mı?

Konservatuvardan mezun olduktan sonra Atatürk Kültür Merkezi’nde dans etmeye başladım. İkinci senemde bale eserlerinde başrol olarak dans etmeye başladım. Orada olduğum 10 yıl boyunca hayal ettiğim tüm rolleri dans etme şansım oldu. Umuyorum ki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) yeni haliyle de birçok bale sanatçısına ve sanatçı adaylarına yuva olmayı başarır ve herkes benim gibi kendi hayalini yaşama şansına ulaşır. Ve ben de orada dans etmeye, yaratmaya ve öğrendiğim bilgileri paylaşma şansına ulaşırım.