banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

AjandaKolik Reklam

YAZAR SEVSEN ASLANTEPE’DEN BİR ÖYKÜ: “MERHABA DÜNYA!”

Üç Öykü Bir Ömür, Adı Soyadı: Çocuklarının Annesi, Geçmiş Geçmiyor gibi kitapların yazarı Sevsen Aslantepe’den Ajandakolik’e duygusal bir mini öykü: “Merhaba Dünya!” 

Önce sesler duydum. Ne duyduğumu, duymanın ne demek olduğunu, duyduklarımın ses olduğunu da bilmiyordum o zaman. Giderek başka bir şeyin içinde olduğumu sezmeye başladım.

Daha iyi anlamaya çalışırken birden kesiliyordu sesler. Bu ses araları uzun sürüyordu kanımca. Sessiz ortamlara girip çıktığımı ses farkından anlıyordum. Duyduğum sesler bazen hafif, bazen de hızlıydı. Farklılıkları adlandırmaya başladığımı da fark ettim ama nasıl olduğunu bilmiyordum.

Durup dururken hızlanan vuruşların “kalp sesi” olduğunu, bir dış sesten öğrendim. Kalp atışları varlığımı kanıtlıyormuş. Dış ses, “Kalp sesleri güçlü,” diyordu ve ısınıyordu içinde bulunduğum ortam. Duyduklarıma anlam katmaya başlarken sanki yer değiştiriyordum.

Giderek sessiz aralıklar kısalmaya başladı. Uyuyup uyanıyordum herhalde. (Uyumayı da dış sesten öğrendim). Daha az uyuyordum sanırım, üzerimde değişimler oluyordu. Her uyandığımda bir farklılık buluyordum.

Kalbimin de içinde bulunduğu kesenin uzantılarını gördüğümde gözlerimin de oluştuğunu yine dış sesten duydum. Gözlerimle gördüğümü anladım. Uzantılar giderek büyüdü. Çok geçmeden kesenin üst tarafında yeni uzantılar da belirdi.

Bana olanları anlamak için dış sesi bekliyordum, kendimi ondan öğreniyordum. Bir keresinde, “İşte bunlar kolları, bunlar ayakları, bunlar da gözleri” diyen tanıdık dış sesle tekrar uyandım.

Bana çok yakın olduğunu önceden fark ettiğim iç ses, “Ah benim canım bebeğim,” dedi. O sıra kalbimin acele ettiğini fark ettim. İç ses ile benim aramda güçlü bir bağ vardı. Ondaki değişim galiba bendim; benim ondaki varlığımı o biliyordu.

Aşağıdaki ve yukarıdaki çıkıntılarımı sonraları oynatmaya başladım suyun içinde. İç sesten gelen bir sıcaklıkla uyanıyordum. Dış ses galiba buna “beslenme” diyordu. Kendi iç seslerimi de duymaya başlamıştım. Dış ses, geçirdiğim değişim ve gelişimin hızlandığını söylüyordu.  Doğruydu, demek ki bu işler beni yoruyordu artık. Bu nedenle daha çok uyumaya başladım.

“Hareket ediyor artık bak, hissediyor musun?”

Böyle bir şey söylüyordu her zamanki dış ses. Beni besleyen ses ise “Çok üzgünüm neden ben hissetmiyorum,” dedi. “Üzgünüm” demesi kalbimi hızlandırdı sanki. İç sesten çok etkilendiğimi anladım.

Sonraki günlerde tuhaf bir şey oldu. Galiba uyuyordum yine. Çok farklı ve güçlü bir sesle uyandım, kendimi içinde bulunduğum kesenin öte yanına fırlatmışım.

“Ne kırıldı Nilüfer?”

“Hareket etti Batuhan! Çok belirgindi. Sesten korktu benim bebeğim.”

Anladım o zaman, Bebek bendim. “Bebeğim” diyen de annemdi. Soruyu soran da “Baba” mıydı? Dış ses bunları; anne, baba, bebek, çok söylerdi ama ben “bebek” ilk kez o gün onları tanıdım. Gerektiği gibi büyüdüğümü, her şeyin yolunda olduğunu söylüyordu Dış ses. Her yanımı harika bir sıcaklık sardı yine, biraz gerindim, yani uzantılarımı uzattım, yine uyumuşum.

Bundan sonra daha çok şey anlamaya başladım. Anne de baba da ışıkla birlikte uyanıyorlardı. Annenin karnından ışığı görmek kolaydı. Işık çok olunca uyanıyorlardı onlar; acele ile hep bir yere gidiyorlar, karanlık olunca dönüyorlardı. Annemin eli hep benim üzerimdeydi, “Korkma buradayım,” diyordu. Babamın eli daha büyüktü ama ezmiyordu beni, ısınıyordum onlar bana yakınlaştığında.

Karanlık olduğunda sesler daha güzelleşiyordu. Babam, “Haydi biraz müzik dinleyelim,” dedi. Farklı sesler kalbimi hızlandırdı, duyduğumu belli etmek istedim, kollarımı bacaklarımı oynattım. Annem de “Bak yavrumuz dans ediyor,” dedi. Hemen ısındım, uykum geldi.

Dış ses bir kez, “Mutlu bebek” dedi. Evet. Mutlu bebek benim. Sonra “Kız galiba,” dedi ve “İsmi ne olacak?” dedi. Bilmiyordum. Ben, bebek, anne, baba, ben, bana, kız, annem, babam… Bütün bunları nasıl öğrenecektim. Uyumak isterken Anne, yani Annem: “Kız ya da oğlan hiç fark etmez, sağlıklı olsun yeter,” dedi.

“Yeter” ne demek hemen anladım ve “Yeter” demek istedim, ama uyku geldi, uzantıları uzattım. Annem, “Buradayım canım,” dedi; ama kız, oğlan nedir, merak ettim. Bu kadar çok sözcüğü duyduğum için mutluydum. Bu kadarı da “yeter”di.

Annemden bana gelen uzantıyla besleniyordum; yukarı uzantıların sonundaki çıkıntılarla bedenimi tanımaya çalıştım. Bu uzantıların üzerinde ağır bir yük taşıyordum.

“Bakın burası elleri, burası da ağzı,” dedi Doktor; Dış sesin doktor olduğunu, annemin ona böyle demesinden öğrendim. O çıkıntıların el olduğunu da ondan öğrendim. Sonra elimi parmaklarımla birlikte ağzıma sokmayı denedim, sıkıldığımda biraz zorlasam öbür elimi de alacak kadar büyük bir boşluktu. Ne işe yaradığını henüz bilmiyordum. Ağzımın üzerinde iki küçük delik vardı, daha yukarıda ise gözlerim.

Doktor beni izlerken ışık çoktu, gözlerimi ellerimle kapattım. “Hah ha ha” diye sesler duydum. Annem, “Gülmeyin kızıma,” dedi. Beni hep koruyacağına bildim o an. Annem bana gülmelerini neden istemedi acaba?

Gözlerimin üzerinde bulunan yerin değerli olduğunu söyledi Dış ses, yani Doktor.

“Kafası büyük bu çocuğun, beyni de iyi gelişmiştir, akıllı çocuk olacak.”

Bunu duyunca beynimin önemli olduğunu anladım. Kafam bu nedenle ağırdı belki de. Beni aşağı çekiyordu. Her duyduğumu tam anlamıyordum ama iyi bir şey olup olmadığını nasıl anlıyordum?

Giderek daraldı içinde bulunduğum yer. Kolumu bacağımı nereye koyacağımı bilemiyor, eskisi gibi rahat uyuyamıyordum. Annem de yerinden kolay kalkamıyordu. İkimiz de uyurken ziller çalıyor, ben her defasında zıplıyordum. Annem, “Alo” deyip konuşuyordu.

“Az kaldı. Akşama sabaha bekliyorum, bir an önce olsun artık.”

Neyi beklediğini anlamıyordum, benimle ilgili miydi?

Biraz daha geçti. Bir gece annem uyurken uyandım. Çok rahatsızdım, biraz aşağı ittim kendimi, ayaklarım, içinde bulunduğum keseyi delmesin mi? Eyvah şimdi ne yapacağım derken aşağı bakmak istedim bu kez başım ağır geldi, baş aşağı döndüm ister istemez. Bu şekilde durmak çok zordu. Annemi nasıl uyandırmalıydım?

Canım annem uyandı hemen, “Çabuk olun, beni hastaneye götürün,” gibi şeyler söylüyor, ağlıyordu. Çok canı yanıyordu. Onun canını acıtmıştım istemeden. Gideceğimiz yere varınca anladım, beni annemden ayıracaklarını, orada ilk dış sese benzeyen çok fazla dış ses vardı.

Ondan ayrılmayı hiç istemedim. Üstelik annemin canını yakıyorlardı. Ağlıyordu. Mutsuzdu. Doktorlar ne dedilerse anladım ama yapmadım. Annemle mutluyduk beraberliğimizden, böyle kalmamızı neden istemiyorlardı?

Sonra çok parlak bir ışık gördüm, çok dar bir geçitten hızla geçtim. Bir güç itti beni, bunu fark ettim. Kolum bacağım boşluktaydı artık. İstediğim gibi hareket edebiliyordum ama annemden ayrılmıştım, çok korkuyordum ve ilk kez ben de ağladım.

Ben ağlarken, herkes gülüyordu. Neler olduğunu anlamadım. Sonra bana bir şey yaptılar, çok su yuttum, çok korktum. “Anne, kurtar beni!” demek istedim ama konuşamadım, daha çok ağladım ve birden ısındım, annemle yine beraberdim.

Ağlarken emdim annemin sütünü. Sıkıca tuttu beni kollarıyla. Eskisi kadar değilse de biraz rahatladım, doymadan uyumuşum, yorgunluktan. Doktor, dokuz aylık uzun bir yoldan geldiğimi söyledi o sıra.

Uyandığımda annem yine benimle değildi. Hemen ağlamaya başladım. Aslında annemi istiyordum. Neyse ki çabuk anladılar, anneme götürdüler beni, kokusunu sıcaklığını duydum, sütünü emdim, rahatladım, yine karnım doymadan uyumuşum, uyanınca yine ağladım yine kucağına aldı beni.

“Korkma kızım yine beraberiz. Yalnız her şey değişti. Hoş geldin bu dünyaya.”

Dedi ama anlamadım. Uyumuşum.

Sonra hatırladım dış seslerin hep “Dünyaya gelmek,” diye bir şey söylediklerini. Anladım biraz ama annemle sürekli beraberken çok huzurluydum; niye orada kalamadım? Sonra da annemden ayrılmanın gerekli olduğunu anladım.

Dünyaya gelmenin iyi bir şey olmalıydı ama annemden hiç ayrılmamayı isterdim. Annemin kucağındaydım o sıra, “Kızım bak burası bizim evimiz,” dedi, güzel sesiyle. Nerede olduğum hiç önemli değildi, onun kucağında olmak istedim çünkü bir tek onu tanıyordum.

İlk günkü kadar korkmuyorum artık. Avazım çıktığı kadar ağlayınca annem yanıma geliyor hemen. O beni sütüyle beslerken yaklaşıp gülümseyen kişinin babam olduğunu anlasam da şimdilik annemin kucağında kalmamın benim için daha iyi olacağını sanıyorum. Karnım doysa da emer gibi yapıyorum çünkü benden uzaklaşıyor uyuduğumda. Buna alışmak zor olacak çünkü istemiyorum.

Babamla yakınlaşmak için nasılsa daha çok zamanımız olacakmış. Annem söyledi. Annemin sütünü emerken dünyaya gelmenin de iyi bir şey olduğunu anlamaya başlıyorum. Evimize konuklar geliyormuş ve bana armağanlar getiriyorlarmış. Annem böyle söylüyor. Bana sevgi ile bakan başka gözler de olduğunu kavramaya başlıyorum. Hoşuma da gidiyor herkesin beni izlemesi.

Ben bunları size anlatırken annem de beni besliyor. Canım annem. Güvendeyim artık. Her şeyi duyuyor, çok şey anlıyorum, anlamazdan geliyorum, sadece henüz onlar gibi konuşamıyorum. Dünyaya gelmenin tadını çıkarıyorum artık.

Merhaba dünya diyorum. Ses vermiyor bana, umursamıyorum.

Annem var, babam var benim.

Ekim 2014 / İstanbul

Etiketler:
YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media