banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Ozan Ünal: “Biten heykelim artık eski sevgilimdir, bana ait değildir”

Karantina günleri üretmeye, sanatla buluşmaya, buluşturmaya engel değil. Heykeltraş Ozan Ünal da bu süreci çalışarak geçiriyor. Onunla hayran olduğum sergisi “Bir Var-Lık-Bir-Yok-Luk”tan yola çıkarak heykellerle geçen hayatını konuştuk.

Söyleşi: Zehra Güngör
zehradem85@icloud.com

“Bir Var-Lık Bir Yok-Luk” sergisinin üzerinden tam bir yıl geçmiş. Geçen sene bu zamanlar İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi’nde sergiyi görmüş, nutkum tutulmuştu. Uzun bir süre heykellerin arasında gezinmiş, karşılarında oturmuş ve yarattıkları havanın etkisine kapılıp gitmiştim. Ajandakolik’te benim konuğum işte o heykelleri sanatseverlerle buluşturan heykeltraş Ozan Ünlü. Her ne kadar salgın nedeniyle yeni sergileri ertelense de Ünal, çalışmalarına  İzmir Karşıyaka’daki Atölye Pi Tasarım ve Sanat Atölyesi’nde yoğun bir şekilde devam ediyor.

Sanatla tanışmanız, heykele dönüşen yolculuğunuz nasıl başladı?

İlk karalamalarıma lise yıllarında başladım. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde tasarım eğitimi alırken aynı zamanda heykel atölyelerinde çalışıyordum. Mezun olduktan sonra heykel yapma isteği daha ağır bastı ve kendime bir atölye açtım. Sonrasında da hep heykel yaptım.


Son kişisel serginiz “Bir Var-Lık Bir Yok-Luk”tan sonra yola nasıl devam ettiniz? Hangi yoğun hisler, duygularla yeni heykeller dokumaya başladınız?

“Bir Var-Lık Bir Yok-Luk”, yaklaşık iki yıl üzerine çalıştığım bir sergiydi. Bittiğinde önce bir boşluk hissettim hayatımda tabii. Sergi tatmin edici bir şekilde bitmişti. Atölyeme girdiğimde iyi hissediyordum. Ama aynı zamanda yeni bir şeyler yapmalıydım ancak ben bir süre heykel yapıp ardından bunları sergileyen bir sanatçı değilimdir. İsmi, içeriği, konusu heykellerin bir kısmının eskizleri bitmeden malzemeye dokunmam. O nedenle yeni bir konu kafamda oluşana dek sadece düşündüm ve karalamalar yaptım. Sonra “Rüya anıdan sayılır mı ” düştü aklıma ve başladım.

Mart ayında, tam da bu endişeli günlerin başlarında, Ankara’da  Artankara 6. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı’na katıldınız. Fuarla ilgili neler söylersiniz, nasıl geçti? 

Artankara’ya galerim ile beraber bu üçüncü katılışımdı. Önceki deneyimlerim güzeldi. Her sene daha iyiye giden bir katılımcı ve izleyici vardı. Bu yıl da geçen seneden daha iyiydi ancak salgın ve buna bağlı tebdirlerin açıklanmasının fuarın açılış gününe denk gelmesiyle izleyici sayısında ciddi bir düşüş oldu. Tatsız oldu evet ama yine de seneye daha iyi bir fuar olacağını düşünüyorum. Aslında fuarın hemen ardından Barselona’da bir sergim vardı; işlerim gitmişti, ben de gitmek üzereydim. Bu sergi de ertelendi tabii…

Bir heykel sizden sonra bir başkasının oluyor. Ellerinizle işlediğiniz, kendinizden bir parçaymış gibi düşündüğüm tüm bu yapıtlar bir başkasına gidince neler hissediyorsunuz, merak ediyorum.

Bir heykelin bana ait olan kısmı; onun aklıma düşmesi ile başlayıp üzerinde çalışmayı bitirdiğim zaman aralığında. Sonra kendi başlarına bir varlık oluyorlar ve benimle bir ilgileri kalmıyor artık. Belki maddi olarak üzerinde hak iddia edebilirim ama bitirip de heykele baktığım zaman sizler gibi sadece izleyici olduğumu hissediyorum. Biten heykelimin gözümün önünde olmasını sevmem. Bir gün öncesine kadar bir aşk yaşar gibi; başka bir şey düşünmeden yaşadığım o heykel, artık eski sevgilidir ve ben yeni bir aşka başlamışımdır. O nedenle gitmesi gereken yere gider; bende değildir artık.

Bu karantina günlerinde hayatınızda değişen bir şeyler oldu mu, bu durum çalışmalarınıza yansıdı mı? Atöyeniz sanırım evinize yakın, öyle değil m? 

Evime yakın ve izole bir yerde olduğu için atölyeme gidebiliyorum. Ama evde süren bir hayat var tabii… Eşim evden çalışıyor, kızım okuluna evden devam ediyor. O nedenle evde daha çok bulunup onlara yardımcı olmam gerekiyor. Evde kendimle kaldığım zamanlarda daha çok çiziyorum. “Rüya anıdan sayılır mı” sergisi zamanı geldiğinde; bu defa heykellerle beraber, tüm sergi çalışmaları sırasında yaptığım karalamaları, yazıları; bir eskiz defteri olarak kitaplaştırmak istiyorum. Bu nedenle ağırlıklı olarak evdeki zaman yazı-çizi ile geçiyor.


İlham aldığınız, kendinizi beslediğiniz şeyler neler? 

Müzikten ve şiirden çok ilham alırım. Müzik benim için hep bir yolculuk  olmuştur. Dinlerken gözlerimi kapatır; beni bir yerlere götürmesine izin veririm. Şiir ise üretimimi desteklemiştir. Enstrümanı bu kadar az bir sanat dalı yok. Birilerinin dünyayı sadece kelimelerle anlatabilmesi, anlatırken bir müzik oluşturabilmesi beni hep cezbetmiştir

Heykel dışında ilgilendiğiniz başka bir sanat dalı var mı? Yoksa ne olsun isterdiniz?

Müziğe yatkınlığım var. Ses çıkarabildiğim her aletle dinlediğim ezgiyi çalabilirim. Taklit edebilirim aslında daha doğrusu. Nota bilmiyorum sadece kulaktan. Ama bu kadar. Çünkü bir enstrümanı çok iyi çalabilmenin ne demek olduğunu; benim heykel yapmaya hayatımı adadığım gibi adamak gerektiğini biliyorum. Sadece iyi bir dinleyici olmakla yetiniyor ve keyif alıyorum.

Fuarlar ve sergiler dışında, özellikle doğuda çocuklarla yapmış olduğunuz projeler var. Geçen sezon Mardin Güzel Sanatlar Lisesi ve Şırnak Güzel Sanatlar ile Baykuşhane, birçok sanatçıyı çocuklarla buluturmuştu.  Oradaki çocukların sanata olan bakışını gözlemlemişsinizdir… 

Baykuşhane geçen yıl katıldığım bir sosyal kooperatif. Genel olarak sloganımız “Sanata ihtiyacımız var” ama orijinimiz güzel sanatlar liseleri. Yapabileceğimiz her desteği yapmaya çalışıyoruz. Bu bazen sanat malzemeleri bazen teorik / pratik eğitim desteği olabiliyor. Geçen sene Mardin ve Şırnak Güzel Sanatlar Liseleri vardı gündemimizde. Bu yıl başkaları var. Mardin’de bu iki okulun öğrencilerine üç gün ders verip atölye çalışmaları yaptık. Yaz sonunda da Çeşme Belediyesi ve Alaçatı Sanat ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla onları Alaçatı’da ağırlayıp yine atölyeler yaptık. Beni çok heyecanlandıran, bir işe yaradığımı hissettiren bir organizasyon.

Evet tam Alaçatı diyecektim ben de… Nasıl geçti? 

Hayatlarında şehirlerinin hatta kasabalarının dışına çıkmamış çocukları Alaçatı’ya getirmek ve onları burada ağırlamak çok güzeldi. Önceki buluşmamızdan zaten bir gönül bağımız oluşmuştu. Çok mutlu olduklarını gördüm. En ufak bir tatsızlık olmadı. O kadar güzellerdi ki. Hayatlarında karşılaşma ihtimallerinin çok çok az olduğu sanatçılarla tanışıp dersler aldılar, onlarla sohbet edebildiler. Kendilerini gösterdiler. Sanırım hiç unutamayacakları anılarla döndüler şehirlerine.

Bugünleri sağlıkla atlattığımızda  ilk yapmak istediğiniz şey ne? Neyi özlediniz?

Kişisel olarak çok özlediğim bir şey yok açıkçası. Herkesin iyi olduğunu, hayatın aktığını görmeyi istiyorum en kısa zamanda. “Normal” demeyeceğim ama normalin bizi buralara getirdiğini gördük. Doğaya, birbirimize ve kendimize daha saygılı daha bir bütün olabilirsek ne güzel olur…

Siz de diğer pek çok sanatçı gibi sosyal medya üzerinden çalışmalar yapıyor musunuz ya da yapacak mısınız? 

Benim de bu tarz birkaç paylaşımım oldum. Geçen hafta Baykuşhane çatısı altından müzisyen Cenk Erdoğan ile beraber bir yayın yaptık. Sanırım iki hafta sonra yine bu hesaptan çocuklarla atölye yapacağım.

Sanatınızla, yarattığınız formlarla hayata kattıklarınız sizi tatmin ediyor mu? Dünya bu zor günlerden geçerken neyi değiştirebilmeyi isterdiniz? 

Sizin sanat dediğiniz bu üretimlerimi aslında kendim için vazgeçilmez olduğu için yapıyorum. Bu benim için çok önemli. Aynı zamanda ürettiğim bu şeylerin insanları etkilemesi bir şans benim için. Hele hayata bir şey katıyorsa ne mutlu bana. Ben hayatı ya da dünyayı değiştiremem. Ama benim işlerimden birileri etkilenir, topluca bir şeyleri değiştirme, geliştirme, güzelleştirme gereği hisseder ve bu yolda yürürlerse buna şükrederim tabii ki. Kendimize ve dünyaya saygı artsa, eşitsizlikler yok olsa, hep beraber daha huzurlu bir hayat yaşasak… Daha iyi olmaz mı?

Ajandakolik’in klasik sorusunu ben de size sormak isterim. Özellikle bugünleri, anları paylaştığınız, tuttuğunuz bir defter ya da not aldığınız bir ajandanız var mı?

Bu defterler 15 yaşımdan beri var benim için zaten. Hayatın her devresinde olanlar direkt ve dolaylı olarak bu defterlerin içinde oldu. Doğal olarak bir ajanda niteliği de taşıyor. Şu günlerde yazdığım çizdiğim şeylerin “bugünlere özel” olduğunu, sanırım karaladıklarıma ileride baktığımda hissedeceğim. Bu karalamalardan çıkan heykellere sizler ileride baktığınızda; kişisel tarihimde bugüne bağlı olduğunu göreceksiniz. Ama bunların demlenmesi gerek önce.

Ajandakolik’te sizinle bu sohbeti yapmak benim için çok kıymetli sevgili Ozan Ünal. Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. 

Ben teşekkür ederim düşüncelerime yer verdiğiniz için. En kısa zamanda sağlıklı güzel günlerde görüşebilmek dileğiyle…

YORUM YAP

You don't have permission to register