Söyleşi – Begüm Gökmen: “‘Aaa! Bir kadın bu enstrümanı nasıl çalar?’ diye sorup şaşırıyorlar”

ajandakolik

Bundan birkaç ay önce Ajandakolik Caz Haftası için söyleşiler yaptığım dönemde sosyal medya aracılığıyla tanıştım Begüm Gökmen’le. 16 yıl önce kurduğu ve nefesli entrümanlardan oluşan Golden Horn Brass’tan bahsetti bana sonra da söyleşi için sözleştik. Araya biraz zaman girdi ve nihayet yollarımız kesişti. Hayata nefesiyle renk katan kadınlardan birini bugün Ajandakolik’te ağırlıyorum. Neşeli melodileriyle Golden Horn Brass da bize eşlik ediyor. Siz de katılın…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Türkiye’nin ilk uzun soluklu bakır üflemeliler grubu Golden Horn Brass’ı henüz keşfetmediyseniz Ajandakolik olarak buna vesile olmak isterim! Repertuvarlarında klasik ve caz müziğin yanı sıra albümlerinde de yer alan Anadolu ezgileri, gününüze neşe katmak için birebir! En kısa zamanda onları bir konserde dinlemek istiyorum, umarım yakın zamanda bu isteğim gerçek olur. Grubun kurucusu, aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda doçent olarak görev yapan Begüm Gökmen ile söyleştim bu defa… Hiç korno çalan bir kadınla tanışmamıştım, ne mutlu ki artık öyle özel bir kadın var hayatımda!

Golden Horn Brass ne zaman, nasıl kuruldu? Enstrümanların fiziksel özelliklerini düşünerek “Altın boynuzlu bando” gibi bir şey mi isim tam olarak? Yoksa pirinçten enstrümanları temsil eden bir isim mi?

2004 yılında orkestralardan tanıdığım iyi müzisyenlerle ortak kararımız sonucunda kuruldu. Başta 4 kişiydik ama repertuvar seçimimiz çok kısıtlı olduğu için 5’li olmaya karar verdik ve “kentet” olduk. İsmimizi o dönem Milliyet Sanat’ta müzik eleştirmeni ve birçok festivalin genel sanat yönetmeni olan Kemal Küçük koydu. Çok ince düşünülmüş bir isimdi. Enstrümanlarımız “horn” yani boynuzun günümüze gelen en gelişmis hali. Hepsi altın rengi olduğundan ismi  “golden horn” yani altın boynuz oldu. Aynı zamanda İstanbul’un simgelerinden Haliç de boynuz seklinde. “Brass” ise bakır nefesli sazların ortak adı. Bakır ve pirinç alaşımlı enstrümanlar. Yani ismimiz bu şekilde ortaya çıktı. Ama biz bir bando değiliz.

Golden Horn Brass ekibi: (Sol alt) Julian Lupu; Trompet, Begüm Gökmen; Korno, Emre Berbergil; Trombon. (Sol üst) Renato Lupu; Trompet, Sinan Şirin; Tuba

Dört erkek bir kadın… Nerelerden tanışıyorsunuz birbirinizle? Grup içinde tek kadın olmanın bir ayrıcalığı ya da dezavantajı var mı?

Grupta ilk günden bu yana tek kadın olmadım aslında. Ara sıra iki tromboncu arkadaşım da bize eşlik ettiler ama uzun senelerdir grupta tek kadın olarak devam ediyorum. Bunun avantajı olduğu gibi dezavantajı da var mutlaka. Julian Lupu, Bilkent’te lise yillarında okuduğum dönemde bizim hocamızdı ve benim sınav jürilerimde yer alırdı. RenatoLupu ise onun oğlu, ben de onu okurken tanıdım. Emre Berbergil ve Sinan Şirin ise askeri bando kökenli müzisyenler. Armoni mızıkasında ve Kara Kuvvetleri bandosunda müzik yapıyorlar. Onları da okulda master yapmaya geldiklerinde tanıdım. Gruba davet ettim. Yaklaşık 6 yıldır hiç ayrılmadan grubun son hali ile devam ediyoruz.

Mesela Golden Horn Brass beşlisini beş kadın olarak hayal ettim de… Nefesli enstrüman çalan kadın müzisyenler, sayıca çok mu az? Yani böyle bir beşli kolay kolay olabilir miydi?

Nefesli sazlar, benden önceki dönemde  daha çok tahta nefesli çalan kadınlarda sayıca fazla. Bakır nefesli sazlarda ben ve benden sonraki dönemde sayıda artış oldu. Bu tamamen hocaların önyargısından kaynaklı. Hemcinslerimiz ne yazık ki “kızlar güçsüzdür, yapamaz; bu enstrümanlar sadece erkekler tarafından çalınır” gibi önyargılarla sindirilmiş ve ne konservatuvarlara ve özel derslere alınmışlar.
Golden Horn Brass olaraksa bu enstrümanlarda eksik enstrümanist kadınlar olduğu için maalesef 5 kadınla yapamazdık. Mesela kadın tubacı hâlâ yok Türkiye’de. Trompet, korno ve tromboncu var ama tubacı yok. Olsaydı emin olun, konserlerimizin sayısı bugünkünden iki kat fazla olurdu.

“Aaaa korno çalan bir kadın!” diyorlar mı sizi ilk defa dinleyenler? Gelen yorumlar neler oluyor?

Beni görenlerden çok enstrümanı görenler  ilk şoku atlatıyor öncelikle. Ardından “Aaaa bir kadın bunu nasıl çalar?” diye sorup şaşırıyorlar. “Sizin nefesiniz çok kuvvetlidir” diyorlar. “Akciğerleriniz çok mu büyük?” diyorlar. Ya da mesela “En uzun ne kadar süre nefes tutuyorsunuz?” gibi sorular… Çocuklar enstrümana hemen dokunmak ve onunla ses çıkarmak istiyor. Zaten benim ilk idealim, bu bakır nefeslileri, ülkemizde pek tanınmayan bu enstrümanları halka sevdirmek ve tanıştırmak olduğu için sevinerek onlara denemeleri konusunda izin veriyorum. Birlikte ses çıkarmaya davet ediyorum.

Korno nasıl bir alet? Ağır mı mesela?

Korno çember şeklinde bir borunun içe doğru kıvrılmasıyla oluşmuş, sonu kalak denen bir koni ile biten, buğulu sesi olan güzel ve ilginç bir enstrüman. Hayvan boynuzunun en ilkel formundan gelmiş. Daha sonra piston ya da ventiller eklenerek bugünkü formunu almış bir saz. Bütün sesi oluşturan, ağızlık adı verilen parça. Kornoya takıldığında ise hoparlör görevi görerek çıkan sesi büyütüp anlamlandırıyor. Aslında 3,5 kilo civarında bir ağızlığı var. Kutusu ile 5 kilo. Normalde kısa süreli taşımada sorun olmasa da sabit durup kollarınızla desteklediğinizde epey ağır geliyor bir süre sonra. Ancak sporcular gibi biz de taşıya taşıya o ağırlığı hissetmez hale geliyoruz. Kol kaslarımız güçleniyor.

Nefesli çalmak ilk bakışta güç gerektiren bir şey gibi duruyor. Kadın ve erkek nefesleri, nefesli enstrümanlar çalarken aynı şekilde mi zorlanıyor, merak ediyorum.

Kadın erkek açısından ciğer kapasitesinin bence bir farkı yok. Önemli olan o kapasiteyi nasıl kullandığınız, öğrendiğiniz. Ancak bir gerçek var ki naif yapılı kadın vücudundan daha fazla güç harcayarak daha büyük daha agresif ve daha güzel ses çıkaran erkek kornocular var. Bazı pasajlarda özellikle romantik ve duygusal temaları ise kadınların daha iyi çaldığı bir gerçek. Dolayısıyla müziğin kadını erkeği yok.

Türkiye’de korno gibi bir enstrümanın hatta nefeslilerin çok ayrımına varılmadığını düşünüyorum, sizce de öyle mi? Yani klasik müzik dinleyicisi dışında kornoyu fiziken ve ses olarak pek tanımıyoruz, ne dersiniz?

Ben eskisi gibi o kadar bilinmediğini düşünmüyorum. Bunun nedeni ünlü dizilerde (How I Met Your Mother) ya da çizgi filmlerde (The Simpsons) ya da çocuk kanallarında (BabyTv) bu enstrüman görsel olarak oldukça sık kullanıldı. Üstelik birçok reklam, sanatsal afiş ve markanın da bu enstrümanı çok estetik bulup kullandığını görüyorum. Ama tabii ki genele yayarsanız korno halen ilgili olanlar dışında çok bilinen bir enstrüman değil.

“BİRLİKTE ÇALMAK AİLE OLMAYI GEREKTİRİYOR”

2004 yılından beri ekip hep aynı mı? Birlikte çalmanın en büyük gücü ne sizce?

2004’te 4’lü olarak kurulduk ve bir yıl sonra 5’li olduk. Grup ilk değişimini orada yaşadı. Ardından hepimizin profesyonel kariyerleri ve bağlı çalıştığı kurumların bazı konserlerimize denk gelmesi ile yaşanan iptaller sonucu grupta birkaç kişi değişti. Ama temel olan 2 trompet Julian ile Renato ve ben hiç değişmedik. Son altı yıldır da aynı kadroyla devam ediyoruz. Birlikte çalmak aile olmayı gerektiriyor. Tüm egoları geride bırakmak gerekiyor. Biz bunu başardık ve ilerlememizdeki en önemli güç bu.

Dev bir orkestranın gücünü kendilerinde toplamış bu bileği ve nefesi kuvvetli çekirdek ekip, bir araya geldikleri günden beri çalgılarındaki ustalıklarıyla en hassas, en kırılgan, billursu tınıları ile müziği adeta altın bir kumaş gibi örüyor.


Koskoca bir orkestraya bedelsiniz bir yandan… Repertuvarınızda “Zeytinyağlı Yiyemem Aman”, “Dere Geliyor Dere” gibi halk arasında çok sevilen türküler var. Nelere göre belirliyorsunuz repertuvarı? Hep türküler mi oluyor, olacak?

Repertuvarı belirlerken özellikle gidilen konser merkezi, semt, şehir ve konser organizasyonunu yapanların istekleri önemli oluyor. Repertuvar seçimi bize bırakılırsa öncelikli olarak klasik müzik ile başlıyoruz ardından sevilen caz örnekleriyle ve en son türkülerle bitiriyoruz. Klasik müzik festivalinde ise tüm program elbette ki klasik eserlerden olusuyor. Caz repertuvar istenmişse caz parçalarından olanları seslendiriyoruz. Son yıllarda türkülere özellikle ağırlık verdik. Hem çok eğleniyoruz hem de inanılmaz derecede alkış alıyoruz. Yurt dışında da kendi müziğimizi çok sesli olarak tanıtmış oluyoruz.

Pandemi sürecinde neler yaptınız? İptal edilen konserleriniz oldu mu, sizi de müzikal açıdan etkilendiniz mi?

Pandeminin başında mart ayından itibaren birçok konserimiz iptal oldu. Özellikle büyükelçiliklerin davet ettiği önemli konserlerin iptali bizi cok üzdü. O konserler artık seneye olacak. Müzikal açıdan da elbette etkilendik. Evden çıkamamak, sahnede olamamak hepimizi etkiledi. Büyük bir özlemle konserleri bekliyoruz.

“YANLIŞ YAPARSANIZ ORKESTRADAKİ  100 KİŞİNİN SİZİN YÜZÜNÜZDEN DURMASI BAŞINIZA GELEBİLECEK EN KÖTÜ AN” 

Akbank Oda, Cemal Reşit Rey Senfoni, İstanbul Filarmoni, Tekfen Filarmoni, Milli Reasürans, Borusan İstanbul Filarmoni gibi orkestralarda da tek başınıza görev aldınız. Sizden grup olarak ve orkestrada çalmayı karşılaştırmanızı istesem…

Aslında tek başınıza görev aldınız demek yerine bu orkestralarda grup şefi olarak yer aldınız demek daha doğru olacak. Orkestracı olmanın en önemli ve ilk adımı oda müziği icracısı olmayı öğrenmektir. Bizler okulda oda müziği dersinde ilk adımları atmayı öğreniriz ancak profesyonel hayatta herkesi dinlemeyi, gireceğimiz ölçüyü kaçırmamayı, iyi saymayı, sağını solunu gözlemlemeyi ve yanınızda oturduğunuz ekiple iyi geçinmeyi öğretirler.  Yanlış yaparsanız o 100 kişinin sizin yanlışınız yüzünden durması başınıza gelebilecek en kötü andır. Hem orkestracılığı hem de oda müziği icracılığını çok severek yaptım. Tam olarak karşılaştırma yapamıyorum çünkü ikisi de benim için çok güzel.

Golden Horn Brass Kentet olarak yeterince tanındığınızı düşünüyor musunuz?

Klasik müzik çevresinde oldukça iyi bilinen bir grubuz. Ancak tüm Türkiye olmasa da müzikseverler arasında da bilindiğimizi düşünüyorum. Elbette bir pop orkestrası kadar ünlü değiliz ancak bunun olması da imkansız zaten.

Dünya turneleriniz oluyor mu? Olacak mı?

Oluyor elbette. Gerek Dışişleri Bakanlığı’nın gerekse yurt dışındaki brass festivallerinin daveti ile birçok yerde konser verdik. Önümüzdeki 29 Ekim haftasında Paris ve Lyon da olacağız. Ertelenen Lviv ve Kiev konserlerinden de tarih bekliyoruz.

Peki yakın zamanda buralarda bir konser var mı? 

30 Ağustos en yakın görünen konser tarihi sanırım. Urla Belediyesi’nin davetlisi olacağız. İzmirlileri bekleriz.

2018’deki albümden sonra artık bir yenisinin zamanı gelmedi mi?  

Geldi ve geçiyor bile… Pandemi geçerse bu yıl bir çalışma yapmayı düşünüyoruz.

Bir kadın olarak diye başlayan cümlelerle sorular sormak istemesem de şartlar, yaşadığımız şiddet dolu günler bu sorulara böyle başlamama neden oluyor maalesef… İşinizde cinsiyet eşitsizliğine maruz kaldığınız oldu mu yoksa müzik bunun dışında bir alan mı?

Müzik kesinlikle bunun dışında bir alan diye düşünüyorum. Aramızda mutlaka hainler vardır ama bana denk gelmedi diyebilirim.

“KADINLAR KONUSUNDA YAPILAN HER EYLEMİN BİR YARARI VAR” 

Tam da kadına şiddete karşı kadınların birbirine destek olmak amacıyla sosyal medya hesaplarında siyah beyaz fotoğraflarını paylaştığımız günlerde bu söyleşiyi yapıyoruz. Bu konuda neler demek istersiniz? Sizce bunun bir faydası olur mu?

Yapılan her eylemin, her çağrının bir yararı mutlaka vardır, olmalı. Ancak böylece görünmeyenlerin daha fazla görünür olması sağlanıyor. Ben de katılıyorum bu eyleme! Hep beraber sesimizi duyuruyoruz.

“Kadın kadını kurduğu değil, yurdudur.” Güzel bir cümle, iyi bir slogan peki ama gerçekten öyle mi? Kadınlar özellikle iş hayatında hemcinslerine çok fazla rakip gözüyle bakmıyor mu? Yine kendi alanınızdan soracğaım; böyle şeylerle karşılaşığınız oldu mu?

Oldu tabii,  olmaz mı? En çok sorun yaşadıklarım hemcinslerim ve yöneticilerim oldu. Halbuki zaten bir elin parmağını geçmeyecek sayıda insanız ama birbirimize destek olmak yerine köstek oluyoruz. Ben her zaman ilahi adalete inandığım için o insanlarla tartışmak yerine doğru zamanı bekledim ve sonucunu hep aldım.

İstanbul Sözleşmesi uygulanmalı çünkü…. 

Bu sözleşme, yalnızca ev içindeki kadınlara yönelik şiddeti değil, aynı zamanda kamusal alandaki kadınlara yönelik şiddeti de yasaklamaktadır. Kadınlar ölmesin artık!

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Gelsin 2020 MTV Video Müzik Ödülleri adayları...

Adayların açıklanma zamanı; sırada MTV Video Müzik Ödülleri var. Ve işte  yarışacak adaylar… Billie Eilish tabii ki var! Çok uzatmadan listeye bakalım… MTV Video Müzik Ödülleri’ne sayılı günler kala adaylıklarıyla ön plana çıkan isimler elbette ki Billie Eilish, The Weeknd, Ariana Grande, Lady Gaga, Taylor Swift… İşte ana kategorilerdeki adaylar: […]