Advertisement Advertisement

OSCAR’LI “PARAZİT” FİLMİNİN YÖNETMENİNDEN VASAT BİR BİLİM KURGU: “MICKEY 17”


Usta yönetmen Bong Joon Ho, geçtiğimiz hafta vizyona giren son filmi Mickey 17 ile klonlanabilen bir “harcanabilir” olan Mickey’nin hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Yönetmenin “Mickey 7” romanından uyarladığı yaratıcı fikre yönelik bakışı, anlatısal genişlikten yoksun ve kısıtlı bir seviyede. Hikâye örgüsünün boğucu karmaşası içerisinde ayakta duran yegâne şey, Robert Pattinson’ın performansı gibi gözüküyor.

YAZI: AHMET DUVAN
ahmetduvan15@gmail.com

Akademi ödüllü usta yönetmen Bong Joon Ho, 6 yıllık aradan sonra Mickey 17 ile beyazperdeye dönüyor. Daha önce Memories of Murder “Cinayet Günlüğü” (2003), The Host “Yaratık” (2006), Mother “Ana” (2009) ve Parasite “Parazit” (2019) gibi filmleriyle rüştünü kanıtlayan yönetmen, bu defa yazar Edward Ashton’ın bilim kurgu romanı Mickey 7’nin kurgusal bir uyarlamasını ele alıyor. Dünyadan uzakta kolonicilik faaliyetleri ile uğraşan bir şirkette görev alan klonlanabilen bir “harcanabilir” olan Mickey’nin buz gezegeni Niflheim’da başına gelenleri anlatan filmin oyuncu kadrosunda, Robert Pattinson, Steven Yeun, Naomi Ackie, Mark Ruffalo, Toni Collette gibi önemli isimler yer alıyor.

Hikâyenin perde arkası: Mickey 7
Yazar Edward Ashton’ın Mickey 7 romanı; kapitalizm, sınıfsal çatışmalar ve proletarya ile burjuvazi sınıfı arasındaki sömürünün sonucu üretim kaynağının parçası olan bir canlının, “harcanabilir” olarak düzenin gözle görülür bir figürü haline gelmesini anlatır. Roman politik olarak kendisini doğrudan didaktik bir kalıba sokmaz. Hikâyesini daha kapalı anlatımlarla ele alır. Düşüncelerini doğrudan dile getirmek yerine okuyucunun yorumlamasını ister. Dünyanın sosyoekonomik durumuna kapitalizmi metalaştırarak hiciv yüklü bir anlatımla yaklaşır. Tarihteki sömürgeci devletlerin ve günümüzün kolonileşme fikirlerinin alegorisini içerir. Bu noktada, Niflheim gezegenindeki Creepers sürüngenleri istilacı zihniyetin yok edici algısının sembolüdür. Romanda “Natalistler” adında klonları ruhsuz ve doğallığa aykırı bulan ayrımcı bir topluluk yer alır. Mickey’nin klonlanabilmesinin ardındaki süreklilik içeren “İnsan nedir?” sorusu altında belirginleşen benlik ve kimlik sorunu hikâyenin bir diğer dinamiğidir. Edward Ashton’ın “Mickey 7” adlı bilimkurgu anlatısı, günümüz dünyasına dair metaforlarla kapitalizmin metalaştırması, sömürgeci zihniyetin temsili ve insanlığın zihin sınırlarına dair bir anlatı içerir.

Ölmek Nasıl Bir Duygu Mickey?
“Ölmek nasıl bir duygu Mickey?” Film içerisinde karakterlerin sürekli Mickey’ye sordukları bu soru anlatının varoluşsal temellerini kurarken Bong Joon Ho, ölümü deneyimleyip yeniden hayata dönen klonlanabilir bir “harcanabilirin” travmatik ve sarsıcı döngüsünü izleyiciye aktarmanın peşinde. Mickey, dünya gezegeninde bir tefeciye olan yüklü borcu yüzünden gezegenler arası yolculuğa katılır. Sayısız kez tehlikeli deneylerle şirket menfaati uğruna “harcanabilir” olma görevini üstlenir ve klonlanarak hayata dönmeyi kabul eder. Her hafta hafızası bir belleğe aktarılır ve klonlanan yeni bedenine taşınır. Film, Mickey’nin çukura düştükten sonra karlar altında kalan gözlüğünü zor bela temizlediği bir sahne ile açılıyor. Bong Joon Ho, hikâyeye hızlı bir giriş yaparak ütopik bir dünyanın içerisinde olduğumuzu bize gösterir. Mickey’nin hikâye arkı karakterin çukura düştüğü zaman dilimi, yakın geçmiş deneyimleri ve uzak geçmiş odağında bölünüyor. Karakter buz çukuruna düştükten sonra kendisinden sinyal alınamaz. Ölümle burun buruna olan Mickey’yi gezegenin “Creepers” canlıları düştüğü çukurdan çıkarır. Beklenmedik bir şekilde hayatta kalan 17 numaralı Mickey, odasına geri döndüğünde yatağında klonlanmış yeni versiyonu Mickey 18’i görür. Bu noktadan sonra kendisinin iki versiyonuna sahip Mickey’nin farklı iki mizaca sahip karakterleriyle benlik ve özbilinç üzerine bir yolculuğa başlamış oluruz.

Fosilleşmiş Bir Politik Bakışın Odağında
Yönetmen Bong Joon Ho, Mickey 17 ile ideolojik bakışını günümüzün sorunlarıyla değil, eskide kalmış mesajlar ve tutumlarla ele alıyor. Otorite kavramının altında karikatürize olmuş karakterlerin temsilleri fazlasıyla nostaljik ve fosilleşmiş bir kıvamda. Politikleşme arzusu her sahneye sirayet etme isteğinde. Karakterlerin aşırı derecede şematik ve tek boyutlu tasarlanması organik eleştirinin uzaklaşmasına, derinlikten yoksun bir sembolik propaganda yaratmasına yol açıyor. Hikâyenin senaryo bazındaki yapısal tutarsızlığı ve dizgesel olarak kopukluğu anlatının yakın geçmiş, gelecek ve uzak geçmişe bölünen hikâye arkı altında iyice karmaşıklaşıyor. Karakterlerin içsel çatışmalarının ve motivasyon kurulumunun yüzeyselliği filmin retorik olarak kabiliyetini aşağıya çekiyor. Hikâyenin metinsel eksiklikleri dolayısıyla romanın tartışmacı konusuna bakışı kısıtlı bir çerçevede. Film, yaratıcı unsurlarının üzerine gitmek yerine saplı kaldığı dönemden kopuk ideolojisine zaman harcıyor. Hikâyenin finaline doğru olay akışının bütünlüğü kontrolden çıkarak iyice dağılırken, film düğümünü kaotik bir zirve noktasıyla yapmak istiyor. Anlatının söylemsel olarak zorlama istekleri filmin hicivli yapısına eşlikçi olmadığı gibi finaldeki çözüm aşamasını da etkiliyor.

Robert Pattinson’ın Kurtaramadığı Metinsel Karmaşa
Mickey 17’nin prodüksiyon tasarımı ve genel mizansenleri, hikâyenin anlatısal ve politik karmaşasına kıyasla nispeten daha tutarlı ve estetik açıdan daha doyurucu kısmı. Uzay aracının içindeki fütüristik, karanlık atmosfer ve genel gezegen tasvirleri görsel olarak başarılı. Robert Pattinson ise yükselişteki kariyerine zor ama bir o kadar iyi bir performansla devam ediyor. Oyuncunun birbirinin klonu olan iki farklı karakteri canlandırdığı performansı filmin en etkili ve eğlenceli yanlarından. Bong Joon Ho’nun Okja (2007) ve Parasite (2019) filmlerinde çalıştığı besteci Jung Jae-il, yine filmin müziklerini besteliyor. Müzik seçimleri yönetmenin önceki filmlerinde olduğu gibi klasik tonlardan, tango esintilerine uzanan geniş bir yelpazede.

Bong Joon Ho, kariyeri boyunca değindiği meseleleri genişletecek katmanlı bir bakış açısıyla kurgulayan politik alegorisini ise anlatısının dramatik çatışmasıyla bütünleştiren bir yönetmen oldu. Dedektiflik hikâyesinden taşra ile merkez gerilimine, Amerika-Kore ekseninde şekillenen politik olarak etkileyici yaratık anlatısından, ülkesinin kendi içerisindeki yozlaşması ile Batı’ya olan çelişkilerine, alt ve üst sınıfların çatışmalarıyla net bir alegori ile işlerken sosyolojik olarak güçlü anlatılarla yansıttı. Bunun en son örneği dünyada ses getirerek kendisine “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” Oscar’larını kazandıran Parasite” Parazit” (2019) olmuştu.

Mickey 17 ise yönetmenin rüştünü kanıtlayan tüm hünerlerinden fazlasıyla uzak; karmaşık, yüzeysel ve politik olarak fazlasıyla anakronik. Bong Joon Ho’nun dilini güçlü kılan metinsel derinlik ve ideolojik yapının yerini karikatürize karakterler ve kaosun hâkim olduğu karmaşık olay örgüsü alıyor. Bong Joon Ho, Kore kültüründen uzaklaşarak Amerikan prodüksiyonlarına yöneldiği daha önceki filmlerinde olduğu gibi Mickey 17 de, yönetmenin zengin filmografisi içerisinde hem kimlik hem de form olarak bir gerileme gibi gözüküyor.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media