İREM OTURAKLIOĞLU KAYA: “ÇOCUKLARI İYİLEŞTİREN 3 ŞEY VARDIR: OYUN OYNAMAK, RESİM YAPMAK, HİKAYE OKUMAK YA DA DİNLEMEK”

Simla isimli bir kızın hikayesinden yola çıkarak ön ergenlik dediğimiz bir dönemi bir çocuğun ve arkadaşlarının yaşadığı maceralar üzerinden anlatan Klinik Psikolog Yazar İrem Oturaklıoğlu Kaya’nın yeni kitabı “Kendine Sarılmak Nasıldı?” öz şefkat duygusuna odaklanarak insanın kendini farkedip kendini sevmesi gerekliliği üzerinde duruyor. Kaya ile “İyi ki varsın kendim!” demenin yollarını söyleşimizde birlikte arıyoruz.

 

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

 

Timaş Psikoloji Kitaplığı’nda önce “Can Sıkıntıma Ne Söyledim?” ve şimdi de “Kendine Sarılmak Nasıldı?” kitaplarınız yayımlandı. Her ikisinde de Gizemli Olayları Sil Süpür ekibinin maceraları, aslında daha çok bu gruptaki çocukların duyguları, iç sesleri, sıkıntıları gibi konular yer alıyor. Bir klinik psikolog olarak çocuklar için bu kitapları yazmaya nasıl karar verdiniz?

Çocuklar ve çocukluk dönemi en çok dikkat etmemiz, önem göstermemiz gereken süreç aslında. Çocukların bugünkü oyunlarını, neşesini, kahkahasını ne kadar arttırırsak, yarınlarımızın o kadar çiçek açacağına inanıyorum. Bu yüzden çocuk kitapları yazmaya başladım. Hatta kitabı bir serüvene dönüştürdük. İstiyorum ki çocukların kitaplığında bir seri olsun ve her bir hissiyatında kitaplarımı hatırlasın, kitaplarıma sarılsın. Kitaplarımın iyi hissettirdiğini deneyimlesin. Kitaplarımın satırlarında gezerken “seni anlıyorum” tınısını gönlünde işitsin. Çocukları hem yarınlarımız olarak görenlerdenim hem de yetişkinlere ilham olduklarına inananlardanım. Çocuklar benim ilham kaynağım… Onlardan heyecanlanmayı, merakı, enerjik olmayı, umutlu olmayı, pes etmemeyi her defasında öğreniyorum. İlk çocuk kitabı yazma kararımı editörüm Yalçın Yaman Bey ile görüşürken almıştım. Çocuklar kitaplarımı okudukça onlardan gelen dönüşler bana daha çok ilham olmaya başladı. Onlardan çok şey öğreniyorum. Bir okulda ikinci kitabın geldiğinin müjdesini verdiğimde verdikleri tepkiyi gördükten sonra yazmaya devam etme kararımın altını koyu kalemle çizdim…

Hikayeleri oluştururken çocuklar için özellikle amaç edindiğiniz şey neydi?

Çocukları doğal olarak iyileştiren 3 şey vardır, oyun oynamak, resim yapmak ve hikaye okumak ya da dinlemektir. Çocuklar kitaplarla kitaplardaki karakterler ve karakterlerin deneyimleriyle özdeşim kurar. Sayfalarda gezindikçe kitabın karakterleriyle bir bağ kurar. Kendisinde fark edemediklerini, fark edip dile getiremediklerini bir başka karakterin deneyimlemesi kendisinin de yaşadığı sorunları dile getirebilmesi için ön ayak olur. Niyetim her çocuğun kendisini, içsel dünyasında olup biteni fark edebilmesi, dile getirebilmesi, kendisini açabilmesi. Bunu yaparken de kitaplarla bağ kurarak yapabilmesini istedim. Bugün kitaplarımı okuyan bir çocuğun ilerleyen yaşlarda kitaplığında kitaplarıma baktığında tebessüm etmesini ya da kendi çocukluğunu bir başka çocukta gördüğünde benim kitabımı hediye ederken şifalanmaya devam etmesini istedim. Bu yüzden çocuklarla buluştuğumda her canın sıkıldığında Simla ve arkadaşlarını hatırla, her kendine sarıldığında Simla ve arkadaşlarını hatırla olur mu? diyorum. Çünkü bu karakterleri hatırlamak iyi hissettiğini de hatırlamak demek olacak…

“EBEVEYNLER ÇOCUKLARIN DUYGULARINA ODAKLANMALI” 

Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek için ebeveynlerin öncelikle dikkat etmesi gereken hususlar neler?

Sağlıklı çocuk yetiştirmek istiyorsak sağlığın yalnızca fiziksel değil aynı zamanda ruhsal sağlığın da çok önemli olduğunu bilmeliyiz. Çocuklar için anlamaz, fark etmez dediğimiz ne varsa bizden önce fark eder, bizden önce hisseder bunu asla unutmamalıyız. En önemli nokta sağlıklı çocuk yetiştirmek istiyorsak, ilk olarak kendi ruhsal sağlığımızla ilgilenmeliyiz, ikinci olarak anne baba ilişkisine iyi odaklanmalıyız. Anne baba ilişkisi mutlu olmayan, çekişmeli olan çocukların duygusal dünyasında da birtakım çelişkiler olmaktadır. Ebeveynler daima çocukların duygularına odaklanmalı, duygusal dünyasında neler olup bittiğine, ne hissettiğine odaklanmalıdır. Duygular tanımlanırsa, çocuk tanınır. Çocuk tanınırsa süreç iyileşir.

Siz sadece kliniğinizde verdiğiniz hizmetin dışında çocuklara ve ebeveynlere kitaplarınızla sesleniyor, duygularını tanımayı amaçlıyorsunuz. İkinci kitabınız “Kendine Sarılmak Nasıldı?”da örneğin öz şefkat duygusuna odaklanıyorsunuz. Kitabınızdan yola çıkarak bize öz şefkat nedir, biraz anlatır mısınız?

Öz şefkat kişinin kendisiyle yakın bir bağ içerisinde olabilme yeteneğidir. Kendisiyle bağ kurarken eleştirmeden, yargılamadan, kusur bulmadan, kendisini yok saymadan, kendisini olduğu gibi kabul edebilmesidir. Çocukların dünyasına baktığımızda ebeveynlerin isteği doğrultusunda başarılı olması gerektiğini düşünen, uslu çocuk rolünde olması beklenilen çocuklar zaman içinde kendisini sıkışmış, kısıtlanmış hisseder. Bir beklenti vardır onu karşılaması gerekir ancak dürtüleri izin vermez, heyecanı izin vermez, merakı engeller ve bu engel sonrasında kendisini huzursuz hisseder, kendisini eleştirmeye başlar.  Böyle anlarda öz şefkat araya girerse çocuk tüm bu gelgitleri toparlayabilir. Kendisiyle arasında kuvvetli bir dost ilişkisi inşa edebilir. Aslında kendimize sarılmak diye bahsettiğimiz hem fiziksel olarak hem duygusal hem de düşünsel olarak…

Evet, kitapta da Simla, Mert, Nehir gibi çocuklar bazı konularda kendilerini başarısız, yetersiz, eksik hissediyor. Aslında her birinin başarılı olduğu ama kendini göremediği alanlar var. Tüm bunları diğer göz olan arkadaşları görebilirken onlar kendilerinin farkında olmadıklarını kitabın sonunda sanatçı İrem’in sergisiyle fark ediyor gibiler. Denemeye devam etmenin, pes etmemenin ne kadar önemli olduğunu öğreniyorlar. Ve kendilerini bu şekilde sevmeyi de… Neler diyeceksiniz?

Aslında bu kitaptaki çocuklar kendilerini çok seviyorlar. O yüzden de kendilerini bir resim sergisini buldular, Ressam İrem ile konuştular. Sadece bir yerlerde kendilerine duydukları sevgiyi unutmuşlardı, bunu sergide tekrar buldular. Hem de bir ressamın deneyimlerini dinledikten sonra. Kendilerinde de benzer duyguları hissettiklerini hatırladıktan sonra kendilerine duyduğu sevgiyi hatırladılar. Sonra Ressam İrem’in şu sözlerini hiç unutmamaya karar verdiler.

“Gerçek güç, size az önce söylediğim gibi içimizde, kendimize bakma şeklimizde.”

Simla ve arkadaşları kendilerine bakma şeklini değiştirdikçe öz şefkatle birlikte daha çok mutlu olacaklarını fark ettiler… Önemli olan da buydu, kendine şefkat sarılabilmek.

Çocukların ergenlikte yaşadığı temel sorunlardan biri özgüvensizlik. Bu kitaptaki çocukların da o yaşlarda olduğunu düşünebilir miyiz? Ergenliğe geçiş döneminde ebeveynlere neler söylemek istersiniz?

Simla’nın Serüveni 7-12 yaş arasındaki çocuklar için. Daha çok ön ergenlik sürecine giriyor. Bu dönemde çocuklarda kimlik edinme, kendini fark etme, sosyal ilişkilerinde gelişmeler deneyimleniyor. Bu süreçte sizin de söylediğiniz gibi öz güven en önem verdiğimiz gelişmesi gereken duygulardan biridir. Öz güveni olmayan bir çocuk akranları tarafında zorbalık görebiliyor, yeteneklerinin farkında olmayabiliyor, kendisini yok sayıyor. Ebeveynler bu süreçte çocukların yeteneklerini becerilerini kendisini keşfetmesi için destek olsunlar. Çocuklarının gözlemcisi olsunlar, çünkü çocuklar doğru bir keşifle parıldayacaktır.
Şöyle bir sürpriz de verebiliriz, sonraki konularımızdan biri de öz güven olacak.

Pek çoğumuz aslında kendi değerinin farkında değil. Acımasız eleştiriler, sorgulamalar yaparak hayatlarımızı kendimiz için daha da zor hale getiriyoruz. Tüm bunlardan kaçınmak için neler yapmalıyız?

Hepimiz kendimizi eleştirmeyi bir yerden, birilerinden öğreniyoruz aslında. Öğrendiğimiz kaynakla aramızda mesafe oluşturup kendi iç sesimizi bulacağız. Şu üç soruyu kendimize soralım.

Sahiden ben kendim hakkımda ne düşünüyorum, ne hissediyorum, benim için doğru olan nedir?

Nasıl düşünürsem bana daha iyi gelir?

Beni hangi düşünce besler, hangi düşünce zehirler?

Bir de şunu unutmamalıyız herkesin bir yerlerde kusurları eksik olduğu noktalar var. Bir başkasının kusurlarını örtmeye çalışıp onu olduğu gibi kabul ederken kendimize bu acımasızlığı yapmamalıyız. Kusurlarımla, eksiğimle kendimi olduğum gibi kabul ediyorum demeliyiz.

Bu serinini sanırım devamı gelecek gibi görünüyor. Yeni bir kitap için kolları sıvadınız mı? Sizden yeni kitaba dair biraz ipucu alalım mı?

Biliyor musunuz öz şefkat kitabını yazmadan 3 farklı konunun kurgusunu belirledim, kitaba başladım en sonunda öz şefkatin daha öncelikli olması gerektiğine karar verdim. Öz şefkatte ilerledim. Şu an Simla’nın Serüveniyle ilgili yazdığım iki farklı konu var ama her an değişebilir, bir başka konuyu öncelik yapabilirim. İpucu olarak birini yukarıda söylemiştim zaten: öz güven. Simla ve arkadaşlarının daha yolu uzun. Hem eğlenecekleri hem öğrenecekleri hem de maceralarla dolu yolculuklarında onlara beraberce eşlik edeceğiz.

Kitaptaki karekodları takip ettiği vakit başka kapılar çıkıyor okurun karşısına.  Örneğin küçük bir etkinlik ya da sizin konuşmanız gibi… Bunlar sizin fikriniz miydi? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kitapta Simla ve arkadaşları Ressam İrem ile buluştu. Kitabı okuyan minik dostlarım da yazar İrem ile buluşsun istedim. Bu yüzden birkaç video hazırladım. Egzersizler, etkinliklerden bahsettim. Çocukların doğrudan bağ kurabilmesini istedim. Kitabın ardında biri var ve ona ulaşabiliyorum hissine ulaşsınlar istedim. Geri dönüşler şu an inanılmaz… Anneler mesaj atıyor: “Bugün yine sizi izledik, uygulamasını yaptı, okuluna öyle gitti” diyen annelerin mesajlarıyla uyanıyorum. (Gülüyor.)

Her iki kitapta da hikayelerinize çizer Ayça Tuba Kaya eşlik ediyor. Çocuk kitaplarının olmazsa olmazı resimler… Kitaba güç kattığı kesin. Çizimler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ayça Hanım ile iki kitapta da beraber çalıştık, sanki birbirimizin hayal dünyası bir yerlerde buluşuyor gibi. Çizgileri renk çalışmaları, her biri çok güzel, çok uyumlu. Her bir karakter hayal ettiğimden çok daha güzeldi. Kitabım bölümlerden oluşuyor, özellikle de bölüm başlarındaki çizimleri sanki yeni bir kitap kapağı kompozisyonu gibi özenle çizilmişti. Sonraki kitaplarda da hayal dünyalarımızın daha çok buluşması olacağına inanıyorum.

İnsanın kusurlarına bu kadar çok odaklanmasını neye bağlıyorsunuz? Örneğin ben her yazdığım yazının hep çok da iyi olmadığını düşünür ve beğenmem. Bu, mükemmeliyetçilik midir mesela?

Öncelikle beğenmiyorsak bu öz eleştirel kimliktir. Çok daha iyi olmasını istiyorsak bu mükemmeliyetçiliktir.

Bu iki durumu da yetiştirilme tarzımıza bağlıyoruz. Ebeveynleri tarafından eleştirilen, kusurlu bulunan, yargılanan, suçlu bulunan, daha çok başarılı olması beklenilen kişilerin ilerleyen yaşlarda ebeveynlerinin beklentisini kendisinden beklediğini görüyoruz. Bunun için de dünü dünde bırakmamızın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Bugünkü sen, kendine nasıl yaklaşırsan daha huzurlu hissedersin? Madem siz kendinizi açma cesareti gösterdiniz sizden örnek verelim, “Bu yazı kötü oldu, beğenmedim” demek yerine “Yazının giriş kısmı güzel oldu, orta kısmını geliştirirsem daha iyi olabilir.” gibi bir yaklaşım geliştirilmek üzeredir. Kusur gördüğümüz yerlere daha çok geliştirilmesi gereken nokta algısıyla bakmalıyız. Cesaretiniz için de teşekkür ederim…

Ben teşekkür ederim. Peki, çocuklar için yazılan psikoloji kitaplarını okuyor musunuz? Özellikle okul öncesi eğitimde bu kitaplar epey önem kazanıyor. Sizin de bu konuda çalışmalarınız olacak mı?

Güncel olarak hem kendi dilimizde hem de yabancı dilde meslektaşlarımın kitaplarını takip ediyorum. Farklı fikir ve bakışaçısı kazanmanın yazarlıkta önemli olduğuna inanıyorum. Okul öncesi döneminde de eser bırakmayı çok istiyorum ancak önce Simla ve arkaşlarının eserlerini buluşturmaya devam edeceğim…

Ajandakolik’te konuğum olduğunuz için teşekkür ederim.

Asıl ben teşekkür ederim, hoş sohbetiniz için. Çocuklara ve çocuk kitaplarına verdiğiniz kıymet için de ayrıca sonsuz teşekkürler…

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media