banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

HAYALET BABALAR ÇAĞI BİTTİ (Mİ)?

İllustrasyonlar: Soosh

Ailesini tek kelime etmeden terk eden, aniden karar verip yeni bir hayat kuran ya da sanki evde bir odayı kiralamış bir ev arkadaşı gibi davranan babalar ülkesindeyiz. Hayalet babalar ülkesi burası. Şeffaf, istedikleri zaman görünür olan göründü mü de genelde korku salan babaların ülkesi.


Yazı: Bengisu Gençay
sugencay@gmail.com

Y kuşağı olarak, babaların en iyimser tanımlamayla evde köşe koltuğu işlevi gördüğü çocukluklardan geçerek ebeveyn olduk. Sevdiğim bir terapistin dediği gibi, biz aslında hiç bilmediğimiz bir dili öğrenirken konuşmaya çalışıyoruz. Kafalarımız bulanık. Bir yanda, Orta Doğu kültürünün erkekliğin omuzlarındaki babalık sorumluluğunu hafifletmek için hazır ettiği çeşit çeşit bahane, bir yanda bu erkeklerin kendi babasızlıklarından gelen kuyruk acıları. Hayattaki diğer rollerini kaybetmeden anne olmaya çalışan ama çocuklarıyla da güvenli bağlanmaya uğraşan kadınlar. Ortalık karışık! Peki biz bu ana babalık işini, gerçekten eşit şekilde paylaşarak yapabilir miyiz?

Çevremdeki pek çok babanın, çocuklarıyla bağ kurmak için çabaladığını görüyorum. Ve bu umut verici. Görmeye alışık olmadığımız bu yeni nesil babaları kutlamak hakkımız. Eşitlik adına her türlü çabaya da alkış tutmaya hazırız. Ama ya bu da başka türlü bir ayrımcılığa dönüşüyorsa? Orada bir duralım. Değil mi ama?

Ne demek istiyorum? Eşim, çocuğumuzla ilgili bolca sorumluluk üstleniyor ve ebeveynliğin sırtlanması zor yükünü benimle birlikte taşıyor diye başkalarından sıkça şanslı olduğumu duyuyorum. “Aa geceleri eşin de mi uyanıyor?”, “Bebeğin altını mı değiştiriyor?”, “Kahvaltısını o mu ettiriyor?” sorularından sonra beklenen nakarat geliyor, “Ne kadar şanslısın, sana yardım ediyor.”

Yardım mı? Babalık mı?

İki kişinin ortak kararıyla doğmuş bir bebeğe babanın bakım vermesi anneye yardım etmek midir? Türk Dil Kurumu, “yardım” kelimesini şöyle açıklıyor: “Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet.” Baba, kendi gücünü ve imkanlarını annenin iyiliği için mi kullanıyor? Bunu kabul edersek, çocuk büyütmeyi annenin görevi kılmış oluyoruz. Baba da bu görevi annenin “iyiliği” için hafifletiyor. Bu, deli saçması bir yorum olacağından demek ki eşimin yaptığı aslında bana yardım etmek değil, sorumluluğunu yerine getirmek. Olması gerektiği gibi davranmak. Yani çocuğuna babalık yapmak.Anneler Günü’n Kutlu Olsun Baba

Bir sohbet sırasında tanıdığım biri şöyle dedi, “Arkadaşım o kadar iyi bir baba ki kızı onun Anneler Günü’nü kutlamış. Ne tatlı değil mi?” Bilmem… Gerçekten tatlı mı? Çaktırmadan zehirli mi yoksa? Bir çocuğa ilgi göstermeyi, ona bakım vermeyi “annelik” olarak tanımlayınca işler karışıyor.

Hadi itiraf edelim! Aslında hiçbirimiz babalığın ne olduğunu gerçekten bilmiyoruz. Çocukluğumuzda izlediğimiz Amerikan dizilerinden gördüğümüz birkaç sahneden başka çok da bir fikrimiz yok. Olamaz da. Babalığı, sorumluluktan azade, arada hobi olarak çocuğunu kucağında hoplatan biri olarak tanımayınca başımıza gelmeyen kalmıyor. Bu toplumda büyüyen küçük bir çocuk bile ilgi göstermenin aslında annenin sorumluluğu olduğunu zannediyor. Çünkü arkadaşlarının babaları muhtemelen kendi babasından çok farklı. Bu durumda, ona gösterilen ilgiyi ve aldığı bakımı ancak “annelik” olarak etiketleyebiliyor ve onun Anneler Günü’nü kutluyor. Tekrar soruyorum, tatlı mı?Tercihen Babalık

Çevremde çocuğuyla ilgilenen babaların bol bol alkışlandığını görüyorum. Hikayeleri, adeta bir kahraman gibi dilden dile dolaşıyor. Oysa sadece annelik yaptığı için övülen, yaptıkları anlatılmaya değer bulunan bir kadınla hiç karşılaşmadım. Yani kimse bir anneye, “Valla bravo. Çocuğuna ne güzel yemek yediyorsun, onu her gün bıkmadan parka götürüyorsun, uyutuyorsun bunun bütün annelere örnek olması lazım.” demiyor. Şimdi yukarıdaki cümlenin sonuna doğru karşılaştığınız “annelere” kelimesini, “babalara” şeklinde değiştirin ve yeniden okuyun. İnsan hiç yadırgamıyor değil mi?

Yani babalık hâlâ tercihen üstlenilen bir rol. Adeta bir bonus. Onu yapınca fedakar, cefakar ve örnek oluyorsunuz. Elbette bu hiç şaşırtıcı değil. Ailesini tek kelime etmeden terk eden, aniden karar verip yeni bir hayat kuran ya da sanki evde bir odayı kiralamış bir ev arkadaşı gibi davranan babalar ülkesindeyiz. Hayalet babalar ülkesi burası. Şeffaf, istedikleri zaman görünür olan göründü mü de genelde korku salan babaların ülkesi.

 Anne, babalar olarak hiç bilmediğimiz bir dili konuşmaya çalışmak kolay değil. Sevgi dili, eşitlik dili, emek dili bu. Pek çok kelimesini biliyoruz, bazılarını tanımasak da kulak aşinalığımız var, daha önce bildiğimiz dillerle ortak kelimeleri var. Ama bilmediğimiz kalıplar, anlayamadığımız dil bilgisi kurallarıyla dolu bir dil bu. Elimizde sözlüklerle dolaşıyoruz. Bazen şaşkın şaşkın birbirimize bakıyoruz.

Gelin adını koyalım, biz aslında yeni bir anne babalığın manifestosunu yazmaya çalışıyoruz. Kırık dökük, yaralı, zar zor. Ama cümle düşüklükleriyle dolu olsa da yazıyoruz. Annelik nerede başlar?, babalık nedir?, dayanışma nasıl olur? Düşe kalka öğrenmeye çalışıyoruz işte. Bu arada kimi alkışladığımız, neyi normalleştirdiğimiz ya da kahramanlaştırdığımız çocuklarımızın nasıl hayatlar yaşayacağını belirleyecek.

Babalık eden herkesin, Anneler Günü’nü değil Babalar Günü’nü kutlarım.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media