Advertisement Advertisement
ayak analizi

ÇOCUKLUĞUMUN KAYAHAN’I “YOKSUN SEN YA YOKSUN YA AKŞAMLARDA”…


Kayahan’ı hep çok sevdim. O benim çocukluğum, kiraz renginde yaz şarkılarım, esmer günlerim, uzak denizlerim, ulaşılmaz aşklarımdı. Bir şarkısı
Ak Parti’nin miting marşına dönüştüğünde içimde bir şeyler çıt etti ama 9 yaşında, İzmir’de bir ağustos vakti elinden o kızıl turuncu renkteki “Yemin Ettim” kasetini hiç bırakmayan kızın bembeyaz sevgisine ihanet etmemek için onu sevmeyi bırakamadım. Öldüğünde çok ağladım, bütün şarkılarını o gün bir daha dinledim. Nilüfer’in Kayahan’ı 90’lar demekti. O günleri getirmek için aynı kaseti hep başa sardım durdum…


Yazı: Nilüfer Türkoğlu
nilufer@ajandakolik.com

Bugün yine aynı şeyi yapıyorum. Zaten bir müzisyeni anmak için onun tüm şarkılarını peş peşe dinlemekten daha anlamlı ne olabilir… Kara bir kışın ardından baharı kucaklamış bir pazar gününde “Kar Taneleri” çalıyor şimdi kulaklığımda… “Yollar benim umudumdur, yolları kapatmayın. Yağmayın yollarıma, durun kar taneleri…”  Pek çok şarkısını Nilüfer’den de dinleyip çok sevsem de Kayahan’ın yüreğinin derinlerinden çıkıp ete kemiğe bürünen tüm o şarkıları kendisinden dinlemek hep bambaşka . Nostaljiyle kavruk umut veren sesiyle Türkiye’nin yalnızca en iyi müzisyenlerinden; söz yazarı ve bestecilerinden biri değil, en iyi şarkıcılarından da…

Adana’dan İzmir’e anneanneyi mutlu etmek için ailecek gittiğimiz o araba yolculuklarında Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Supertramp gibi grupların kasetlerini sırayla dinlerken sanırım benim hatrım için dinlenenlerin başında da Kayahan geliyordu. 1988 yılında çıkardığı “Benim Şarkılarım” albümünü ilk dinlediğimde henüz 6 yaşındaydım. Ege’de sıcacık bir bahçede elinde kocaman bir gülle objektife poz kesen Nilüfer’in fonunda bu albümünde yedinci şarkısı “Kiraz” çalıyordu. “Takılıp kalmış gözlerim yapraklara, Dalda kirazlar yan yana, Biz ayrı düştük. Bekliyorum bir ihtimal gelirsin diye Sende bu naz sensiz bu yaz olmaz canım.” O yaşta küçücük bir kız için bile oldukça anlamlı bir şarkıydı bu. Çünkü en sevdiğim mevsim ve meyvenin adını sürekli tekrarlıyordu Kayahan…

Ama aynı albümde “Geceler”, “Esmer Günler” gibi aşkı son derece hissettiren derin şarkılar da vardı. Ki bu şarkılar,  önce Nilüfer’den duyup sonra Kayahan’la yeniden efkara bulandığımız, ikilinin külliyatında çok önemli yere sahip. “Esmer Günler”in yıllar geçtikçe ve büyüdükçe en sevdiğim Türkçe pop şarkılarından biri olmasının sebebi de önce Nilüfer sonra Kayahan’dır. İkisinin de yorumunu ne zaman dinlesem bünyemi sarsan değişmeyen bir güce sahip. Sözleri Nilüfer’e bestesi Kayahan’a ait olan parça aynı zamanda Nilüfer’in 1988 yılındaki albümünün de ismi. Nilüfer şarkıyı daha gerilimli ve ıstırapla söylerken Kayahan’ın sesinde insanı sarıp sarmalayan tatlı bir hüzün ve uçsuz bucaksız bir hasret vardır.

Kayahan’ın “Benim Şarkılarım”a geri dönecek olursam “Kaç Kere”yi de hatırlatmakta fayda var. Finaldeki “İskelede Sandalım”dan bir önceki parça, yine dramatik yapısıyla Kayahan’ın belki de en duygusal şarkıları arasında yer alabilir. “Kaç kere söylemek istedim Sevdiğimi özlediğimi sana Beni hiç bırakma dediğim aklımda…” Yıllar sonra bu şarkıyı Kayahan’ın eski eşi İpek Acar da seslendirdi.

DENİZ SESİ, MARTILAR VE SİYAH IŞIKLAR… 
1989 yılında “Benim Şarkılarım”dan hemen sonra “Benim Şarkılarım 2” geldi Kayahan’dan… Bu albümdeki şarkılarda romantizm seviyesi daha arttı, Kayahan’ın sesi özlemle, hasretle, uzak denizlerle ve yalnız geçen akşamlarla daha da yorgunlaştı. Dördüncü stüdyo albümü “Siyah Işıklar 2”, bence Kayahan’ın şarkılarını gerçekten anlayan ve iyi bilen müzikseverler için hep ayrı bir yerde durdu. “Hep Karanlık”, “Canım Sıkılıyor Canım”, “Seni Seviyorum”, “Alınma Ağlıyorsam”, “Gurbette Akşam” gibi müthiş sözlere ve bestelere sahip olan en güçlü şarkıların olduğu başlıca albümlerinden biri oldu. Bugün Kayahan’ı bu kadar çok sevme nedenlerimden “Yoksun Sen” de bu albümdeydi. Denizin ve martıların sesiyle açılışını yapan “Yoksun Sen”, hep dudaklarıma nereden takıldığını bilmediğim bir ezgiye dönüştü. “Denizlerde sen, hasretinde ben, yokluğun esiyor akşamlarda.” Tüm zamanların en güzel aşk şarkılarından biri kesinlikle!

SENİ VERSİNLER ELLERE BENİ VURSUNLAR, SANA SEVDANIN YOLLARI BANA KURŞUNLAR…
Akdeniz Ege arasında mekik dokuyan o yaz yolculuklarında pencereden gördüğüm tüm o manzaraları güzel kılan bir diğer albümse 3 Haziran 1991 yılında çıkan “Yemin Ettim”di.  Artık 9 yaşındaydım, aklım yaza, aşka, hayata daha çok çalışıyordu. Ve Kayahan, iki yıl sonra çok daha dolu dolu aşk şarkılarıyla benim en sevdiğim şarkıcılardan biri olmayı başarmıştı. Albüme ismini veren “Yemin Ettim”, hiçbir zaman favori parçam olmasa da bu şarkının insanları o dönemde nasıl etkilediğini bugün bile hatırlıyorum. Televizyonda hep bu şarkı vardı. Şarkının içinde de Demet Sağıroğlu. “Seni versinler ellere beni vursunlar, sana sevdanın yolları bana kurşunlar” nakaratından yıllar sonra KRAL TV’de onlarca hafta bir numara olan “Arnavut Kaldırımları” şarkısının biricik vokali olma yolunda ilerlerken Kayahan’a bu iç acıtıcı ama beni pek sarmayan şarkıda eşlik ediyordu. Kayahan’sa bu şarkıda resmen acı çekiyor gibiydi ve ben o yaşta bunu sevmemiştim. Başında müziksiz, şarkıya şiir okur gibi girişi ise o küçük kız için bir ilkti. Sanırım şarkının şiirle benzer şeyler olabileceği fikrine ilk o zamanlar kapılmıştım.
Albümü unutulmaz kılan başlıca şarkılarsa “Gözlerinin Hapsindeyim”, “Bu Gece Sen Daha Güzelsin”, “Neden Olmasın”dı. Özellikle “Gözlerinin Hapsindeyim”, yıllarca başucu listemde yer aldı.

Yıllar geçti, Kayahan onlarca şarkı ve albüm yaptı ama hiçbiri bu üç albüm kadar benim ruhuma dokunmadı. Ama Kayahan’ı hep çok sevdim ben. O benim çocukluğum, kiraz renginde yaz şarkılarım, esmer günlerim, uzak denizlerim, ulaşılmaz aşklarımdı. Yıllar sonra bir şarkısı Ak Parti’nin miting marşına dönüştüğünde içimde bir şeyler çıt etti, kırıldı ama 9 yaşında, İzmir’de bir ağustos vakti elinden o kızıl turuncu renkteki “Yemin Ettim” kasetini hiç bırakmayan kızın bembeyaz sevgisine ihanet etmemek için onu sevmeyi de bırakamadım. Öldüğünde çok ağladım, bütün şarkılarını o gün bir daha dinledim. Nilüfer’in yani benim Kayahan’ım 90’lar demekti. O günleri getirmek için aynı kaseti hep başa sardım durdum…

Bugün Kayahan gideli 7 yıl olmuş. Çok olmuş, oysa o da gitmemiş, hep varmış gibi, tıpkı çocukluğum gibi, uzanacakmışım da tutamamışım, bir anda kaybetmişim gibi… Şarkıları dün, bugün ve yarın hep kulağımda… Yokluğu esiyor akşamlarda.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media