banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

BESAME MUCHO ŞARKISINI NEDEN CESARIA EVORA’DAN DİNLEMELİYİZ?

 

Besame, besame mucho, como si fuerda esta noche la utlima vez

Öp beni, çokça öp beni, sanki bu gece son geceymişcesine

Besame, besame mucho, que tengo miedo a perderte, perderte despues

Öp beni, çok öp beni, seni kaybetmekten korkuyorum

Piense que tal vez manana, yo ya estare lejos muy lejos de aqui

Belki de yarın olmadan, buradan çok, çok uzakta olacağımı düşünerek

 

Yazı: Ömer Karaküçük
omerkarakucuk708@gmail.com

1987 yılında Londra orijinli birkaç plak şirketi, Afrika ve Latin Amerika’nın önemli starlarının plaklarını mağazalarda hangi müzik kategorisinde satacaklarına karar veremiyor. Çözüm olarak “Dünya Müziği” diye bugün artık iyice yerleşmiş bir başlığı uyduruyorlar. Şartlar gereği makul bir çözüm gibi görünüyor. Raga, Morna, Mento, Apala, Salsa, Rumba, Samba diye ayrı ayrı kategori açmaya çalışsanız imkanı yok yetişmez. Ayrıca bu müzik türlerinin spesifik tüketicisi pek sınırlıdır. Fakat bugün geldiğimiz noktada Dünya Müziği türü, Batı dünyasında ciddi bir dinleyici kitlesine sahip. Bu dinleyiciler Samba da dinler, Morna da dinler, Tango da dinler. Dünya Müziğinin kendi starları vardır, tüm dinleyicilerinin tanıdığı. Mesela Anouar Brahem, Ashwin Batish, Loreena McKennitt, Ali Farka Toure, Fela Kuti, Youssou N’Dour, Manu Chao, Buena Vista Social Club ve Salif Keïta gibi. Batılı dinleyiciler bu sanatçıları dinlerken yaptıkları müziğin türüne fazla takılmazlar. Sonuçta Dünya müziğidir işte hepsi.

Peki, nedir Dünya müzikleri? Batı’ya, Batı kültürüne ait olmayan bütün müzikler. Rock, Punk ve Grunge ayrı türlerdir ama Kübalı Rumba ve Moğol Höömey aynı türdür. Evet mağzada plakları kategorilere ayırırken bu başlığın makul olduğunu söyledim. Fakat bugün kullandığımız anlamında bu başlığın üstten bir bakış ile Batı dışında kalan dünyayı aynı görme eğilimini fark edebiliriz. Daha da ileri gidip dünyanın farklı kültürlerinin, egzotik zevkleri tatmin etmek amacıyla çeşitli aromalar içeren paketli bir ürün olarak satılmasından söz edebiliriz.

Dünya müziği başlığının satışta yakaladığı başarı sayesinde hayatı değişen sanatçılardan bahsedenler olacaktır.  Bugün benim bahsetmek istediğim konu ise müzik şirketlerinin satışını yapabildiği müziğin sanatçısını ödüllendirmesi değil. Doğrudan sömürgecilik faaliyetlerinin bütün bir Dünya müziği müzisyenlerinin sanatına nasıl bir katkı(!) sunduğundan ve yukarıda itiraz ettiğim “Dünyanın geri  kalanını eşitleme” eğiliminin aslında nasıl bazı durumlarda geçerli olabildiğinden bahsetmek istiyorum.

Çok meşhur bir parçadır “Besame Mucho”. 1940 yılında Meksikalı besteci Consuelo Velázquez tarafından bestelenmiş ve günümüze kadar yüzlerce sanatçı tarafından söylenmiştir. Bana kalırsa diğer bütün yorumlar bir yana Cesaria Evora’nın yorumu gerçekten insana dokunur. Bir Meksika şarkısının Afrikalı bir kadın tarafından bu kadar iyi yorumlanması tesadüf değil. Şarkının sözlerine bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. Sürgün, ayrılık, bir şeyleri arkada bırakma deneyimi; Meksikalı olduğu kadar Afrikalı bir deneyimdir. Ayrılığa karşı duyulan korku, ayrılığın önlemezliğinin bilinci ile birleşerek bu gece son geceymişçe öpülen sevgili… Evora’nın ve 47 yaşına kadar yaşadığı Cape Verde’nin geçmişi düşünüldüğünde çok farklı bir anlam kazanıyor.

Cape Verde, Senegal kıyılarına yakın eski bir Portekiz sömürgesi. Yeşil Burun Adaları olarak da bilinir. 14. ve 16. yüzyıllar arasında, Afrikalı köleler Amerika ve Avrupa’ya gemilerle taşınırken bir durak noktası olarak kullanılmış. Adada yaşam tarih boyunca çok zormuş. Portekiz krallığı tarafından atanan valiler, halka karşı kayıtsız bir tutumla binlerce kişinin kıtlık ve kuraklıkla ölümüne sebep olmuş. 1800’lerde ise Cape Verdeliler köle ticareti için duran gemilere hayatta kalabilmek için birer birer binip Kuzey ve Güney Amerika’ya, Avrupa’ya gönüllü olarak göç etmiş. Gittikleri her yerde kendi diasporalarını kurup bir arada adalarını anmaya devam etmişler. Tabii basit bir anma değil bu. Farklı bir duyguyu da içinde barındırıyor. Ada dilinde bir adı var: “Sodade”. Nostalji ve her şey çok farklı olabilirdi hisleri ile karışık acı bir memleket özlemi. Bir yandan hayatta kalabilmek adına yapılmış gönüllü bir göç ve bir yandan duyulan sürekli pişmanlık.

Bu duygu halkın içinde öyle yer etmiş ki ada müziği neredeyse tamamen bu duygu üzerine şekillenmiş. Örneğin Evora’nın da şarkılarının formunu oluşturan, adanın en meşhur müzik türü Morna. Aslında bir veda müziği. Cape Verdeliler arkadaşlarına, ailelerine, komşularına, sevdiklerine bir tür seranat ile veda etmeyi gelenek edinmişler. Morna türü bu geleneğin bir ürünüdür. Dilini hiç anlamasanız da Morna türünden bir eser dinlerken ayrılığı hissedersiniz. Bir yol müziğidir ama istemediğiniz türden bir yolculuğun müziği.

Cesaria Evora’nın direkt “Sodade” isimli Morna türünde eseri çok özel bir örnek mesela. Sürekli olarak bir “Ken mostro bes kaminhu longe?” sorusu var. Yani “Kim gösterdi o uzak yolları sana?”. Sonrasında da veda edilen kişiye şu sözler söyleniyor:

“Eğer bana mektup yazarsan, ben de sana yazarım. Eğer beni unutursan, ben de seni unuturum. Geri dönene kadar.”

Evet Cape Verdeli olmak böyle bir şey. Cesaria Evora’nın kendi tecrübesi ve hisleri farklı değil.

51 YAŞINA KADAR KİMSENİN TANIMADIĞI BİR KADIN 
1941 yılında Cape Verde’nin Sao Vincente adasında, ailenin beşinci çocuğu olarak doğuyor. 7 yaşında babası hayatını kaybediyor ve korkunç bir fakirlik içerisinde annesi tarafından büyütülüyor. Çok küçük yaşlarda Sao Vincente’nin barlarında şarkı söylemeye başlayarak para kazanmaya çalışıyor. Bir yandan da kuvvetli bir depresyonla mücadele ediyor. Hayatı boyunca atlatamayacağı bir depresyon.

Ada radyosunda birkaç kez şarkı söyleme fırsatı buluyor ve böylece komşu adalarda tanınır hale geliyor. Radyoda sesini duyan yerel bir yapımcı Portekizli şirketlere satmak üzere kayda sokuyor Evora’yı. Ancak o kayıtlardan bir sonuç alınamıyor. Bununla birlikte adanın aynı dönemde yaşadığı yoğun kıtlık ve ekonomik bunalımla müziği bırakıyor. Hem de 10 sene boyunca. Hayatta kalma mücadelesi ile geçen bu 10 yıldan çıkış Fransa’ya giden bir gemi ile gerçekleşiyor. Fransa’da çalışan Cape Verdeli bir menajer, ona kayıt almak ve barlarda canlı konserler vermek için Paris’e gitmeyi teklif ediyor. Evora, “Hiç olmazsa Paris’i görmüş olurum” diyerek teklifi kabul ediyor. Yıl 1987. Cesaria Evora, 47 yaşındayken hayatta kalabilmek için ada dışına çıkıyor.

Paris’te yaptığı ilk albüm fazla ilgi görmese de ikinci bir albüm çıkarmasına yetiyor. 1992 yılında çıkardığı ikinci albümü “Miss Perfumado” ise dünya çapında bir başarı yakalıyor. Toplamda 300 bin adet satan albüm 1999 yılında Amerika’da yayınlandığında ise Grammy’e aday oluyor. Ardından albümler, medya ilgisi, röportajlar, prestijli salonlarda sold-out konserler peş peşe geliyor. 51 yaşına kadar kimsenin tanımadığı Cape Verdeli bir kadın, 2004’te 63 yaşında Voz d’Amor albümü ile Grammy kazanıyor.

Bütün bunlar olurken ülkesinden asla kopamıyor. Paris’te yaşarken daima “Sodade”dan bahsediyor. Bir süperstar gibi değil de dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer Cape Verdeliler gibi. Elbette diğerlerinden farklı olarak yakaladığı başarı ile birlikte her fırsatta ülkesini ziyaret edebiliyor. 2011 yılında da São Vicente adasında bulunan Mindelo’da kalp yetmezliğinden hayatını kaybediyor. Diğerlerinin aksine göçle değişen hayatı adada son buluyor.

 


BİR MEKSİKA ŞARKISINI AFRİKALI BİR KADININ BU KADAR İYİ YORUMLAMASI TESADÜF DEĞİL 

Yazının en başına, Besame Mucho’ya geri dönelim. Eski bir İspanyol sömürgesi olan, uzun yıllar açlık, kuraklık ve ekonomik buhranlarla mücadele eden ve ülkesini seven insanların ülkelerini terk etmek zorunda kaldığı Meksika. Bu açıdan baktığımızda “Dünyanın geri kalanını eşitleme” eğilimini haklı çıkarırcasına benzer şeyleri yaşamış Cape Verde. Benzer deneyimler, hisler. Bir Meksika şarkısının Afrikalı bir kadın tarafından bu kadar iyi yorumlanması tesadüf değil.

YouTube’dan Evora’nın canlı kayıtlarını izlemenizi öneririm. Besame Mucho’yu söylerken yüzünde oluşan ifade; kaşların endişeli bir şekilde çatılması, nereye ve kime bakacağını bilemeyen bir anksiyete. Bununla birlikte şarkının diğer yorumcularının aksine sahnede seyirci için yapılan hiçbir jest, mimik, romantizm, sırıtma, diz çökme, sahnede yürüme, bir kendinden geçme gösterisi yok. Saf bir şekilde ayrılıktan duyulan bir korku ve ayrılığın önlemezliği bilinci ile bu gece son geceymişçesine öpülmek isteyen bir sevgilinin tavrı var. Ayrıca şarkının düzenlemesi de özel bir imza taşıyor. Evora’nın Besame Mucho’sunda direkt olarak kullanılan cavaquinho gitar dikkat çekiyor. Cavaquinho, Morna müziğinin ve vedaların olmazsa olmazıdır. Böylelikle şarkı başka bir boyut daha kazanıyor.

17 Aralık yani bugün Cesaria Evora’nın Cape Verde’yi kesin bir şekilde terk edişinin 10. yılı. Gittiği yerde yaşadığı “Sodade” hissini tahmin edebilmek güç. Böyle bir şansı varsa eminim Cape Verde’ye mektuplar yazmaya çalışıyordur, unutmamıştır. Cape Verdeliler de onu unutmasın.

Son olarak onu çok seven ve ölümünün üzerine ona veda etmek için çok özel bir şarkı yazan Stromae’nin “Ave Cesaria” isimli şarkısını dinlemenizi tavsiye ederim:

“Evora, Evora, beni artık sevmiyor musun ne? Kımıldamıyorsun her zamanki gibi ama dilsiz de mi oldun? Veya uzaklıktan mı bana cevap veremiyorsun? Evora, Evora, elbet birgün seni yine bulurum.”

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media