ECE ÇİFTÇİ İLE BİR SİVRİSİNEĞİN HİKÂYESİNİ ANLATTIĞI “ZELDA VIZZVIZAR”I KONUŞTUK

Fotoğraf: Orhan Kolukısa
Sivrisinek üzerine bir çocuk kitabı olup olmadığını merak ettiğim bir zamanda çıkageldi, “Zelda Vızzvızar”. Kitabın yazarı ve çizeri Ece Çiftçi sanki iç sesimi duymuş da yazmış gibi, beni dünyanın en tatlı, minik sivrisineği ile tanıştırdı; Zelda ile… Biliyorum hiçbir sivrisinek tatlı olamaz ama Ece’nin sevimli resimleri ve komik hikayesi ile bir sivrisineği bile sevebilmek artık mümkün! İşte karşınızda sadece çocukların değil, sizin de seveceğiniz bir kitap… Can Çocuk’tan yakın zamanda çıkan “Zelda Vızzvızar”ı daha yakından tanımak için çiçeği burnunda anne Ece Çiftçi ile sohbet ettim.
SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
2022’de birkaç çizimle hikâyenin temelini kurdum ve portfolyoma ekledim. Bunu biraz 2023 Bologna Çocuk Kitapları Fuarı’na hazırlık olarak düşünmüştüm. Orada, şans eseri Edizioni Clichy ile bir porfolyo değerlendirmesi etkinliği sırasında tanıştım. Görüşmede çizimlere ve fikre güldüler — bu iyiye işaretti. Kartlarını verdiler ve kısa bir süre sonra anlaştık. Anlaşınca ve önümde daha somut bir teslim tarihi olunca harekete geçmek daha kolay oldu. Önce metni yazdım, ardından çizimleri tamamladım. Kitabı 2024 Eylül’de teslim ettim, 2025 Ocak ayında yayımlandı İtalya’da.

Harika! Daha geçenlerde bu kitabından varlığından hiç de haberim yokken ve sivrisineklerle boğuşurken aklıma gelmişti; bir sivrisineğin de öyküsü olmalı diye. Çok ilginç bir rastlantı ondan sonra bu kitapla karşılaşmam. Senin bir sivrisineği kitabının ana karakteri olarak seçmen nasıl oldu? Sen de benim gibi çok mu çektin sivrisineklerden?
Çok güzel bir tesadüf olmuş! Hangimiz çekmedi ki? Her yaz ayrı bir mücadele hâlindeyiz. Sivrisinekler, muhtemelen biz insanlar için en sinir bozucu canlılardan biri. Ama işte tam da bu yüzden ilgimi çektiler. Hiç tahammül edemediğimiz bir canlıyla empati kurarsak — hedefi biz olsak bile — bir noktada onun tarafını tutar mıyız acaba diye düşünmeye başladım. Gerçi önce sadece bir çizim ve tipleme olarak çıktı ortaya. Sonra o karakterin peşinden gittikçe bu düşünceler de gelişti.

Zelda’yı biraz anlatmanı istiyorum. Ailesinin kanat izlerinden gitmek isteyen ve hayalleri kocaman olan bu minik sivrisineği tanımlasan onun için neler söylerdin?
Zelda, meraklı, sevecen ve gözlemci bir sivrisinek. Ailesi Profesyonel Kulak Dalışçılığı’nda efsaneleşmiş, bu yüzden farkında olmadan üzerinde bir başarı baskısı taşıyor. Bu baskı ailesinden dayatılmasa da, kendi içinde hissettiği bir şey. Henüz çok küçük ve vızıltısı geleneksel başarı ölçütlerine göre yetersiz görüldüğü için başta zorlanıyor, hatta vazgeçmeyi bile düşünüyor. Ama zamanla öğrendiklerini bir araya getirip herkese benzemeye çalışmanın anlamsız olduğunu fark ediyor. Kaygılarına rağmen denemekten vazgeçmeyen, sezgilerini ve zekâsını kullanan cesur bir karakter.

Kitabı okurken ben çok eğlendim. Okurların da severek okuyacağını eminim. Müthiş bir hayal gücü! Mini Gıcıkatlon, Kulak ve Ötesi Kitabı, Kulağa Dalış Pratiği, her biri harika fikirler bana kalırsa… Hikayeyi kurgularken her şey kafanda hazır mıydı yoksa yazarken mi ortaya çıktı, merak ediyorum.
Çok sevindim eğlendirmesine! Kulağa Dalış sporunu, hikâyenin başını ve sonunu ilk zamanlarda kafamda netleştirmiştim. Bu sporu merkeze alarak, kendi içinde bir kültürü, kuralları ve tutarlılığı olan, üzerine inşa edilebilir bir dünya kurmak istedim.
Ama geri kalan her şey yazarken şekillendi. Yani “her şey kafamda hazırdı” diyemem. Bolca kafa karışıklığı, bazı günler “nasıl altından kalkacağım” hissi, sonra bir fikir, sonra başka bir fikir… Bir birikim oluşunca eleme ve sadeleştirme süreci… Çevremdeki birkaç yakın dostuma da bolca “sence böyle mi, yoksa şöyle mi?” soruları yönelttim. Hâlâ konuşuyorlar benimle, bu da bir başarı bence.
Bana göre en eğlenceli kısmı, üzerine eklenebilecek bir evren yaratmaktı çünkü böylece okur da aktif bir şekilde o dünyanın parçası olabiliyor. Yokhayvanlar kitabımda da, çocuklar kendi yokhayvanlarını benimle paylaştığında çok mutlu oluyorum. Umarım bu kitap da yeni fikirlere ilham verir.
Mesela…Vızzvızar Marşı’nın melodisi nasıl olabilir? VızzzPosta’nın en çok okunan köşe yazısını kim yazmıştır, içeriği nasıldır? Kulağa Dalış Akademisi’nin kampüsünü tasarlayan meşhur mimar sivrisinek kimdir?

Bu sadece bir sivrisineğin hikayesi değil elbette. Herkese ilham ve cesaret verecek denli güçlü bir öykü. Kitabın ana karakteri minik Zelda’nın kendisi gibi minik vızıltısı her ne kadar onun için büyük bir engel gibi görünse de o hikayeyi bir anda değiştiriyor. Tavan arasında bulduğu bir belgeyle “yetersizliği”ni bir beceriyle dönüştürüyor. Sen neler diyeceksin?
İşte bazen o “yapamama” hâli, yepyeni ve özgün buluşlara sebep olabiliyor ya… Zelda’nın da önünde fiziksel, değiştiremeyeceği bir engel var. Ama bakış açısını her zaman değiştirebilir. Bir de yetersizlik dediğimiz şey neye göre yetersizlik? Sadece belli bir kalıba uymuyor diye, hevesi olan ve çabalayan minicik bir sivrisinek bile bazen vazgeçme noktasına gelebiliyor.
Sesi daha çok çıkanların daha fazla dinlendiği bir dünyada yaşıyoruz. Bazen büyük görünmek ya da sesimizi duyurmak zorundaymışız gibi geliyor. Halbuki küçük olmak veya kendin olarak keyif almak neden yeterli olmasın?

Bu kitap, her şeyi tek bir biçimde yapma fikrine çelme takarken kendi yolunu hayal gücüyle şekillendirmenin de mümkün olduğunu bize gösteriyor. Zelda kendinden bekleneni değil beklenmeyeni gerçekleştiriyor finalde. Bu da onu farklı kılıyor. Sen de hayatında bu yolu seçenlerden misin? Zelda’da kendini bulduğunu söyleyebilir miyiz?
Belki de… Yaratıcı işlerle uğraşmak, ister istemez beklenmeyeni kucaklamayı ve alışıldık yolların dışına çıkmayı gerektiriyor. Benim yolum da pek düz bir rota izlemedi. Psikoloji ve fotoğraf okudum, sonra sanat yönetmenliği, grafik tasarım ve eğitim tasarımı alanlarına yöneldim. Hep farklı işler yaparken yan projeler olarak kendime oyun alanları açmaya çalıştım. Bu tiplemeler de genellikle o kısa zamanlarda aklıma gelen ufak fikirlerden filizlendi. Ben de Zelda gibi kendimi olduğum gibi kabul ettikçe, iç sesime daha çok yaklaşabildiğimi hissediyorum.

Bir diğer yandan çizgi film gibi bir kitap bu. Animasyonu olabilecek yapıda. Okurken gözlerimden film şeridi gibi geçtiğini söyleyebilirim. Çizimler de sana ait. Bir yazar için avantajlı bir durum, hayal ettiklerini, hikayesini çizebilmek de. Çünkü yeterince özgürsün. Ne dersin?
Bunu duyduğuma çok sevindim, ben de hep öyle hayal etmiştim! Kim bilir, belki bir gün öyle bir işbirliği olur, animasyon, oyun hatta belki müzikal olarak hayata geçirebilmeyi ben de çok isterim. Bu bağımsızlık bana gerçekten iyi geliyor. Tasarımından fontuna kadar her detayıyla ilgilenmeyi de seviyorum. Ama bir yandan da işbirliği yapmak da beni mutlu ediyor. Sanırım farklı projelerle bu dengeyi kurmak gerekiyor.
Peki çocuklar için yazmaya nasıl karar verdin?
Doğrusu çocuklar için yazayım diye yola çıkmadım. Kafamda beliren, içimden gelen tipçiklerin, karakterlerin ve hikâyelerin bazen çocuklara, bazen de absürtlüğü ve oyunu seven yetişkinlere hitap edebildiğini fark ettim. Bu durumdan çok memnunum çünkü çocuklarda derin bir bilgelik olduğuna inanıyorum. Anda olmak, oyun oynamak, bir fikri beklenmedik yerlere taşıyabilmek gibi süper güçler çocukken hepimizin içinde doğal olarak var.
Yazı ve çizim hayatına ilham verenler neler, kimler?
Yazı ve çizim hayatımda bana ilham veren şey ve kişi var, ama ilk aklıma gelenler Bruno Munari, Maira Kalman, Gianni Rodari ve Toon Tellegen. Bu isimlerin ortak noktası, çocuklara hitap ederken zekâyı ve estetiği hafife almamaları, çok yönlü bir biçimde üretmeleri ve sıradan görüneni büyüleyici hâle getirebilmeleri. Yalnızca çocuklara değil, yetişkinlerin de ilgisini ve hayal gücünü yakalayabilen evrensel bir anlatım dili kuruyorlar. Doğaçlama tiyatro gibi, kendimizden çok oyunu ciddiye almamızı sağlayan yaklaşımlara da çok yakın hissediyorum. Ayrıca, bazı işlerimin yayımlanmış olmasına çok sevindiğim Anorak ve DOT dergileri ve buralardan tanıdığım yazarlar ve çizerler benim için önemli ilham kaynakları. 50-60’larda yayımlanan çocuk kitaplarının sade ama çarpıcı grafik dili, renkleri ve genel estetiği de görsel olarak ilgimi çekiyor.
Şu sıralar üzerinde çalıştığın yeni bir kitap vs. var mı?
Şu sıralar yeni bir proje üzerinde çalışmıyorum çünkü 3 ay önce kızım dünyaya geldi. Ama onunla birlikte nasıl ilerleyeceğim, hangi yönlere yöneleceğim üzerine düşüncelerim var. Bir süredir aklımda olan bazı fikirler var. Zamanı geldiğinde onları hayata geçirmeyi planlıyorum.

Bu arada bu kitabın en önemli özelliklerinden biri de ilk olarak İtalya’da yayımlanmış olması. Bu nasıl oldu? Neden Türkiye’de değil de önce İtalya’da?
İlk soruda biraz bunu cevaplamış oldum aslında. Bologna Çocuk Kitapları Fuarı’nda, baskı kalitesini, yazarlarını ve çizerlerini çok beğendiğim Edizioni Clichy ile tanıştım ve süreç böyle ilerledi. İtalya, özellikle o fuar dönemlerinde bu işin merkezi gibi oluyor; o yüzden kitabın İtalyanca yayımlanması beni ayrıca mutlu etti.
İtalyalı okurun ilgisi nasıl? Çocuklardan bir geri dönüş aldın mı hiç?
Çocuklardan gelecek geri dönüşleri merakla bekliyorum. Geçen gün bir arkadaşım, Roma’nın en büyük tren istasyonundaki kitapçının vitrininde kitabımın fotoğrafını gönderdi; gerçekten çok özel bir histi. Ayrıca geçtiğimiz Bologna Fuarı’nda da yer alması beni çok mutlu etti. Türkiye için de ayrıca heyecanlıyım çünkü buradaki çocuklarla doğrudan iletişim kurabilmek benim için çok değerli.
Kitabının başka bir dilde yayımlanıyor olması çok heyecan verici olsa gerek. Neler hissettin, çevirmeniyle iletişim kurdun mu?
Evet, kesinlikle! Çeviriyi yayınevinden Elisa Frilli yaptı. Yer yer kafiyeli ve kelime oyunları bol olan bir kitap olmasına rağmen, hissiyatı çok iyi yakaladılar. Ben de bu vesileyle iki yıldır – önceden de hep istediğim için – İtalyanca öğreniyorum. Böylece hikâyenin başka bir kültürde nasıl yansıdığını anlayabilmek beni ayrıca mutlu etti.
Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandan ya da bir not defterin var mı tuttuğun, varsa içlerinde neler var?
Başucumda bir ajandam var. Eskiden ajandaları daha çok planlama için kullanırdım, ama artık planlamayı dijital araçlarla yapıyorum. Bu ajandayı ise gün içinde olan üç olumlu şeyi – çok küçük şeyler bile olabilir – yazmak için kullanıyorum. Yapamadığım zamanlar oluyor ama yapabildiğim zamanlar modumun gerçekten iyiye gittiğini fark ediyorum. Bir de biraz dağınık kullandığım, içinde tipçikler çizdiğim ve fikirler yazdığım defterlerim de var.
Konuğum olduğun için teşekkür ederim. Okurun bol olsun, sevgili Ece!
Asıl beni konuk ettiğin için ben sana teşekkür ediyorum. Özenli sorularını cevaplamak benim için çok keyifliydi. Ajandakolik’in de okuru bol olsun!