FABIEN TOULME, MÜHENDİSLİKTEN ÇİZERLİĞE UZANAN YOLCULUĞUNU AJANDAKOLİK’E ANLATTI

Dünyaca ünlü Fransız yazar ve çizer Fabien Toulmé, Suriyeli bir mültecinin Fransa’ya ulaşma mücadelesini anlattığı “Hakim’in Yolculuğu” serisiyle ülkemizde geniş bir okur kitlesine ulaşmıştı. Sanatçı, Desen Yayınları etiketiyle basılan diğer kitapları Büyük Aşk, İki Yaşam, Unutulmazlar ve küçük okurları için hazırladığı “Marilu” serisiyle, grafik roman denilince aklımıza ilk gelen isimler arasında yerini aldı.
Tudem Yayın Grubu’nun 40. yıl dönümü kutlamaları kapsamında İstanbul’da düzenlenen imza günleri, yetişkinler ve çocuklar için çizim atölyeleri, söyleşiler aracılığıyla yüzlerce okurla bir araya gelen Toulmé ile ülkemizde çok sevilen grafik romanlarını, ilham kaynaklarını, mühendislikten çizerliğe uzanan yolculuğunu konuştuk.
SÖYLEŞİ: ASLI UÇAR YILDIZ
A.U.Y: Suriyeli bir göçmenin Türkiye, Yunanistan, Makedonya üzerinden Fransa’ya ulaşmasını konu aldığınız “Hakim’in Yolculuğu” serisi bize bir yandan Avrupa Birliğinin mültecilere bakışını, sunduğu imkanları veya yaşattığı zorlukları anlatırken, diğer yandan da genç bir adamın bir buçuk yaşındaki oğluyla yaptığı akıl almaz yolculuğu ve karakterin yıllara yayılan mücadelesini anlatıyor. Üç kitaptan oluşan bu seriyi yazmaya nasıl karar verdiniz, esin kaynağınız ne oldu?
F.T: 2015’te çok fazla mültecinin bedeni Akdeniz kıyılarında bulundu. Bu insanlar Suriye’deki iç savaştan kaçıyordu. Bu çok trajik ve önemli bir olay olsa da, Avrupa’da henüz olayın büyüklüğü ve ciddiyeti hissedilmiyordu. Ben de böylesi bir durumda, bu insanların nasıl tehlikelerle karşılaştığını; tekneyle, trenle veya başka araçlarla göç ederlerken ne gibi problemler yaşadıklarını ele alan bir kitap yazmak istedim.

A.U.Y: Hakim ile yaptığınız söyleşilerde kitaba alıp almamakta kararsız kaldığınız konular ya da anılar oldu mu?
F.T: Hayır, olmadı. Kitabı yazacağımı Hakim’e söylediğim andan itibaren, anlatacağı her şeyin kitapta olacağını biliyordu. Dolayısıyla benim böyle bir inisiyatif alma durumum hiç olmadı.
A.U.Y: Kitabın, Hakim ile yaptığınız röportajların dışında sıkı da bir araştırma sonucunda ortaya çıktığı daha ilk sayfalarından anlaşılıyor. Gerek Ortadoğu’nun tarihi süreçleri, gerekse Suriye’de günlük hayatı da yoğun etkisi altında tutan siyasi atmosfer detaylıca anlatılıyor ama bu tablo çizildikten sonra devamı gelmiyor. Seri bize politik atmosferden bahsetmektense tanınmayan, nereden gelip nereye gittikleri bilinmeyen ve önyargılarla yaklaşılıp sıcak bakılmayan bu insanların kim olduğunu anlatıyor. Kitabın politik gerçeklerden ziyade yaşananların insani boyutuna odaklanmasını özellikle mi tercih ettiniz?
F.T: Evet, aslında durum buydu. Amacım olayın bu boyutunu ele almaktı. Tabii ki hikâyenin belirli bir şekilde ilerleyebilmesi için bölgenin bazı jeopolitik özelliklerini de ele aldım. Ama esas amacım her zaman Hakim’in yaşadıklarını okura aktarmak oldu.

Aslı Uçar Yıldız ve Fabien Toulmé
A.U.Y: Eşini yeni kaybetmiş bir büyükanneyle genç torununun atıldıkları macera çevresinde geçen Büyük Aşk, farklı nesillerin kadın erkek ilişkilerine bakış açılarını anlatıyor. Büyükanne Suzette aslında hepimizin tanıdığı bir aile büyüğü. Okurken bende eski nesillerin birbirine benzediği ama yeni nesilde bireylerin olaylara, hayata farklı farklı tepkiler verdiği hissi oluştu. Büyük Aşk için yola çıkarken nelerden ilham aldınız? İki farklı kuşaktan kadının hikâyesini yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
F.T: Esas amacım, kuşaklar arasındaki ilişkiye, bu ilişkilere dair farklı bakış açılarına odaklanan bir hikâye yazmaktı. Geçmiş zamanlarda, bir kişi neredeyse hayatı boyunca tek bir insanla birlikte kalırken, artık günümüzde bu bir zorunluluk olmaktan çıktı. Kuşaklara dair bir analiz yapmaktan ziyade, iki kuşağın kadınlarının da ilişkilere nasıl yaklaştığını, karşısındaki erkekten ne beklediğini ve bunun gibi konuları ele almak istedim. Sonuç olarak çift olmak nedir, çift olmak için kaderimizde olanı kabul etmek mi gerekir gibi sorular sorup bunları temel almaya çalıştım.

Fransız çizer Fabien Toulmé, “Büyük Aşk” kitabında biri 20’lerinde, ötekisi ise 80’lerinde olan farklı nesillerden iki kadını bitimsiz bir aşk hikâyesinin kıyısında buluşturuyor.
“ESKİ AŞKLARIN DAHA UNUTULMAZ OLDUĞU KONUSUNA KATILMIYORUM”
A.U.Y: Büyük Aşk’ta bahsi geçen iki kuşağın hayatlarındaki erkeklerden beklentileri çok farklı. Tabii toplumun kadınlardan beklentileri de… Sizce bu beklentilerin değişimiyle birlikte aşk da değişti mi? Eski aşklar daha mı unutulmazdı?
F.T: Cevaplaması zor bir soru. Bence aşk temelde aynı kaldı. Ama seneler içinde aşktan ve ilişkilerden beklenen şeyler değişti. Eskiden mutlu olsak da, olmasak da birlikte olunan kişiden vazgeçmek kolay değildi. Şu an Doğu ve Batı toplumlarında da ilişkilere yaklaşımlar birbirinden farklı; ilişkilerin ne ifade ettiği farklı değerlere tekabül ediyor. Eski aşkların daha unutulmaz olduğu konusuna katılmıyorum. Her aşkın kendine göre bir dinamiği var ve bunu genellemek yanlış olur diye düşünüyorum.

A.U.Y: Aynı ailede büyüyüp bambaşka karakterlere evrilen iki erkek kardeşin serüvenini okuduğumuz İki Yaşam sıcacık bir hikâye. Konfor alanından çıkamayan küçük kardeş ile hayatını ihtiyaç sahiplerine adarken keyif sürmeyi ihmal etmeyen abisinin hikâyesi, kitap boyunca verdiği “ikinci hayatımız, tek hayatımız olduğunu anladığımızda başlar” mesajını pekiştiriyor. Hikâyenin farklı bir coğrafyada gelişmesi ve aralarda geçmiş yıllara dönülmesi okura hareketli bir okuma deneyimi sağlıyor. Peki, İki Yaşam otobiyografik öğeler de taşıyor mu? Sizin de mühendisliği bırakarak çizgi romana odaklandığını biliyoruz. Sizi tetikleyen bir faktör oldu mu?
F.T: Evet, otobiyografik özellikler taşıyor. Çocukken grafik romancı olmak istiyordum ama büyüyünce mühendis oldum. Bir evrede çocukluk arzumun gerçekleşmesini istedim ve dolayısıyla mühendisliği bırakıp grafik romancı oldum. Çevremde de hayallerini gerçekleştirememiş çok fazla insan olduğunu gördüm. Sonra da Boudain karakterini yarattım ve hikâyeyi hayal etmek zor olmadı çünkü bu durumun aynısını ben de yaşamıştım. Kitaba kendi hayatımdan küçük anekdotlar da eklediğim oldu.
Mühendis olmak hiçbir zaman en büyük hayalim değildi. Proje bazlı olarak farklı ülkelere de gittim, farklı insanlarla da çalıştım ve bu mekânsal değişikliklerin beni mutlu edeceğini düşündüm. Ne yazık ki böyle olmadı. En son Brezilya’dayken beni şef yapmaya karar verdiler ve bir mühendis için şef olmak önemli bir şey. Ama maaşına, unvanına rağmen, bu da beni mutlu etmedi. Sanırım tetikleyici faktör de bu oldu.

A.U.Y: Unutulmazlar ile her biri yüzlerce sayfa romana dönüşebilecek öyküleri kısacık tutuyor ama verilecek mesajı net ve çarpıcı şekilde okura ulaştırıyorsunuz. Bunların her birini ayrı kitaplar olarak değerlendirmemenizin özel bir nedeni var mı?
F.T: Projenin başlangıcında bir dergi benden derleme yapmamı istedi. Yani toplumsal bir portre çizen, çeşitli hikâyelerden oluşan bir derleme yapacaktık. Bu da hikâye yazma alışkanlığımı değiştirmeme vesile oldu. Zaman içinde kısa hikâyeleri tek bir kitapta toplama ve bir temaya hizmet etme fikri çok hoşuma gitti.
A.U.Y: Unutulmazlar’da yer alan hikâyeleri seçerken belirli kriterleriniz var mıydı? Özellikle yazmak, çizmek istemediğiniz bir alan ya da konu oldu mu?
F.T: Hayır, hiçbir kriterim yoktu. Önemsediğim tek şey, hikâyenin bana hitap edip etmediğiydi. Kendime şu soruyu soruyordum: Bu hikâyenin evrenini çizmek ister miyim? Okur, yaratıcı ve çizer olarak hikâyenin bana neler hissettireceğini, neler sunduğunu düşünürdüm. Mesela hastanede geçen bir olay vardı fakat bir hastane çizmek istemediğime karar verdim. Hikâyenin beni etkilemesiyle ilgili bir durum yoktu, ama hastane ortamını çizmek istemedim.
A.U.Y: Sade çizimlerle zengin metinleri birleştiriyor, okurun gözünü yormadan dopdolu bir içerik sunuyorsunuz. Belli işlerinizde mavi, sarı, turuncu renk paletinin baskın olduğunu görebiliyoruz. Renk seçiminden kullandığınız çizim tekniğine, özen gösterdiğiniz hususlar var mı?
F.T: Farklı işlerde farklı tekniklerle çalışıyorum. Örneğin Unutulmazlar’da neredeyse tüm renkleri kullandım. Ama renkler benim için en önemli unsur değil, biraz pastanın kreması gibi düşünebiliriz. Renk seçimine çok fazla zaman ayırmıyorum. Işık kullanımı ve çizimleri basit tutmak benim için daha önemli.
“HAYATIN KENDİSİ BANA EN ÇOK İLHAM VEREN ŞEY”
A.U.Y: Eğitiminizin ve ilk mesleğinizin mühendislik olmasının ve dünyanın farklı coğrafyalarında yaşamış olmanın yaratım süreçlerinizi beslediğini biliyorum. İlham aldığınız, sizi heyecanlandıran başka nelerden bahsetmek istersiniz?
F.T: Biraz genelgeçer bir ifade olabilir ama hayatın kendisi bana en çok ilham veren şey. Çünkü çevremizde gördüğümüz herhangi bir olay, kişi veya nesne bize farklı duygular yaşatabilir ya da ilham olabilir. Bir film, şarkı, trende konuşan insanlar… Tüm bunlar bana ilham verebilir. Hikâye anlatma fikri, insanlarla tanışmak, kitap yazmak gibi konular da beni her zaman heyecanlandırır.


A.U.Y: Çocuklar için çizmeye nasıl karar verdiniz, sizi buna yönelten ne oldu? Son olarak, küçük okurların çok sevdiği “Marilu” serisinin devamı gelecek mi?
F.T: Çocuklar için bir grafik roman yapmak istiyordum çünkü bu da bambaşka bir evren. Belirtmek gerekirse, çizen kişi ben değilim, Olivier Dutto. Maalesef çizmek için yeterince zamanım yoktu, dolayısıyla Olivier ile birlikte çalıştık ve çizimleri o yaptı. Şu an serinin üçüncü kitabını hazırlıyoruz ama ne yazık ki net bir tarih veremiyorum.
Sancar Uçar
Harika bir söyleşi gerçekleştirmişti.ayrica guzelbir tanitim olmus tesekkurler.
Çağrı
Ben kendisini geç tanıyanlardanım, kaçırmışız bu imza gününü ve söyleşiyi, umarım bir daha gelir de elde kitaplarla koşa koşa gelirim 55 yaşıma aldırmadan 🙂