Tam bir hafta önce buluştum, İncesaz’ın o güzel sesiyle, yüzüyle, Ezgi Köker’le… Bu söyleşinin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Ajandakolik’te yer alacağını söylediğimde güler yüzü daha da neşelendi, bana da pozitif enerji verdi. Oysa iki dakika önce soğuktan donuyorduk ikimiz de. Sonra hem kahve hem de sohbet içimizi ısıttı, buluşma sözü verdik birbirimize…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

İncesaz bir sızı gibi, müziğiyle, şarkıların sözleriyle hep bir hüzün denizine dalmak gibi… Türkiye’nin nevi şahsına münhasır müzik gruplarından da biri. Bugün İncesaz’ın 2014’ten beri solistliğini yapan Ezgi Köker’le birlikteyim. ‘Geçsin Günler’ albümüyle İncesaz’a hoş bir seda getiren Köker’le bir yandan kalabalık bir ekipte çalışmayı bir yandan anneliği bir yandan da kadın olmayı konuştuk. “Keşke Kadınlar Günü’nü özel olarak kutlamasaydık” diyenlerden o da… Herkesin bireyselliğiyle bu toplumda kendini kabul ettirmesinden yana…
Uzun bir sohbet oldu, fona İncesaz’dan nağmeler katın ve hadi siz de bize katılın..

Seni dinlerken insan dönem kostümlerinde hayal ediyor seni nedense, hatta kendini de…  Geçmişe ışınlıyorsun insanı, sen de geçmişten gelmiş gibisin. Ruhun da öyle mi? 

Klasik Türk Müziğ’ine olan sevgim 4-5 yaşlarında başladığına göre, sanırım ruhumun çok sağlam bir geçmiş bağlantısı olmalı. Annem babam TRT halk müziği sanatçıları, bense çocukluktan itibaren Klasik Türk Müziği’ne düşkünüm. Hatta 10 yaşındayken İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı‘nı flütle kazanmıştım. Fakat flütle makamsal tınılarda dolaşmaya başlayınca okul müdürü annemle konuşmuş. Bir sonraki sene İTÜ Türk Mûsıkisi Devlet Konservatuvarı’na geçtim. İlk repertuar dersime sevgili hocam Erol Sayan girmişti. Ben şarkıları 11 yaşında gözlerimi kapatarak içli içli söyleyince hocanın ilgisini çekmiş, gözde öğrencilerinden olmuştum. Ruhumun tarih sevgisi doğrultusunda mesleki seçimimi çok küçük yaşlarda yaptım ve çok memnunum.


“İNCESAZ’I DİNLEMEK BİR ZEVK VE BİRİKİM MESELESİ” 

Tabii sadece sesinin değil, şarkıların ve müziğin de epey payı var. İncesaz’ın şarkılarını hangi türde adlandırabiliriz?

İncesaz duygusal genetik mirasımızı bugüne hediye ediyor. Müzikal naiflik, zarafet, zevk, derinlik ve aynı zamanda geleneksel müziğimizin mirası. 22 yıldır bunu başarabilen bir grup İncesaz. Gerçekten kurucularına, içinde yer almış olan her müzisyene teşekkürü borç bilmek gerek. Klasik Türk Müziği adı üzerinde klasik bir müzik. Onu sevmek ve dinlemek birikim istiyor, dinledikçe zevk veriyor, zevk geliştikçe daha da çok seviliyor. İncesaz bu müzikal genetik mirasımızı, bu zamanın lisanıyla, müzikal esnekliği ve estetiğiyle, yeni bir sunumla kulaklarımıza ve kalplerimize ulaştırıyor. İncesaz’ı dinlemek de bir zevk ve birikim meselesi bence.

Sanırım 2014 yılında İncesaz grubuna dahil oldun. Senden önce ‘kadın solist’ olarak Melihat Gülses ve Dilek Türkan yer almıştı. Gruba dahil olurken endişe duydun mu İncesaz hayranları seni yabancılar diye? 

En çok mutluluk ve gurur hissettim. Melihat Gülses ve Dilek Türkan büyülü sesler. Melihat Gülses’in kızı Neva Gülses benim konservatuvardan çocukluk ve sınıf arkadaşım, öyle ki birbirimizin evlerinde çokça zamanlar geçirmişliğimiz var. Dilek Türkan da Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği korosundan iş ve dönem arkadaşım. Bu vesilelerle müzik dışında çok zaman geçirdik, dediğim gibi hem seslerini hem de bireysel olarak ikisini de seviyorum. Hiç endişe duymadım çünkü altından kalkamayacağımı düşünmedim. Kıyaslamalar tabii ki oldu. Benim icramı seven oldu sevmeyen oldu. Bence kimse kimsenin yerini dolduramaz, herkesin kendi sanatında kendi imzası vardır. Biz ülkece takım tutar gibi yaşamayı seviyoruz, müzikte bile. Akdeniz ruhu sanırım bu, tutkuluyuz. Bu bizi genel olarak birbirimizden ayırıyor. Ben sevgide ve güzellikte birleşmeyi hayal ediyorum hep.

“İNCESAZ EKİBİ BENİ EL ÜSTÜNDE TUTUYOR” 

Grubun solistleri birkaç defa değiştiği için korkuyoruz ya sen de gidersen diye… İncesaz’la yolculuk devam, değil mi?

Bu soru çok soruluyor bana. Ben de aslında şaşırıyorum bu soruya. Çünkü üç dakika sonra yaşayacağımızın bile garantisi yok. Bütün ilişkiler gibi iş ilişkileri de emek ve sevgiyle besleniyor. Özveri, zaman, özen, anlayış, iyi niyet, biz olma hali… Bu kelimelerin içini doldurarak yaşıyor ve yaşatıyorsanız birçok ilişkide başarılı olabiliyorsunuz. Elimden geldiğince üzerime düşen bu büyük sorumlulukları yerine getirmeye çalışıyorum. Aslında geri dönüşünü de alıyorum, ekip beni el üstünde tutuyor. Ama dediğim gibi yaşamımızın bile garantisi yok, dilerim uzun süre İncesaz’ın parçası olmaya devam ederim.

Müzik hayatını özetlesen, nasıl başladı da bugünlere geldin?

İlk soruda biraz cevapladım bu soruyu da aslında. Ama şunu söylemek isterim ki; insanı hayatta en iyi motive eden şey onaylanmak, anlaşılmak ve tabii sevilmek. Ben çocukluğumdan beri en çok şarkı söylediğim, enstrüman çaldığım zamanlarda kendimi sevdim, anladım, onayladım. Ve en çok yine bu zamanlar sevildim, onaylandım ve anlaşıldım. Bu işimin psikolojik boyutu. Bir de altı sene viyolonsel ve ud çaldığım halde üniversitede ses eğitimi bölümüne geçişim var. Hayatımın en iyi kararını verdim belki de. Çünkü üniversitede Prof. Dr Alaeddin Yavaşça’nın dört sene öğrencisi oldum. Bu sürede mûsıki zevkim gelişti, dinlediğim isimler değişti. Sadece ses rengimle, makam bilgimle değil, üslubumla da bir yerlere oturmaya başladı her şey.

Grupta çok özel isimlerle çalışıyorsun. Tanburda Murat Aydemir, kemençede Emre Erdal ve gitarda Cengiz Onural… Epey kalabalık bir grupta çalışmak nasıl? 

Tek tek isimlerini saymak istediğim; Türker Çolak (perküsyon),Volkan Hürsever (kontrbas), Cengiz Onural (gitar) , Taner Sayacıoğlu (kanun), Emre Erdal (kemençe), Murat Aydemir (tanbur) , Bora Ebeoğlu(solist). Biraz kalabalığız evet kabul ediyorum. (Gülüyor.) Hepimizin bireysel müzikal çalışmalarımız var, özel hayatlarımız var, geçmişten getirdiklerimiz var. Bazen zor zamanlar olabiliyor. Birbirimize çok yansıtmamaya çalışsak da sonuçta duygusal bir iş yapıyoruz. Zor zamanlarda birbirimize tolerans gösterebiliyoruz. Çok klasik olacak ama ben ailem gibi görüyorum gerçekten onları. Ayrıca onlarla müzik yapmaktan gurur duyuyorum, hepsi ‘efsaneleşmiş’ isimler. Mesela bundan 100 yıl sonra Cengiz Onural ve Murat Aydemir’in besteleri şu an hayranlıkla andığımız isimlerden olacak. Bu besteleri yorumlamak benim için onur.


“OYA BORA’YA ÇOK HAYRANDIM ŞİMDİ İKİSİYLE DE AYNI SAHNEYİ PAYLAŞIYORUM” 

Bir yanda Bora Ebeoğlu’yla düet yaptığınız şarkılar da var. Sesleriniz de birbirini nasıl zarifçe tamamlıyor. Yılların Oya-Bora’sını İncesaz’da görünce havalara uçtuğumu dün gibi hatırlıyorum.

O zaman hayatımdaki en büyük bir tevafuklardan birini anlatayım. Benim hayatımda ilk gittiğim (annem ve babamın konserleri dışında) konser Oya Bora konseriydi. İkisine de çok hayrandım, hâlâ öyleyim. Ve ne mutlu bana ki şu anda Bora ile aynı sahneyi paylaşıyorum. Hatta bazen Oya ile de.

Evet çok şanslısın! Peki, yakın zamanda yeni bir albüm var mı?

İncesaz’ın bestecileri Cengiz Onural ve Murat Aydemir olduğundan, yeni albüm fikri de onlara bağlı olarak çıkıyor. Çok üretkenler ama çok da ince eleyip sık dokuyorlar. Belki yeni besteler değil başka bir proje de düşünülebilir, sürprizler de olabilir.

Peki sen Ezgi Köker olarak gruptan bağımsız bir albüm çıkarmayı düşünüyor musun?

Evet birkaç projem var, tek tek gerçekleştirmeyi hayal ettiğim, arkadaşlarımla, büyüklerimle paylaştığım yeni fikirler var. Klasik Türk Müziği icracıları olarak omuzlarımızda ağır bir sorumluluk hissediyorum. Bu kapsamda çok incelikli çalışmak gerekiyor. Ben de bu sebeple biraz zamanınızı rica ediyorum, solo albüm için.


Bu kadar zarif ve naif şarkılar söylemek hayattaki duruşunu da etkiliyor mu? 

Hayatımı, duygular yoğunlukta, düşünceler onu takip eder biçimde yaşayan biriyim. Çalışmayı sevdiğim için çalışırım, çalışmak için çalışmam. Yani hayatı akışına bırakırım, zorlamam. Hiç kimseyi de, hayatı da zorlamam. Belki bu yüzden yaşamın getirdikleri hep sürpriz dolu güzellikler oldu. Senin de söylediğin gibi şarkılarımız çok derin duygularla ama çok naif ifadelerle bestelenmiş. Bazen bir konserin, bazen bir şarkının etkisinden çıkamıyorum. Tabii ki bu derinlik, zerafet ve naiflik kişiliğime çok yansıyor. Bu biraz da çocukluğumdan beri bu şarkılarla hemhal olmuş olmanın verdiği kişilik özellikleri.

Benim senden dinlemeyi en çok sevdiğim iki şarkı ‘Bana Bir Aşk Masalından Şarkılar Söyle’ ve ‘Rüzgar Uyumuş’.  Seni en çok etkileyen ve söylemeyi en çok sevdiğin İncesaz şarkısı hangisi? 

Senden İz Yok, Derya, Sevdayla Hesaplaşılmaz, Rüzgar Uyumuş, Tahta Bavul, Ruhumda Neş’e, Firar .

Ooo, epey çokmuş. Önümüzdeki günlerde İnce Saz’ı nerelerde dinleyebiliriz?


Ajanda tutuyor musun? 

Ajanda, yeni yıl sevincimi tetikleyen bir obje. Genel olarak ertesi günkü planlarımı, eğer önceden belirlenmiş bir konser, prova yoksa, bir gün önceden yazarım. Neredeyse her sayfasında büyük harflerle yoga var. Sekiz senedir yoga yapıyorum. Beslenmeme çok dikkat eden biriyim ve ailemi güzel yiyeceklerle beslemeyi seviyorum. O hafta alınacak sebze meyveleri yazarım ajandama. Oğlumla parka gittiğimiz günleri şöyle bir güzel kırmızı kalpli sayfa yaparım. (Gülüyor.)


“ANNE OLDUKTAN SONRA O KIRILGAN, NAİF EZGİ ÇOK DAHA DERİNLERİME SAKLANDI” 

Bu kadar yumuşacık sesli bir kadına annelik de çok yakışmış. Anne olduktan sonra hayata bakışınla ilgili farklılıklar ya da yenilikler oldu mu? Ezgi Köker başkalaştı mı mesela? 

Bambaşkalaştı hem de. O kırılgan, naif ve duygusal Ezgi çok daha derinlerimde bir yerlere saklandı mesela. Çünkü herkes hayata benim baktığım pencereden bakmıyor. Dolayısıyla çok yıpratıyordum kendimi eskiden. Hayat, oğlum Çınar ve daha sonra her şey diye bir sıralamaya geçti. Ama Çınar’a iyi bir  anne olabilmek için kendimi de beslemem gerektiği gerçeğiyle de yüzleştim. Yani “Ezgi’cim kötü hissetme, depresif bir gün yaşama şansın yok, her günü verimli ve mutlu geçirmelisin ki Çınar’ı da besleyebilesin bu enerjinle” diyorum kendime. Oğlum beni güçlendirdi.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü şerefine kadınlara ne söylemek istersin? 


Sanatın diğer kollarıyla aran nasıl? İlgi alanların neler?

En çok ve daima müzik tabii ki. Çok büyük bir bale hayranıyım. Temsillere gitmeye çalışırdım eskiden, bu sıralar pek gidemedim. Tiyatro da severim. Evim Duru Tiyatro, Baba Sahne,  Moda Sahnesi, Haldun Taner Sahnesi’ne çok yakın. Arada bir bu yakınlıkları değerlendiriyoruz.

Kendi konserlerin dışında diğer etkinliklerle de ilgilenebiliyor musun? En son gittiğin konseri merak ettim mesela…

Müziği sadece icra etmek, gerçek bir müzik sever için asla tatmin edici olamaz. Dinlemeye doyamadığım onlarca enstrümanist ve vokal var. En son Cemal Reşit Rey konser salonunda Azizah Mustafa Zadeh konserine gittim.