Söyleşi-Sinem Sal: “Silahlarımızla değil, yazıp çizdiklerimizle karşısına geçiyoruz insanların”

ajandakolik

Tam da bahar gelmiş memlekete, güzel haberler de geliyor peşi sıra… Yazar Sinem Sal’ın elinde tuttuğu ‘Rağmen’ de bunlardan biri. Bi’ dünya dolusu kadın yazar ve çizerin hikayeleriyle ortaya çıkan ‘Rağmen’, bir kitap dizisi olarak karşımızda. İşte bu dizinin ‘İlkler’ serisinde ilk öpüşmeden ilk gözaltına, ilk farkındalıktan ilk itirafa duygu dolu, kadınca, insanca, kederli, sevinçli, hüzünlü, coşkulu nice yaşamaklar var.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Geçtiğimiz hafta Karakarga Yayınları’ndan çıkan ‘Rağmen‘ kitap serisinin  lansmanındaydım. Her şeye rağmen mutlu olmasını bilen, üreten, yazan, çizen, direnen, inat eden, hüznüyle gülen, gülüşüyle hüzünlenen, şarkılar söyleyen onlarca kadından biriydim o akşam. Tüm ‘rağmen’leri ardımıza bırakıp tek bir ‘Rağmen’e odaklanmıştık. Telif geliri tüm yazar ve çizerler tarafından Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu‘na bağışlanan ‘Rağmen’in ilk serisi ‘İlkler’e.

Martın sonu baharmış, uzun bir kışa rağmen bahar da elbet gelir konarmış… Kitabın Genel Yayın Yönetmeni Sinem Sal’la kitabı ve kadın olma hallerini konuştuk.

‘Rağmen’ nasıl ortaya çıktı? Kimin fikriydi bu?

İçimiz şişti. Biraz ondan galiba. Yazar Ayşen Şahin Aksakal,  bir programda çok güzel anlatmıştı bunu. Hayatımız ‘rağmen’le geçiyor. Bazen kaybediyoruz, çok çalışmamıza rağmen. Her başarımız da bir şeylere rağmen. En basitinden o mahalleden o sabah geçerken, o kırmızı ruju o mahalleye rağmen sürecek misin, sürmeyecek misin? Yazmak istediğin hikâyeyi ailene rağmen yazacak mısın, yazmayacak mısın? Hepsini elimizin tersiyle itip bir araya gelmemizdeki ortaklık duygusu bu. Hemen hepimizin kitabı var. Bazılarımızda da hâlihazırda edebiyat dergilerinde yazıyoruz. Yine de ihtiyaçmış. Önce kendimde hissettim bu ihtiyacı. “Kadınlar hep vardı.” Ama daha görünür kılmak için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Hepsinden de öte bunu yaparken, ortak emekle, ortak neşeyle, ortak yaratıcı ruhla bir araya gelmeliydik. Öyle de oldu.

Yazar ve çizerlerin belirlenme süreci nasıl oldu?

İlk önce severek okuduğum isimleri tek tek aramaya başladım. Bence bu süreç de enteresandı. Herkes nezaketle ve heyecanla karşıladı. İnanılmaz hızlı ilerlemeye başladık. Sonra küçük küçük gruplar hâlinde toplantılar yaptık. Bu dönemde yazan başka kimler var, gözümüzden kaçmış isimler var mı diye, yeni okumalar yapmaya başladım. Böylece bir anda  birbirini överken tanışan ve bu vesileyle birbirini tanıyan insanlar olarak bir araya gelmiş oldu.

‘Rağmen’ bir seri olarak tasarlanmış sanırım. ‘İlkler’le başladı. Herkesin bir hikayesi var ‘ilkler’le ilgili. İlk kalp kırıklığı, ilk kayıp, ilk gözaltı, ilk evcil hayvan, ilk haciz ve daha da çok ilk… Hatta ‘ilk haciz’ – ‘Oldu Memur Bey’ senin hikayen. Herkes bu kitap için mi yazdı ‘ilk’lerle dolu hikayelerini yoksa tozlu arşivlerden çıkanlar oldu mu?

Bütün hikâyeler Rağmen serisinin ‘İlkler’ teması için yazıldı. Burada ilgi çeken noktayı söyleyeyim. En başta tedirgindim. Çünkü kimseyi kısıtlamadık. Sadece ‘İlkler’ ile ilgili bir hikâye istedik. 34 öykünün hiçbiri çakışmadı. Akla ilk gelen şeylerin hiçbiri yok. Çok farklı tonlarda, tarzlarda hikâyeler geldi. Ayşen’in (Aksakal) tanımıyla söylüyorum: Gümbür gümbür hayat.

Peki ya serinin ikincisi için planlar yapılmaya, hikayeler oluşturulmaya başlandı mı? Yine aynı yazarlar mı olacak ikinci kitapta ya da yazmak isteyen kime, nasıl başvuracak? Ve yine sadece kadınlar mı olacak?

Elbette sadece kadınlar olacak. İkinci temamızı şimdiden belirledik. Süreç şöyle ilerliyor. Önce temayı belirliyoruz. Sonra öyküler toparlanmaya başlıyor. Aynı süreçte ben düzeltilere başlıyorum. Çizerlerle yazarlar eşleştiriliyor. Öyküler, çizerlere gönderiliyor ve her çizer bu iş için özel bir illüstrasyon yapıyor. Yazarlar, çizerlere bu noktada müdahale etmiyor. Her illüstrasyonun tam sayfa yayınlanmasına özen gösteriyoruz.
Yeni yazarlara elbette açığız. Bu sayıyı hazırlarken, kendi adıma söyleyeyim daha önceden adını hiç duymadığım bu vesileyle öğrendiğim ve hayranı olduğum üç yazar tanımış oldum. Kadınlar, yayınevlerindeki prestij kontenjanını doldurmak için yok. Sayımız az da değil. Rağmen’in birinci sayısından sonra hepimize çok fazla mesaj geldi. Bunun için de bir duyuru yapıp gelen tüm hikâyeleri özenle okuyup aramıza yeni insanları elbette alacağız.

Kara Karga Yayınları’ndan çıkmış olması da pek anlamlı. Kutlukhan Perker’in yayın yönetmenliğindeki bir yayınevinde çizgiler de kendini konuşturuyor çünkü. Ve Rağmen’de de yazarların hikayeleri olduğu kadar çizerlerin de resimleri var. Hangi çizerin hangi hikayeyi çizeceğine nasıl karar verdiniz; merak ettim.

Yazarlara ulaşma kısmı benim için elbette daha kolaydı. Fakat işin daha eğlenceli, öğretici kısmı çizerleri araştırmaya başladığım zamandı. Önceden birkaç işte daha birlikte çalıştığım Ece Zeber, ilk iletişime geçtiğim çizerdi. Aynı şekilde uzun zamandır işlerini takip ettiğim ve hatta aynı mecralarda çalıştığım arkadaşlarım Zeynep Özatalay, Gökçe İrten ve Pınar Ergün’ün önerdiği isimler oldu. Uzunca bir çizer listesi hazırladıktan sonra hikâyeler geldikçe, tümüyle içgüdüsel bir eşleştirme yaptım. İkincisi bu anlamda hepimiz için daha rahat olacak. Partide de kaynaştılar. (Gülümsüyor.)

Kitabın içeriği ya da Gökçe İrten imzalı kapak illüstrasyonu dışında ebatı da ilgi çekici. Bir tür dergi kitap karışımı. Neden böyle bir formatta olmasını istediniz?

Dergiler ne yazık ki arşivlenmesi açısından zor olabiliyor. Kitap formatlı bir dergi aslında. 168 sayfa. Arşivlik tematik bir antoloji diyelim. Neyse ki Menekşe Toprak “Kitap dizisi” dedi de hepimizi ‘bookazine’ kelimesinden kurtardı.

Rağmen ‘İlkler’ serisinin kadın ve çizer tayfasının bir kısmı, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen lansman davetinde bir araya geldi.

Ve kitabın hiç kuşkusuz en önemli özelliği telif gelirlerinin tüm yazar ve çizerler tarafından ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na bağışlanması. Bundan biraz bahseder misin? Yani kitabı alacak olan herkes aslında bir bağışta bulunmuş olacak, öyle değil mi?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nda canla başla çalışan kadın arkadaşlarımız var. İlk sayının tüm telif gelirini onlara bağışlarken yazar çizerlerin hiçbiri tereddüt etmedi. Bu da bizim yüce gönlümüzden ziyade platformun başarısıyla da ilgiliydi bence. Elbette alınan her kitabın geliri, olduğu gibi platforma gidecek.

‘Rağmen’ bir farkındalık da yaratıyor böylece. Ama mesela bunu sömürmeden, şiddete dayalı bir kitapla ön plana çıkarak değil de ‘kadın’ birliğiyle alt mesajını veriyor. Kitabı özel kılan da bu. Tebrik ediyorum hepinizi.

Rağmen’in hemen her söyleşisini iki üç yazar birlikte vermeye çalışıyoruz. Önümüzdeki bir ay boyunca söyleşilerimiz var. 6 Nisan İzmir, 20 Nisan Kadıköy Bahariye, 27 Nisan Ankara Route, 11 Mayıs Eskişehir Adımlar Kitabevi… Bunların hepsine de yazar-çizer dengesini sağlayarak katılacağız. Kısacası eğlenmeyi, yazmayı, çizmeyi, dayanışmayı kendine iş edinmiş insanlarız sanırım.

Aslında sadece kadın olmanın değil, insan olmanın da zor olduğu bir dönemin çocuklarıyız hepimiz. Dünya giderek kabalaşıyor, bencilleşiyor, sevgiler değersizleşiyor. Gülten Akın’ın da dediği gibi kimsenin ince şeyleri düşünecek vakti pek yok. Böyle bir dünyada sen kendini nasıl savunuyor ya da saklıyorsun?

Saklamıyorum. Geçen gün başka bir şey için demiştim bu lafı: “Nasılsa telifi bende.” Silahlarımızla değil, yazdıklarımız çizdiklerimizle, eteklerimiz topuklu ayakkabılarımızla karşısına çıkıyoruz insanların. İyi de ediyoruz!

Umarım çok ses getirir ve daha niceleri niceleri olur da kadınlar hep yazar, çizer, düşünür, söyler, ses eder. ‘Rağmen’lerin olmaması en büyük dileğim. Teşekkürler Sinem Sal. Hepinizin ellerine sağlık…

Ben teşekkür ederim Nilüfer,  ‘Rağmen’e verdiğin ilgiye, desteğe minnettarım.

Paylaş ki çoğalsın:
Next Post

Babylon'da Hey Gidi Günler, Cem Karaca Doğum Günü Partisi ve daha neler...

Babylon’un programında bu hafta, 4 Nisan Perşembe VANS Vanguards: Palmiyeler, Lalalar, DJ Shangri-La, 5 Nisan Cem Karaca Doğum Günü Partisi, 6 Nisan Cumartesi Hey Gidi Günler bulunuyor.   Vans kaykay takımından 4 […]