“SİLAHLAR” (WEAPONS) FİLM ELEŞTİRİSİ: TÜM BU ÇOCUKLAR NEREYE GİTTİ?

Yönetmen ve senarist Zach Cregger, ilk uzun metrajı Barbarian’ın (2022) ardından yeni filmi Silahlar (Weapons) ile beyazperdeye dönüyor. Ülkemizde 8 Ağustos’ta vizyona giren film, bir sınıf dolusu çocuğun gece saat 02.17’de evlerini terk ederek kaybolmasını konu alıyor. Cregger, incelikli yönetmenliği ve katmanlı senaryosuyla kadrajın her alanına nüfuz eden korkuyu adeta izleyicinin zihnine kazıyor. Silahlar, 2025 yılının şu ana dek sinema perdesinde karşılaştığımız en iyi ve özgün filmi.
YAZI: AHMET DUVAN
ahmetduvan15@gmail.com
Maybrook ilkokulunun bir sınıfındaki 18 çocuktan Alex hariç geri kalan hepsi geceleyin 02.17’de yataklarından fırlayıp karanlığın içine doğru koşup kaybolurlar. Bu sınıfın öğretmeni olduğunuzu düşünün ya da çocuklardan birinin ebeveyni olduğunuzu… Ne yapardınız? Bu bilinmezlikle nasıl başa çıkardınız? Bu gizemi kabullenmek için kimi suçlamayı tercih ederdiniz? Zach Cregger, “Silahlar” (Weapons) filmi ile bu soruların peşine düşerek suçun kendisini Maybrook kasabasında bir gezintiye çıkarıp korkunun mahzenine saklıyor. Öfkeyi, acıyı, gizemi ve çaresizliği kadrajın dışına saklanan gerilimle bütünleştiriyor. Yine daha önce yönetmenliğini üstlendiği 2022 yapımı “Barbarian” filminde gösterdiği vizyoner kamera kullanımına ve senaryo yetkinliğine yeni bir boyut katıyor. Korkuyu hareket halindeki bir uzam olarak ele alan Cregger, izleyiciyi korkunun asıl konumuna doğru tekinsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Scorsese’nin sinemayı tanımlarken kullandığı şu cümle bir kez daha kulaklarımızda yankılanıyor: “Sinema kadrajın içinde olanla dışında olanın meselesidir.” Bu bağlamda hikâyenin derinliği ve yönetmenin kadrajın içine ve dışına hapsettikleri arasındaki uyum, korku türü için yenilikçi bir kıvamda. Filmin oyuncu kadrosunda ise Julia Garner, Josh Brolin, Alden Ehrenreich, Benedict Wong, Cary Christopher ve Austin Abrams gibi önemli isimler yer alıyor.
Zach Cregger, filmin çıkış noktasının yakın bir arkadaşının kaybı olduğunu belirtirken filmi, acısını hırsı üzerinden dışa vurmak için değil kendi duygularıyla hesaplaşmak amacıyla tasarladığını söylüyor. Bu noktada filmin çoğunluğuna sinen kötü karanlık, sisli, kâbusvari atmosfer daha da anlamlı hale geliyor. Amerikan banliyöleri, Vietnam Savaşı’nın trajik “Napalm kızı” fotoğrafını andırarak karanlığa koşan çocuklar, suçun en güvenli konumu olan bodrum katları… Hepsi yönetmenin kişisel ve toplumsal duygularıyla hesaplaştığı sahici bir alan. Yalnızca gözümüzün görebildiği alanı anlamlandırmak, gizeme açılan kadrajları hissetmek ve korkunun etrafında dolaşmak ise bize bu alandan kalan sayısız unsurdan sadece birkaçı. Cregger, parçalı kurgusuyla bu alanların dengesini ustalıkla iç içe geçirirken izleyiciyi Maybrook kasabasının bir sakini haline getiriyor. Korku sinemasında sıklıkla göz ardı edilen mekânsal coğrafyayı olağanüstü bir şekilde kullanıyor; evlerin, odaların, sokakların yerleşimi zihnimizde gerçekçi bir haritaya dönüşüyor. Böylelikle korku daha hissedilebilir ve doğrudan takip edilebilir hale geliyor.
Dolaylı Gelen Korku ve Bilinçaltının İzleri
Filme daha derin bir bakış sağlamadan önce gişe sinemasında uzun süredir bu denli bir yaratıcı vizyona şahit olmadığımızı belirtmek istiyorum. Bu nedenle Cregger’ın korkuyu nasıl ele aldığından biraz bahsetmekte fayda var. Silahlar, öncelikli olarak korkunun kendisini direkt olarak hissettirmektense ona giden tekinsiz yolu büyütmeyi hedefliyor. Karanlık ve ürpertici olan bu yol, filmin gerilim içeren her sahnesinde bizi içine çekiyor. Yani başka bir deyişle Cregger, korkuyu ona bizi sürükledikten sonra dolaylı olarak ele alıyor. Bu tutumuyla örtüşür biçimde açılış sahnesinde çocukları silüetler halinde görüyoruz. Aslında bu seçim yönetmenin korkuyu nasıl yansıtmak istediğinin bir göstergesi. Karanlığın içerisinde kaybolan kasabanın sokaklarında koşuşan ve tanımlayamadığımız silüetler… Çıkılan merdivenlerin, adımladığımız koridorların ardına açılan kapılarla korkuyu arıyoruz. Bunu yaparken yarattığı gerilime bizi her defasında inandırabilmesi, Cregger’ın başlıca yeteneklerinden biri.
Bilinçaltı tasvirleri, travma ve histeriye yönelik sunumlar korkuya giden yolda bize önemli bir eşlikçi. Filmin henüz başlarında Justine korku içerisinde kendisini eve kapattığında karanlıkta sallanan askılığın bir silüete benzemesi, yoldan geçen iki kişinin onu takip ediyor sanması ve kapının sertçe yumruklanması gibi sahneler korkunun kendisinin ötekileştiği bir anlatımı yansıtıyor. İlerlediğimiz yol korkunun görünür halinden daha rahatsız edici bir forma bürünüyor. Justine’in kabustan uyandığı sahne, arabada uyukladığı sekans ve Archer’ın kâbusu, korku janrası için kült mertebesine erişebilecek ölçüde sahne tasarımlarına sahip. Ötekileşen ve bir sonraki hamlenin kendisi olan korku, Cregger’ın muazzam yönetmenliği, Joe Murphy’nin kurgusu başta olmak üzere müzikleri ve ses tasarımıyla harika bir sinema deneyimi.
Suçun Bastırıldığı Bodrum Katlarından Toplumsal Zihniyete
Marcus ve Terry çifti keyifli bir hafta sonuna hazırlanmaktadır. Terry bir atıştırmalık tabağı hazırlayarak salona getirir. O sırada kamera televizyonu gösterir. Bu bir tırtıl mantarının (cordyceps), karıncaların beynini enfekte ederek kendi sporlarını yaydığı bir belgeseldir. Ekrandan şu sözleri duyduğumuz anda kapı çalar; “Daha fazla karınca bulacaklardır.” Gelen kişi filmdeki Maybrook kasabasının tırtıl mantarı yani Gladys’dir. Cregger, Silahlar ile bir korku filminden çok daha fazlasını yaratıyor. Anlatı içerisinde birçok alt metin ve altı ayrı karakterin yaşadığı kesişim kümeleri var. Bu çerçevede filmin herkes tarafından farklı şekillerde yorumlanabilen metnini tartışmak büyük bir keyif.
Silahlar, günümüz insanlığının nasıl komuta edildiğinin, toplum yozlaşmasının, tüketilmenin ve insanlığın manipülasyon algısının sembolize edildiği bir cadı avı. Polis, kasabanın 17 çocuğunun kaybolduğu radyodan duyurulurken evsiz bir uyuşturucu bağımlısının peşinde hırsla koşturur. Kasaba halkı öfke, kayıp ve terk edilme duygusuyla başa çıkmak için kendine bir kurban seçmek ister. Asıl sorunun çözülmesinden çok problemin kimin üzerinden bastırılacağı önemlidir. Bu doğrultuda ebeveynlerden birisi kurbanın arabasına “cadı” yazmayı bile göze alır. Ancak bu çatışma sadece çocukların kaybolmasını sağlayan kişinin işine yarar. Çocuklar sınıf arkadaşları Alex’in yönlendirmesiyle cadının peşinden koşar ve Gladys’i parçalarlar. Bu sahne çıkış yolunun kendi içlerinden bulunduğunun ve cadı avının gözle görülür tasvirinin doğrudan gösterimidir. Çocukların saklandığı alanın bodrum katı olması ise Amerika’nın kolektif zihninin bastırdığı bir alandır. Baktığımızda aslında bu bir çeşit otoriter popülizm bağlantılı korku siyasetidir. Bu anlatının altında çocukların “beyinlerinin yıkanarak” suça nasıl itildiğinin bir gösterimi de yer alır. Çocukların saat 02.17’de evi terk etmesi filmde birçok referansı bulunan The Shining’teki 217 numaralı odaya bir göndermedir. Aynı zamanda 2022 yılında ABD’de Temsilciler Meclisi’nden 217 oyla geçen saldırı silahlarının yasaklanma tasarısına da atıfta bulunulur. Archer’ın çocuğunun peşinden gittiği sahnede beliren AR-15 adlı silah bunun bir başka yansıması olur.
Altı Farklı Perspektiften Rahatsız Ediciliğin En Zirve Noktasına
Silahlar, aktardığı tüm duyguların yanı sıra hikâye kurgusuyla da fazlasıyla dikkat çekici. Anlatı altı karakterin bakış açıları üzerinden ele alınıyor. Bu farklı perspektifleri incelerken hem karakterlerin tavırlarına hem de anlatının nasıl gerçekleştiğine yönelik çok sayıda kesişim noktası fark ediyoruz. Archer’ın rüyasında oğlunu takip ederek özür dilediği sahne aslında onun oğlunu bulmak için ne kadar empati yaptığının bir gösterimi. Bu perspektifler senaryoya harika bir katman eklemenin yanı sıra tekrar gördüğümüz olayları karakterlerin bakış açılarından deneyimlememizi sağlıyor.
Filmin son bölümü olan Alex’in yaşadıklarını gördüğümüz kısım ise yönetmenin psikolojik gerilimi iyice yükselttiği nokta. Zach Cregger, bu bölümün alkolik ebeveynlerle büyümenin bir metaforu olarak kurguladığını söylüyor. Gladys’in eve geldiği Alex’in camdan izlediği sekansla eve gelen yabancıya dair huzursuzluğunu hissediyoruz. Sonraki gün babası Alex’i okuldan almaz. Alex ise eve yürüyerek döner. Gördüğü travmatik manzaranın ardından odasına gönderilir. Yarı ölü şekilde masada oturan annesi ve babasına rağmen okula gidip o evde yaşamaya devam eder. Aslında alkolik bir aileyle büyümek ya da travmatik bir çocukluğa maruz kalmak da böyledir. Çocuk neredeyse hiçbir şey yapamaz. Gücü birçok açıdan yeterli olmaz. Yaşananları gözlemler ve sadece kötü hisseder. Her şeye rağmen evde yaşama devam edip okula gitmek zorundadır. Çünkü böyle bir ailede çocuktan beklenen yalnızca budur. Alkolik bir anne ve baba ise neredeyse yarı ölü insandan farksızdır. Dolayısıyla Cregger’ın kişisel travmasını bu şekilde içten yorumlaması ve son derece rahatsız edici bir anlatım çıkarması oldukça yaratıcı.
Zach Cregger, sinemada uzun zamandır görmediğimiz bir bakış açısı sunuyor. İlk filmi Barbarian’ın ardından çıtayı yükselterek önümüzdeki filmlerine yönelik merakımızı artırıyor. Kulislerde yapımcıların şimdiden Gladys’in hikayesi üzerine fikir alışverişinde bulunduğu söylentisi var. Kim bilir belki de bu altı karakter üzerinden anlatılan harika anlatıda yalnızca tek bir karakterin kendi bölümünün olmamasının bir nedeni vardır; ne dersiniz?