SELİN KALABAŞ: “ÖZGÜVENLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK EBEVEYNLERİN KENDİ ÖZGÜVEN SEVİYELERİYLE DOĞRUDAN İLİŞKİLİDİR”

Çocuklara hayatlarının erken dönemlerinde özgüven aşılamak nasıl mümkün olur? Küçük bir tavşanın kendi kendine bir işi başarabilmek için gösterdiği çaba, sabır, hata yapma ve yeniden deneme süreçlerini konu alan “Kendi Hikayeni Yazmak İster Misin?”, çocuklara öz yeterlilik ve özgüven konularını “boşlukları doldurarak” ve eğlenmelerini sağlayarak vermeyi amaçlayan bir kitap. Genç Destek etiketiyle geçtiğimiz ay raflarda yerini alan “Kendi Hikayeni Yazmak İster Misin?”in yazarlarından Uzman Klinik Psikolog Selin Kalabaş ile, çocuklarının hayatta başarısızlıklarla başa çıkmaları konusunda ebeveynlere yardımcı olabilecek kitabı konuştuk.
SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
“Kendi Hikayeni Yazmak İster Misin?” dört yaş üstü çocuklara özgüven temalı bir hikaye sunan, hata yapsalar bile bunun bir sorun olmadığını anlatan bir kitap olarak öne çıkıyor. Ve işin en ilginç yan, kitap boşluklarla dolu; minik okurlar bu boşlukları dolduruyor. Bu kitap fikri nasıl ortaya çıktı? Yazma süreci nasıl gelişti?
Kitap fikri, çocukların özgüven gelişimi üzerine yapılan gözlemlerden doğdu. Çocukların, hata yapmaktan ve başarısız olmaktan korkarak büyümeleri, zamanla onları daha temkinli ve çekingen hale getirebiliyor. Bu da sosyal ilişkilerde ve kendi potansiyellerini keşfetmelerinde engel oluşturuyor. Benim için önemli olan, çocukların başarısızlıkla karşılaştıklarında cesaretlerini kaybetmemeleri gerektiğini anlatmaktı. Yazma süreci, çocuklara hem eğlenceli hem de öğretici bir deneyim sunabilmek adına başladı. Boşluklu format ise çocuğun hikayenin bir parçası olmasını ve kendisini ifade edebilmesini amaçladı. Bu şekilde kitap sadece okuma değil, etkileşimli bir deneyim haline geldi.
Kitabı aynı zamanda bir baba olan öğretmen Robert Wegener ile birlikte yazdınız. Ortak dili ve konuyu nasıl belirlediniz? Hikayeyi oluştururken birbirinize ne gibi katkılarınız oldu?
Robert Wegener ile ortak çalışırken öncelikle kitabın amacını ve hedef kitleyi belirledik. Konu olarak özgüven üzerine odaklanmak, hem pedagojik hem de psikolojik açıdan çok önemliydi. Aynı zamanda Robert, çocukların öğrenme süreçlerini ve nasıl daha etkili bir şekilde etkileşim kurabileceklerini derinlemesine inceleyen bir öğretmen. Bu nedenle birlikte, çocukların içine girebileceği ve kendilerini rahatça ifade edebileceği bir dil oluşturduk. Katkılarımız birbirini tamamladı; ben psikolojik bakış açım ile çocuğun duygusal gelişimine odaklanırken Robert öğretici yaklaşımını kullanarak hikayeye eğlenceli bir öğe kattı.
Kitabın ana karakteri minik bir tavşan. Annesinin kahvaltıda ona hep yaptığı omlet için bu defa kendisi yumurta kırmak istiyor. Sonrasını sizden dinleyelim mi?
Kitabın ana karakteri tavşanın hikayesi, çocukların kendilerini deneyimleyebileceği bir büyüme yolculuğuna benziyor. Tavşan, annesinin yaptığı omlet için bu defa yumurtayı kendisi kırmak istiyor, bu da bir özgüven gösterisi. Hata yaparak öğrenmek, çocuklar için çok kıymetli bir deneyimdir. Kitap boyunca, tavşanın karşılaştığı zorluklar, onun azimle devam etmesini sağlıyor. Kitabın amacı, tavşanın hatalarından nasıl dersler çıkardığını ve sonunda başarısını nasıl elde ettiğini göstermekti.
Boşlukları doldurma fikri hayli ilginç. Bunun temel amacı nedir?
Boşlukları doldurma fikri, çocuğun kendini hikayenin parçası olarak hissetmesi için çok önemli. Bu boşluklar, çocuğun kendisine ait bir şeyler yaratabilmesi için fırsat sunuyor. Çocuk, hikayede ne olacağına dair fikirler üretiyor ve kendi yaratıcılığını kullanıyor. Ayrıca, bu format, çocuğun problem çözme yeteneklerini ve hayal gücünü geliştiren bir etkinlik sunuyor.
Bu kitabı hazırlama aşamasında herhangi bir çocukla boşlukları doldurma konusunda bir çalışma yaptınız mı?
Evet, kitabı yazmadan önce bazı çocuklarla, özellikle 4-6 yaş arası çocuklarla, boşlukları doldurma üzerine küçük deneyler yaptık. Çocuklar genellikle soruya farklı ve yaratıcı cevaplar veriyorlar. Bu da kitabın etkileşimli yapısının ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Tabii, her çocuğun tepkisi farklı olabiliyor; bazıları daha hızlı doldururken, bazıları daha uzun süre düşünüyor.
Benim kitabı okurken aklıma ilk gelen 4 yaşında bir çocuğun 15 sayfa boyunca karşısına çıkan boşlukları doldurmaktan sıkılıp sıkılmayacağı oldu. Belki bunu düşünmeme sebep henüz 2,5 yaşında olan kızımın aceleyle tüm kitapların sonunun bekleyememesi olabilir ama yine de aklıma takıldığını itiraf etmeliyim.
Bu noktada sizin de belirttiğiniz gibi, çocuklar bazen odaklanmakta zorlanabilirler. Ancak burada önemli olan, kitabın interaktif yapısının çocuğun ilgisini canlı tutması. Ebeveynlerin de bu süreci bir oyun gibi sunması çok önemli. Eğer çocuk sıkılmaya başlarsa, biraz ara vermek veya boşlukları farklı şekilde doldurmak (örneğin birlikte çözmek) faydalı olabilir. Ayrıca her sayfanın sonunda bir ödüllendirme ya da yeni bir gelişme sunmak, çocuğun kitaba olan ilgisini artırabilir.
Biraz da ebeveynin kitabı çocuğa bir oyunmuş gibi sunması da önemli sanırım. Çünkü çocuklar ilgilerini çabuk ve kolayca kaybedebiliyor. Tavşanın hikayesinde çocuğun tavşanla empati kurması da önemli olabilir. Düşüncelerinizi merak ediyorum.
Çocukların tavşanla empati kurması, onun zorluklarına nasıl yaklaşacağını öğrenmesi açısından önemli. Empati, çocuğun duygusal zekasını geliştiren bir beceri olduğu için, hikayede tavşanın yaşadığı duygusal iniş çıkışlar, çocukların kendi duygusal süreçleriyle bağ kurmalarına yardımcı olabilir. Bu, çocuğun kendi potansiyeline güvenmesine de katkı sağlar.
Kitabın arka kapağında “Çocuklar bu kitap aracılığı ile kaybettikleri güçlerini yeniden elde edip özgüven kazanacaklar” ifadesi var. Bunu biraz daha açar mısınız?
Kitabın arka kapağındaki bu ifade, çocuğun özgüvenini geliştirmek için hikayede tavşanın karşılaştığı zorlukları aşmasını ve yeniden güç bulmasını anlatıyor. Çocuklar, hatalarından ders alarak ve pes etmeyerek özgüven kazanabilirler. Bu süreci, ebeveynler de destekleyerek güçlendirebilir. Özgüven, küçük yaşlardan itibaren verilen cesaretle, başarısızlıkla başa çıkma stratejileriyle gelişir.
Özgüven dedik madem ve bu kitapta özgüven üzerine kurulu… Ebeveynler olarak özgüvenli çocuklar yetiştirmemiz nasıl mümkün? Özgüveni olmayan bir ebeveynin bunu yapması daha mı zor mesela?
Özgüvenli çocuklar yetiştirmek, ebeveynlerin kendi özgüven seviyeleriyle doğrudan ilişkilidir. Kendine güvenmeyen bir ebeveyn, çocuklarına da aynı şekilde davranabilir. Ancak, ebeveynler farkındalık kazandıkça, çocuklarına da özgüven kazandırabilecek yolları öğrenebilirler. Çocuklar, ailelerinden gelen duygusal destek ve doğru yönlendirmelerle özgüvenli bireyler olabilirler.
Çocukların kendi kararlarını verebilen bireyler olması da çocukluktan başlıyor sanırım. Yakın zamanda tanıdığım bir anne, kızının duygularını istediği gibi yansıtamadığını, mesela diğer çocukların oyuncaklarıyla oynamasını istemiyorsa bunu kızının direkt söylemesini istediğini ama onun söyleyemediğini belirtmişti. Mesela benim kızım da bu durum tam aksi. Direkt söylüyor ve ben de bazen bunun ufak çaplı stresini yaşayabiliyorum. Ama çok da küçük henüz yaşları. Neler dersiniz?
Çocukların duygularını ifade edebilmesi, onlara güven vermek için çok önemlidir. 2,5 yaşındaki kızınızın oyuncakları hakkında doğrudan ifade bulması, onun güvenli bir ortamda büyüdüğünü ve kendine güvenmeye başladığını gösterir. Ancak bazen bu tür ifadeler ebeveynler için zorlayıcı olabilir. Çocukların kendilerini ifade etmesine izin vermek, onların özgüven geliştirmelerine büyük katkı sağlar.
Her çocuk farklı, her çocuğun gösterdiği cesaret de… Ancak bir yandan da pek çok insan başarı odaklı yaşıyor ve çocuklarını da böyle şekillendirebiliyor. Çocukların herhangi bir başarısızlıkla karşılaştığında pes etmemelerini, yola devam etmelerini sağlamak için ne yapmalıyız?
Çocukların başarısızlıkla karşılaştıklarında pes etmeyip yeniden denemeleri için onlara cesaret vermek gerekir. Bu, onları “başarı” değil, “çaba” odaklı bir yaklaşımla yetiştirmekle mümkündür. Çocuklara “Hata yapmak, öğrenmenin bir parçasıdır” mesajı verilmelidir.
En çok merak ettiğim şeylerden biri de “aynalama tekniği”. Bu kitapta da bu var. Ajandakolik okurları için bu tekniği daha detaylı anlatır mısınız? Bunun önemi nedir ve her olumsuz duyguda çocuğa bu teknik uygulanmalı mıdır?
Aynalama tekniği, çocuğun duygusal durumunu anlayıp ona uygun bir şekilde geri yansıtmaktır. Çocuğun duygusal tepkilerini anlamak, onlara kendilerini ifade etme fırsatı tanır. Bu teknik, çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlar. Her olumsuz durumda uygulanmamalıdır; sadece çocuğun duygusal ihtiyacına göre kullanmak daha etkili olacaktır.
Evrim Ünal Balçık da kitabınıza resimleriyle hayat veriyor. Kitabı oluştururken çizimler konusunda bir iletişiminiz, herhangi bir yönlendirmeniz oldu mu acaba?
Evrim Ünal Balçık ile çizim süreci çok keyifli geçti. Benim metinlerime dair özellikle duygusal tonları yansıtan çizimler üzerinde konuştuk. Evrim’in çocuk kitaplarıyla ilgili güçlü bir deneyimi var, bu yüzden çizimlerde minik tavşanın içsel dünyasını, duygusal gelişimini çok güzel bir şekilde yansıttı.
Şimdi lütfen siz bu boşlukları doldurun. Ebeveynler bu kitabı okumalı çünkü…
Ebeveynler bu kitabı okumalı çünkü çocuklarının duygusal gelişimlerine katkıda bulunabilir, onların özgüven kazanmalarını destekleyebilirler.
Çocuklar bu kitabı okumalı çünkü…
Çocuklar bu kitabı okumalı ve boşlukları doldurmalı çünkü kendi yaratıcılıklarını kullanarak hikayenin bir parçası olurlar ve başarısızlıkla başa çıkma yetilerini geliştirirler. En önemlisi de kendi kararlarını kendileri verebilirler.