banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

AjandaKolik Reklam

SARI POST-ITLERDE BAŞLAYAN BİR DOSTLUĞUN HİKAYESİ

Bazen okuduğum kitapları öyle seviyor ve sahipleniyorum ki onlar üzerine inceleme yazmakta zorlanıyorum. Çünkü ne kadar iyi yazmaya çabalasam da o kitapları o kadar iyi anlatamayacağımı biliyorum. Kelimeler yetmeyecek, bir şeyler mutlaka eksik kalacak gibi geliyor. Daha önce ”Ağacın Hafızası” isimli kitabı üzerine bir şeyler yazıp çizdiğim (buradan okuyabilirsiniz.) Katalan yazar Tina Valles’in Türkçeye Emrah İmre tarafından çevrilen son çocuk romanı “bay evdeyokum’un post-itleri” işte benim için tam da böyle bir kitap. Benzersiz anlatımı ve yüreğime kuş konduran hikayesiyle “Keşke bunu ben yazabilseydim” diye kıskandığım bir kitap. Sadece çocukların değil yetişkinlerin de okumasını dilerim. 

 

Yazı: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 


Gelin önce sizi 8 yaşındaki Claudia ile tanıştırayım! Romanımızın baş kahramanı Claudia, meraklı, duyarlı ve sorular sorarak cevaplara ulaşmayı seven ve tam anlamıyla hayatı sorgulayan bir kız. Bir gün öğretmeni, tanıdıkları biriyle mesleği hakkında söyleşi yapmaları için ödev verir. En iyi ödevin karşılığında sınıfın ismi o meslek olacaktır. Claudia tüm ailesini gözden geçirir. Hiçbirinin mesleği kulağına havalı gelmez. Aslında aradığı mükemmel aday binaya taşınan yeni komşularıdır. Ancak önce onun kim olduğunu keşfetmesi gerekir. Nasıl biridir bu komşu, yalnız mı yaşayacaktır ve en önemlisi mesleği nedir? Evin önüne gelen nakliye kamyonundan mesleğini çözmeye çalışır. Bir sürü koli, kolilerin üzerindeki sarı post-itlerden hangi işte çalıştığını çözmeye çabalar. Bu kadar çok kitabı olduğuna göre komşusu pekala bir yazar olabilir. Ancak bunu öğrenmenin tek bir yolu vardır, o da bu gizemli komşu ile tanışmak.

Kapısını çalar, içeriden sesler gelir ama kimse kapıyı açmaz. Bunun üzerine iyice meraklanmaya başlayan Claudia kapının altından kendisine uzatılan sarı bir post-it’i fark eder, üzerinde aynen şöyle yazmaktadır. “Evde yokum.”

Evde olup da olmadığını söyleyen komşusunu anlamak için kafa yoran küçük kız, biraz kırılır ama bu tuhaf adamı tanımak konusunda kararlı ve azimlidir. Ve o sarı post-it’in altında kendisi de bir şeyler yazar. Zamanla gizemli komşuyu sarı post-itlerde yazışarak tanımaya başlayan ve ödevine yardımcı olmasını isteyen Claudia, kurduğu bu özel dostlukla yeni şeyler keşfeder, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralarken bi’ dünya dolusu post-it ile komşusu arasındaki bağın heyecanına ortak olur.

Katalan yazar Tina Valles’in sıcacık kaleminden dökülen bu duygusal hikaye, dijital çağda post-itler yoluyla birbiriyle iletişim kuran iki insanın arkadaşlığını küçük okurlarla buluşturuyor. Her ne kadar çocuklar için yazılmış olsa da benim gibi çocuk kitaplarına gönül vermiş ve hâlâ post-itlere notlar yazan okurun da kalbini kazanacağı kesin.

 

Yakından takip ettiğim illüstratör Christian Inajara’nın resimlerine bu kitapta rastlamak benim için ayrıca büyük sürpriz oldu. Eski bir dostu özlemişim gibi kitabı okumadan önce uzun uzun Inajara’nın çizimlerini inceledim. Claudia’yla önce onun çizgileriyle tanıştım. Muzip, yalın ve çok kendine has.

Bazen okuduğum kitapları öyle seviyor ve sahipleniyorum ki onlar üzerine inceleme yazmakta zorlanıyorum. Çünkü ne kadar iyi yazmaya çabalasam da o kitapları o kadar iyi anlatamayacağımı biliyorum. Kelimeler yetmeyecek, bir şeyler mutlaka eksik kalacak gibi geliyor. Bu kitap da benim için böyle oldu

Bir de “bay evdeyokum’un post-itleri”nin sayfalarında dolanırken yetişkinlerin çocuklarla kurduğu dostlukları anlatan filmleri ve kitapları çok sevdiğimi fark ettim. Hatta Claudia ve gizemli komşunun yazışarak birbirini tanımaya başlaması, bana çok severek izlediğim siyah beyaz bir animasyon filmini hatırlattı. Bakalım tahmin edecek misiniz? Evet evet! ” Mary and Max”i. İzlemediyseniz sarı bir post-it’e önce bu kitabı sonra da bu filmi not  etmelisiniz. Benden söylemesi…

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media