Roger Waters ve David Gilmour arasındaki “Duvar”

ajandakolik


Derler ki bugün Pink Floyd’un artık müzik yapmamasında tembelliğiyle David Gilmour ne kadar sorumluysa egosu ile Roger Waters da o kadar sorumludur.

Nilüfer Türkoğlu

(…) But it was only fantasy
The wall was too high
As you can see

Pink Floyd’u ilk dinlediğimden bu yana muhtemelen en az 25 yıl geçti. The Wall kasetleri benim için müzik adına yapılmış birer destandı, romandı ve kim olduğunu anlamaya uğraştığım Pink, tüm bunların hayali bir kahramanıydı. Hâlâ da öyle. Grupta iki demirbaşın olduğunu babamın bana anlattıklarından dinlerdim. Önce Syd Barrett’in varlığı düşerdi önüme sonra David Gilmour çıkardı kumral uzun saçlarıyla ve gruba eklemlenirdi. Roger Waters hep oradaydı. Grubun lideri pozisyonunda olduğunu düşünmek biraz da onun o “eski”liğinden gelirdi. Bense elimdeki kasetlerde sözlerin ve bestelerin en çok kime ait olduğunu okuyarak bunu tahmin etmeye çalışırdım. İlerleyen zamanlarda ise aralarında en çok kimi sevdiğini düşünmekle uğraştım. Syd gittikten sonra ön plana çıkan, “Comfortably Numb”dan “Mother”a kimi zaman hüzünlü kimi zaman saldırgan gitar sololarıyla virtüöz David Gilmour’ı mı yoksa grubun “beyni”, Pink Floyd tarihinin gelmiş geçmiş en iyi şarkılarının sözlerini yazmış Roger Waters’ı mı en çok seviyordum? Sevgim, hangisinin daha sempatik olmasıyla mı paraleldi yoksa hangisinin daha yetenekli olmasıyla mı? Peki hangisi gerçekten daha yetenekliydi? Tartışmaya açık bir soru muhakkak bu ama henüz 20’i yaşlardayken kendi içimde hep bu soruların cevabını belki de fazla nedensizce arayıp durdum.


Şimdi bunları neden yazıyorum? 19 Mayıs’ta Roger Waters’ın sosyal medya hesaplarından eski müzik partneri David Gilmour’la ilgili yaptığı açıklamalar, beni ikisini bir şekilde kıyasladığım o günlere götürdü. Aralarında hep içten içe bir rekabet söz konusuymuş gibi, kendi karşılaştırmamı yapmak zorunda hissettiğim o günlere… Oysa bunun cevabını verdiğim günü net hatırlıyorum. 4 Ağustos 20103 Istanbul The Wall konserinde Roger Waters’cı olmadığım konusunda tuhaf bir yargıya varmış, sorasında Waters belgeseli “The Wall”u izlediğimde de hislerimin değişmediğini fark etmiştim. (Konser hayatımın konseriydi, orası ayrı!) Rogers’ın fazla artist, fazla megaloman, fazla egolu, ukala bir adam olduğu düşüncem hafızama yerleşti. 21. yüzyılın müzik dahilerinden biriydi evet ve bunu hiç şüphesiz ne benim ne de başkalarının düşüncesi değiştirebilirdi. Pink Floyd demek pek tabii Roger Waters’ın baladları, şarkılardaki haykırışları, keskin zekası da demekti. 1985’te gruptan ayrıldı. Ve Pink Floyd yoluna devam etti, iki albüm çıkardıktan sonra da 1994 yılında dağıldı. Waters o süreçte kendisi olmadan Pink Floyd ismini kullandıkları için gruba dava açtı ve kaybetti.

Yıllardır süren bu husumetin kaynağı aslında tam olarak buradan geliyor. Ancak durum öyle bir hal almış ki, Waters, David Gilmour’ı kendini grubun sahibi olduğunu sanmakla ve web sitesini müzisyen eşi Polly Samson’ın reklamını yapmakla suçluyor. Bu arada Samson’ı bilmeyenler için tarihte Pink Floyd için şarkılar yazmış tek kadın olduğunu, hatta bunlardan birinin “High Hope”u yazmış olduğunu söylemekte fayda var.

Richard Wright, Roger Waters, Nick Mason, David Gilmour

Dünya müzik tarihinin en önemli müzik gruplarından bu iki adamın bugün bu kadar zıt kutuplar olarak karşı karşıya gelmesi (David 74, Roger 76 yaşında), oldukça üzücü.  pinkfloyd.com ‘u biraz didikleyince Waters’ın elbette ki adı sanı, fotoğrafları yer alıyor ancak yaptığı işlere dair pek bir şey bulmak mümkün değil. Grubun son yılları da Waters’sız geçince, Gilmour’ın ona yer vermemesini bir tutam anlayabiliyor insan… Belki de Waters’ı cezalandırıyorlar. Olamaz mı? Olabilir.

Bu arada ne David Gilmour ne de Roger Waters, kendi bireysel işlerinde o kadar iyi şeyler yapabildi. “Echoes” gibi bir şaheser yaratamadılar bir daha ya da “Money” gibi gümbür gümbür bir şarkı yer almadı albümlerinde mesela. Çünkü onlar, Roger Waters’ın yazdığı müthiş “Hey You” parçasındaki o sözler gibiydi, ya hep ya hiç: “together we stand divided we fall.”


Derler ki bugün Pink Floyd’un artık müzik yapmamasında tembelliğiyle David Gilmour ne kadar sorumluysa egosu ile Roger Waters da o kadar sorumludur.  Bu açıdan da pekala bakılabilir. Gilmour’ın grubun birliğini korumaya çalışmasını es geçmeden elbette…

Neyse, herkesin bu kavgayı haber yapmaktan kaçırdığı bir güzelliği de buraya ben koyayım… Roger Waters’ın üç gün önce paylaştığı şu güzeller güzeli “Mother” yorumlamasını dinlemelisiniz. Herkesin evinden çaldığı ve seslendirdiği videonun altındaki not Waters’ın üzüntüyle karışık öfkesine buruk bir özet: “Covid dünyasında sosyal mesafe gerekli bir kötülük. ‘Anne’yi izlemek bana bir grupta olmanın ne kadar vazgeçilmez olduğunu hatırlatıyor.”

 

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Pera Müzesi’nin unutulmaz sergilerine de artık ulaşmak mümkün

Pek çok ünlü sanatçının eserlerini Türkiye’de ilk kez sanatseverlerle buluşturan Pera Müzesi, sergilerinden önemli bir seçkiyi YouTube kanalında yayınlamaya başladı. Frida Kahlo-Diego Rivera, Fernando Botero, Andy Warhol, Rembrandt, Goya ve Giorgio de Chirico sergilerinin […]