EN POLİTİK SÜPERMEN BU SÜPERMEN!

DC sinematik evreninin yeni yaratıcısı James Gunn, çizgi roman ve sinema külliyatının ikonik kahramanlarından Süpermen’i (Superman) yeniden uyarlayarak yönetmenlik koltuğuna geri dönüyor. Ülkemizde 11 Temmuz’da vizyona giren film, zaafları ve kusurlarıyla çizilmiş bir Süpermen yaratırken eğlence ve politik olarak günümüz dünyasını yansıtan bir atmosfer sunuyor. Senaryo ise klişeleşen, dağınık ve yüzeysel kalan süper kahraman anlatılarının bir benzeri niteliğinde.
YAZI: AHMET DUVAN
ahmetduvan15@gmail.com
Galaksinin Koruyucuları serisi (The Guardians of the Galaxy), İntihar Timi (The Suicide Squad, 2021) ve Peacemaker (2022) serileriyle kendine özgü bir izleyici kitlesi oluşturan James Gunn, DC sinematik evreninin yeni fazı olan, adını “Tanrılar ve Canavarlar” olarak tanıttığı ilk bölümüyle yaratım dünyasını genişletmeye devam ediyor.
Önceki serilerinin ilk filmlerinin aksine Süpermen, bir köken hikâyesine dayanmayarak Clark Kent’in buz üstünde acı çekerek uzanan bedeniyle açılır. Dünyayı yönlendirebilecek bir teknolojik gücün sahibi olan Lex Luthor, Süpermen’i insanlara kötü olarak lanse ederek onu durdurmayı arzulamaktadır. Bu sırada işgalci Boravya ülkesi, Jarhanpur’un mazlum halkına saldırmak için hazırlıklar yapar. Süpermen’in kötü emellerine ulaşmadan önce Lex Luthor’u durdurarak Jarhanpur halkının yanında olması gerekecektir. James Gunn sinemasına dair bolca referansla sunulan bu hikâyenin oyuncu kadrosunda; başrolde David Corenswet ve Rachel Brosnahan, Nicholas Hoult, Edi Gathegi, Anthony Carrigan, Nathan Fillion, Isabela Merced gibi isimler yer alıyor.
Sinematik Evrenlerin Daimî Rekabeti
Filmi ele almadan önce Süpermen’in yeni serisinin sinemaseverler için ne gibi önemli bir konumda olduğunu anlatmakta fayda var. Süper kahraman çizgi romanlarıyla büyüyen ve bu rekabeti sinemadan takip edenler için DC ve Marvel evreni daimî bir çekişme içerisindedir. Çizgi roman karakterleri arasındaki bu çekişmenin rekabet seviyesi hep sabit kalırken sinematik evrenler açısından aradaki fark zamanla belirginleşmiştir. DC Sinematik Evreni (DCEU), Marvel Sinematik Evreni’nin (MCU) hep gerisinde kalmış hatta DC fanlarının evrenin iyi yansıtılamadığı hakkındaki eleştirileri artık klişe haline gelmiştir. Marvel, Yenilmezler: Son Oyun (Avengers: Endgame, 2019) ile ticari açıdan zirveye ulaşarak dünya sinema tarihinin en çok gişe yapan ikinci yapımı olmuştur. Aynı dönemde DC ise Adalet Birliği (Justice League, 2017) ile Yenilmezler serisine bir cevap vermeye hazırlanırken yönetmeni Zack Snyder’ın projeden ayrılmasıyla büyük bir kriz yaşamıştır.
Pandemi sonrasındaki birkaç istisna durum haricinde bu iki evrenin ticari başarıları bir süreliğine tökezlemişti. Marvel’daki son işi Galaksinin Koruyucuları 3 (Guardians of The Galaxy Vol.3, 2023) olan James Gunn, filmden sonra Peter Safran ile yeni kurulan DC Stüdyoları’nın eş başkanı olarak atanmıştır. Daha önce İntihar Timi ve Peacemaker gibi DC çatısı altında beğenilen işler üreten Gunn, yazıp yönettiği Süpermen filmi ile DC’nin yeniden oluşturulan evrenine öncülük etmektedir. Yönetmen, Süpermen ile Metropolis halkının umutlarını yeniden yeşertmeye çalışırken DC çizgi romanlarıyla büyümüş kitlelerin beklentilerini de karşılamaya çalışıyor. Ancak büyük beklentilerin altında şekillenen Süpermen filmi, iyi bir sinema filmi olarak bu umudu taşıyacak güce sahip mi? Orası tartışmaya açık.
Eğlence Odağında Dağılan Senaryo
Süpermen, sinemanın eğlence yönünden keyif alanlar için önemli bir süre vadediyor. James Gunn, önceki işlerine benzer bir tonda eğlenceyi yüksek perdede tutarken bu defa Süpermen’in zaaflarına ve içsel çatışmalarına odaklanıyor. Geniş kitlelerce beğenilen bir Süpermen olan Henry Cavill’dan sonra David Corenswet yeni Süpermen olarak başarılı bir performans gösteriyor. Filme dair her şey, sinema filmi formundan öte bir çizgi roman gerçekliğinde. Çok sayıda karaktere yer verilmiş olması ve köken hikâyesinden farklı işleyen anlatı dinamiği, evrenin renkli ama bir o kadar yüzeysel olan taraflarını ortaya çıkarıyor. Bu eğlence katmanını çıkardığımızda geri kalan unsurların dağınık ve yapısal olarak sorunlu işlediğini söyleyebiliriz.
Bir köken hikâyesi izlemediğimiz için karakterlere öncelikle odaklanmıyoruz. Ancak filmin karakter fazlalığı göz önüne alındığında içselleştirme kuramadığımız birçok parça ön planda. Karakterler arası iletişim yetersiz. Dolayısıyla eğer çizgi roman bilgimiz yeterli değilse aşina olmadığımız karakterleri fazla tanıyamıyoruz. Hikâyenin durmaksızın ilerleme isteği, filmin kurgusunun sahneler arası bağlantısını bile kimi zaman zayıflatabiliyor. Anlatının kırılma anlarında Metropolis dünyasının çoğu unsuru ikna edicilikten uzak bir dilde tasarlanmış. Medyanın algı yönetimi yapması ve Metropolis halkının tutum değiştirmesi senaryodaki çatışma için önemli bir noktada. Fakat film bu toplumsal dönüşümü inandırıcı biçimde yansıtamıyor. Hikâyenin odak noktalarının mizanseni iyi görünüyor olsa da düşünsel derinlikten yoksun. Süpermen’in etik kurallar içerisinde kalarak gücünü tam yansıtamıyor olması bile yavan gözüküyor. Diğer karakterlerin motivasyonları ise aynı şekilde bir hayli sınırlı ve yüzeysel.
Günümüze Dair Politik Unsurlara Değinen Bir Süper Kahraman Filmi
Film boyunca Süpermen’in eğlenceli yapısını sağlayan James Gunn’ın dünyasına dair birçok şey var. Nostaljik müzik tercihleri, aile bağlarıyla örülü dramatik bir altyapı ve kalabalık karakter çeşitliliği gibi daha birçok detay sayabiliriz. Süpermen’in klasik karakterlerinden Lois Lane, Jimmy Olsen ve Lex Luthor’un yanı sıra Mr. Terrific, Green Lantern ve Hawkgirl gibi James Gunn’ın evrene dahil ettiği karakterleri izliyoruz. Bu seçim yönetmenin önceki kalabalık ekipli işlerinin bir yansıması gibi hissettiriyor. Filmin kötü adamı Lex Luthor karakterine odaklandığımızda ise fazla karikatürize edilmiş bir kötü adama şahit oluyoruz. Günümüze uyarladığımızda Elon Musk’ı andıran karakter, adeta bir çocuk filminin kötü karakteri gibi yüzeysel ve basit kalıyor. Ancak politik olarak değinilen konular bir süper kahraman filminden uzun yıllardır görmediğimiz bir cesareti de barındırıyor.
Yeryüzüne inen kırmızı pelerinli tanrı bu kez yalnızca dünyayı kurtarmıyor, onu şekillendiren politik söylemleri de üstleniyor. Küresel güçlerin siyasi emelleri uğruna işlenen çeşitli soykırımlar, iklim suçları ve sistematik ırkçılıklara karşı insanlığın büyük oranda sessiz kaldığı kirli bir düzenin içerisindeyiz. Böylesine etki menzili geniş, büyük ölçekli yapımların bu iki yüzlülüğe yer vermesi oldukça önemli. Süpermen, savaşlara dair yansımaları ve arkasında ne gibi emeller olduğunu görünür kılmaya çalışarak takdiri kazanıyor. Konuya derinlikli bir bakış katmasa da benzer yapımların görmezden geldiği küresel bir meseleye değinme cesareti gösteriyor. Clark Kent, uzaylı sıfatı yapıştırılmış ve insan olarak görülmeyerek suçlanan bir mülteci konumunda. Boravya ülkesinin lideri Vasil Ghurkos, Putin ve Netanyahu’yu andırıyor fakat açıkça İsrail’in hükümlerini içeren bir temsilde. Film, keskin bir antisiyonist bakış açısı içeriyor. Lex Luthor ile iş birliği yapan otokrat lider Jarhanpur’u işgal etmek istiyor ve arkasında Amerika’nın silah tüccarlığı gibi bir neden var. Jarhanpur’da hem konumsal hem de mizansenlerle bağlantılı olarak Filistin’i çağrıştırıyor. Film, Ukrayna- Rusya ve ağırlıklı olarak Filistin- İsrail soykırımlarının bir karışımını resmederken işgalinin sona ermesini sağlayan tarafın Amerika (Süpermen & Justice Gang) oluyor olması bir Süpermen filmi izlediğimizi bize hatırlatıyor.
Süpermen, belirgin bir vizyonla karşımıza çıkıyor. Hikâye çatısı olarak büyük sorunlar barındırıyor ve senaryonun büyük eksiklikleri var. Ancak James Gunn’ın ellerinde yalnızca bir kurtarıcı figür olmanın ötesinde. Zaafları, kusurları ve politik göndermeleriyle bugünün coğrafyasının bir yansıması. Bu kez dünyayı kurtaran tanrıdan çok, dünyanın çözümsüzlüğüne cevap bulmaya çalışan bir aracı. Belki de en çok bu nedenden dolayı bulunduğumuz çağın kargaşasına benzer şekilde o da kendi kaotik yapısının bir kurbanı.