DUY BAK, BU EVİN SESİ!

Yakın zamanda Hazel Bilgen çevirisiyle yayımlanan “Evdeki Sesler”, Yapı Kredi Yayınları’nın Doğan Kardeş dizisinde 0-3 yaş grubuna sesleniyor. Sam Taplin’in yazdığı kitap, Federica Iossa’nın resimleri ve ses düğmeleriyle desteklenirken çocukların evin içinde ve çevresinde karşılaşabileceği çeşitli sesleri anlatıyor.
YAZI: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
Çocuklar için dünya, önce sözcüklerden çok seslerle kurulur. Bir kapının açılması, suyun akması, elektrik süpürgesinin çalışması, çim biçme makinesinin sesi… Yetişkinlerin çoğu zaman farkına bile varmadığı bu sesler, küçük bir çocuk için çevresini tanımanın önemli yollarından biri hiç kuşkusuz. Sam Taplin’in Evdeki Sesler adlı kitabı da tam olarak bu noktadan hareket ediyor.
Yapı Kredi Yayınları’nın Doğan Kardeş dizisinde yayımlanan kitap, 0-3 yaş grubu çocuklar için oldukça sevimli bir anlatıya sahip. Federica Iossa’nın rengarenk çizimleri ve eğlenceli ve beklenmedik ses düğmeleriyle desteklenen 12 sayfalık kitapta çocuklar, evin içinde ve çevresinde karşılaşabileceği çeşitli seslerle tanışıyor. Bahçeden mutfağa, oturma odasından günlük yaşamın farklı anlarına uzanan bu küçük keşif, çocuğu pasif bir dinleyici olmaktan çıkarıp çevresini dikkatle dinleyen bir gözlemciye dönüştürmeyi amaçlıyor.
Kitabın en belirgin özelliği, “ses”i başlı başına bir keşif nesnesine dönüştürmesi ve çocuklara interaktif bir deneyim sunması. Geleceğin okurlarına uzun uzun açıklamalar yapmak yerine, bir nesneyi ya da eylemi görüp ardından onun sesini duymasına olanak tanıyan kitap, henüz konuşma becerileri gelişmekte olan küçük çocukların sese duyarlılığını geliştirmesi bakımından önem taşıyor.
Ancak Evdeki Sesleri klasik anlamda bir hikaye kitabı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ortada belirgin bir olay örgüsü, gelişen bir karakter ya da çocukları sayfalar boyunca taşıyan dramatik bir merak zinciri yok. Kitabın amacı da zaten hikâye anlatmak değil; çocuğun gündelik yaşamı fark etmesine aracılık etmek.
Bu nedenle kitabın asıl tamamlayıcısı yetişkinler oluyor. Birlikte okuma sırasında “Bu neyin sesi?”, “Bizim evimizde de böyle bir ses var mı?”, “Sence şimdi ne çalışıyor?” gibi sorular sorulduğunda kitap, birkaç dakikalık bir ses deneyiminden daha fazlasına dönüşebilir. Çocuklar böylece yalnızca kitabın içindeki sesi dinlemekle kalmaz, kendi çevresindeki sesleri de ayırt etmeye başlar.
Burada kitabın önemli bir başka katkısı ortaya çıkıyor: işitsel farkındalık. Çocuklar gündelik hayatın içinde zaten pek çok ses duyuyor; kitap ise bu sesleri fark etmesi ve anlamlandırması için ona bir çerçeve sunuyor. Evdeki sıradan eylemler böylece küçük birer keşfe dönüşüyor.
Iossa’nın illüstrasyonları da bu keşfi destekleyen bir işleve sahip. Görsel ile ses arasında bağlantı kurulması, çocuğun “duyduğu şey” ile “gördüğü şey” arasında ilişki kurmasını kolaylaştırıyor. Sesli kitaplarda bu ilişkinin kurulması özellikle önemli; çünkü yalnızca bir düğmeye basıp ses dinlemek yerine, sesin kaynağını görsel olarak da takip edebilmek kitabı daha anlamlı bir deneyime dönüştürüyor.
Öte yandan sesli kitapların önemli bir riski burada da geçerli: çocukları kitabı yalnızca düğmelere basılan bir nesneye indirgemesi. Oysa Evdeki Sesler yetişkin eşliğinde okunduğunda çok daha zengin bir deneyim sunabilir. Sesleri taklit etmek, evde aynı sesi bulmaya çalışmak ya da kitap kapandıktan sonra “Bugün hangi sesleri duyduk?” diye konuşmak, kitabın etkisini sayfaların dışına taşır.
Bu nedenle Evdeki Sesler’i “okumayı öğrenmeden önce kitapla ilişki kurma” açısından değerlendirebileğimiz bir çalışma. Buradaki okuma, henüz metni çözmek anlamına gelmiyor; bakmak, dinlemek, eşleştirmek, merak etmek ve çevreyi fark etmek anlamına geliyor.
Kitabın sınırı da gücüyle aynı yerde: Oldukça dar ve belirgin bir amacı var. Çocuğa büyük bir hikâye anlatmıyor, karmaşık kavramlar öğretmeye çalışmıyor. Bunun yerine küçücük bir alanı – evin seslerini – dikkatle dinlemeyi öneriyor.
Belki de kitabın en güzel tarafı tam burada: Çocuğa yeni bir dünya yaratmak yerine, zaten içinde yaşadığı dünyanın seslerini yeniden duyuruyor.
Küçük ellerin rahatça kavrayabileceği ve inceleyebileceği kalın, dayanıklı sayfalardan ve ciltli bir kapaktan oluşan Evdeki Sesler, 0-3 yaş grubunun duyusal ve işitsel keşfine eşlik eden, yetişkin-çocuk birlikte okumasına oldukça elverişli bir sesli kitap. Bir öykü beklentisiyle değil, çocuğun gündelik yaşamındaki sesleri fark etmesine yardımcı olan interaktif bir ilk kitap olarak okumakta fayda var. Bu arada Sam Taplin’in yine Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan diğer sesli kitaplarına da göz atın isterim. Hepsi gerçekten çok eğlenceli!
