DEDEDEN TORUNA DERYA DENİZ ANILAR, HİKÂYELER, HAYATLAR


“Okuma Bilmeyen Kitapçı” kitabının yazarı Sylvia Bishop’tan hikâyeleri paylaşmanın önemi hakkında ilham verici bir masal: “Büyükbabamın Kocaman Denizi”.
Yine Timaş Çocuk etiketiyle okurla buluşan ve Paddy Donnelly’nin müthiş sevimli çizimleriyle renklenen kitap, anıların, paylaşmanın ve aile olmanın üzerine eğiliyor.

 

YAZI: NİLÜFER TÜRKOĞLU

nilufer@ajandakolik.com 

Orijinal ismi “A Sea of Stories” olan ve Sima Özkan tarafından Türkçeye çevrilen “Büyükbabamın Kocaman Denizi” bir büyükbabanın başından geçen olayları torununa anlattığı hikâyelerden oluşan mini bir roman, duygu dolu bir masal, derin bir hikâye. Öyle ki tüm bu yaşanmışlıkların ortak noktasında büyükbabanın artık çok yaşlandığı için inemediği, evinin yakınında bulunan bir koy var. O koyda ne anılar ne hülyalar ne günler var! O yaz dedesiyle birkaç gün geçirmek için onu ziyaret eden Rüya da o koya az inmedi, orada dedesiyle birlikte az oyun oynamadı. Ama şimdi? Dedesinin bacakları giderek yorgun düştüğünden koya kadar gidemiyor. Dolambaçlı ve zorlu patikadan denize inmek artık onun için çok zor. Her ne kadar Rüya bundan dolayı biraz hayal kırıklığı yaşasa da dedesine durumu çaktırmıyor. Onunla bahçede saklambaç oynuyor, büyükannesi hayattayken birbirinden güzel çiçekler diktiği bahçede… Saklanabilecekleri çok yer var böylece ama dede için Rüya’yı bulmak daha da zor artık. Pes ediyor ve torunuyla kulübeye girip anıların içine dalıyor. Nasıl mı?

Minicik bir eşyanın neler hatırlattığını düşünün bir kere! Şöminenin üzerinde duran eşyalardan birini seçmesini söyleyen dede, Rüya’nın seçtiği altından yapılma bir nesne ile adeta geçmişe ışınlanıyor. Ve ilk hikâyesi işte böyle başlıyor. Büyükbabanın çocukluğunda yaşadığı bir macera bu. Denizcinin Mağarası’nda bir korsan hazinesi! Ve en önemlisi o mağara, Rüya’nın artık dedesiyle birlikte gidemediği o koyda!

Bir başka hikâye ise sandıktan çıkar gibi büyükbabaya ait başka bir eşyadan çıkıyor. Ivır zıvırları içinde pirinç bir teleskobun anısı bu defa dedenin gözlerinde canlanacak olan. Yine çocukluğunda yaşadığı bir başka macerayı Rüya’yla paylaşıyor, Rüya da o anları yaşamış gibi oluyor. Şimdi ve geçmiş, çocukluk ve ihtiyarlık, iki insanın arasında anıları havalandırıyor, iyi ya da kötü anılar fark etmeksizin üstelik…Yılların hatıraları bir bir sayfalarda süzülürken ve dede, torununa tüm o yaşadıklarını tatlı tatlı anlatırken İngiliz yazar Sylvia Bishop’un sıcacık üslubuna eşlik eden Paddy Dannolley’in doğanın türlü renklerini yansıttığı resimlerine hayran olmamak elde değil. Çocuk kitabı illüstrastörlüğü bu dünyadaki en güzel mesleklerden biri olmalı!


“Büyükbabamın Kocaman Denizi”, tıpkı dedenin korsan hazinesi gibi hazine niteliğinde anılarla dolu. O anılar şimdi çok uzakta da olsa tüm bunları küçücük torunuyla paylaşması, o kocaman denizin sonsuz olduğunun en büyük göstergesi… Rüya hiç şüphesiz eşyaların anılarından çok etkileniyor ve kitabın finalinde o koyu çok özlediğini hissettiği dedesine kocaman bir hediye veriyor. Ve bunu tek başına da değil, dedesinin hayatına dokunmuş insanlarla yapıyor. 

Sevginin dalga dalga yayıldığı, sıcacık bir masal: “Büyükbabamın Kocaman Denizi”. Tüm torunlara, yaşayan, artık hayatta olmayan tüm dedelerin hatırasına bir şeyler fısıldıyor.

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media