Cesedi en yakışıklı adam: Jim Morrison

ajandakolik

Bundan sekiz yıl önce 30’larıma yavaştan yanaşırken, bir haber sitesinde kültür sanat editörü olarak çalıştığım sırada, çocukluğumdan bu yana dinlemekten bir an bile bıkmadığım, beni hem heyecanlandıran hem kederlendiren, çok hayran olduğum Jim Morrison’ın ölüm yıldönümü için şunları yazmışım. Bugün burada paylaşarak Morrison’a ve aynı duygularla dolu kendime selam göndermek istedim.

 

Nilüfer Türkoğlu
ajandakolik@gmail.com

Sahnede tutuklanan ilk rock star. Einstein’ın zeka seviyesinden dört sayı büyük bir beyin ve kimsenin yanına yaklaşamayacağı bir karizma… Beatles neşeli çığlıklarını dünyaya duyururken onun nevrotik, bünyeye hasar veren depresif şarkıları insan kulağına gelebilecek en güzel hediyeydi. Bugün ölmeseydi eğer, kuvvetli bir ihtimalle artık müzik işlerini bırakmış sadece hayatı rock’layan bir adam olacaktı. Muhtemel ki çok sevmeyecekti buraları ve gitmek isteyecekti. Ama en azından 27’liler kulübünden bir adam eksilecek ve onun adı Jim Morrison olacaktı.

“Ben deri ceketli Rimbaud’yum. Başkaldırı, düzensizlik ve kaosa ilişkin her şey ilgimi çekiyor, özellikle de görünüşte hiçbir anlamı olmayan eylemler. Özgür hareket, davranış… Olduğundan başka hiçbir şey olmayan eylemler. sonuç yok, sebep yok. Yönlendirilmemiş, özgür eylem. Eğer bu akışa kapılıp özgürce yaşarsanız çevrenizdeki insanlar farklı bir hareket yaptığınızı düşünür ve huzursuzlanırlar; ya sizden kaçarlar ya da size engel olurlar. ”

Böyle buyurmuştu bir keresinde anarşist ruhlu, kartal bakışlı kertenkele kral. (lizard king) Onu hangi yılın, hangi yaşın fon müziğine koymuştum ilk, hatırlamıyorum. Ama şu 30 yıllık ömr-ü hayatımın neredeyse her anında sanki benimleydi, The Doors’un as adamı. Jim Morrison’la tanışmam insanların birbirlerine yabancılaştığını anladığım zamanlara denk gelmişti ama muhtemelen. “People Are Strange”, dramatik melodisiyle beni benden alırken bu dünyadaki en tehlikeli şeyin aslında insanın kendine yabancılaşması olduğunu fark etmiştim. Çünkü o zaman “herkes yabancıydı; yüzler çirkindi, sen yalnız olduğun zaman…”


Bugün Jim Morrison için matah ya da değil bir şeyler karalıyor olmak, benim ona vefa borcum aslında. Üzerimde gölgesi, kulaklığımın ucunda enfes müziği, rock’ın şairine selam göndermenin dışında bilen bilmeyen herkes en azından bugün onu dinlesin istiyorum. Hani kolay ya, tıklasın YouTube’u, yazsın bir şarkısını mesela “Love Street”i, “Riders on The Storm”u, “Light My Fire”ı, “Alabama Song”u, “LA Woman”ı, “The Crystal Ship”i bangır bangır dinlesin istiyorum. Bugün Jim’in günü… Hiç ölmemiş hep yaşayan bir efsanenin günü!

Paris’teki o ünlü Pere Lachaise mezarlığında Jim, elinde ikinci defa doldurduğu viski kadehi ve dudağının ucundan külü her an düşmeye hazır sigarasıyla fiyaka satıyor şimdi. Yanıbaşında kızıl saçlı kadını Pam’le öpüşüyor, kulağına bir şeyler fısıldıyor.

Sonra yağmur yağıyor ve arabanın silecekleri çalışıyor. Jim, 27’sini değil, 77 yaşını yanına alıp uzaklara gidiyor.

(Bu yazı, ahaber sitesinden alınmıştır.)

 

Bugün bu yazıya ek olarak; sadece Jim Morrison’ın, The Doors’un şarkılarını dinlemenizi değil, Johnny Depp’in anlatıcı koltuğuna oturduğu 2009 yapımı Tom DiSicillio’nın yazıp yönettiği “When You’re Strange” belgeselini de izlemenizi öneririm. İzlediyseniz belki bir daha izlersiniz. İzlemediyseniz de Jim Morrison’ı keşfetmek için yeni bir yol olur önünüzde. Aydınlanırsınız.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

İDSO'dan açıkhava konserleri başladı

Bu hafta sinemaların bir kısmı açılabildi, tiyatrolar ve “arabalı” konserler de açıkhavada gerçekleşmeye başladı. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası da açıkhavadaki ilk konserini geçtiğimiz perşembe […]