ANJELİKA AKBAR: “BU ŞİİRLERİN KİTAP OLMASINI OKURLARIM İSTEDİ”

İncecik ruhunu müziğini de yansıtan bir besteci o… Türkiye onu, o Türkiye’yi çok seviyor. Müzik kariyerinin yanı sıra televizyon programcılığını da başarıyla sürdüren Dr. Anjelika Akbar, aynı zamanda kitaplarıyla da okurlarla buluşmaya devam ediyor. Destek Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı ise Akbar’ın zaman içinde yazdığı şiirlerden oluşuyor. Şiirlerini “sözlü akışlar” olarak tanımlayan sanatçı ile “Kalbimde Olan” kitabını konuştuk.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 


İlk kitabınız “Her İnsan Bir Bestedir”den sonra ikinci kitabınız bir şiir kitabı: “Kalbimde Olan” ve yine Destek Yayınları’ndan çıktı, okurla henüz buluştu. Kalbinizde olan ve müziğiniz gibi kalbe dokunan tüm bu şiirleri ne zaman yazmaya başladınız?

Aslında yurt dışında ve Türkiye’de daha önce başka kitaplarım ve şiirlerim basılmıştı, daha sonra sevgili Yelda Cumalıoğlu ve Destek Yayınları ile yollarım kesiştiğinde önce çevirmiş olduğum “Doğunun Kozmik Efsaneleri” kitabı çıktı (çevirmen olmadığım halde, kendi isteğim bu özel kitabı Türkçeye kazandırmak için çevirisini yapmıştım), sonra “Her İnsan Bir Bestedir” ve şimdi “Kalbimde Olan” kitabı çıktı. Bu kitaba dahil olan şiirler, daha doğrusu onlara şiir demiyorum, “akışlar” olarak adlandırdım; seneler önce yazmaya başladım, anlık spontane geldiklerinde doğrudan Facebook, bazen de Twitter sayfalarıma yazıyordum, bazılarını ise içimde tutuyordum, yazmadan… Okuyanlar bu “akışların” kitap formatında yayımlanması ve çok kişiye ulaşması gerektiğini bana mesaj olarak yolladı. Sonunda karar verdim, geriye dönük arama yapıp, seneler içinde yazdıklarımı toparladım. Çünkü o mecralara yazarken başka bir yere not almıyordum, kopyalamıyordum, hiç öyle bir niyetim yoktu yazarken. Bir nevi deniz kenarında kumun üzerine yazıyordum, dalga gelip götürüyordu ve izi bile kalmıyordu. Ama okurların ricalarını kıramadım ve daha çok insana ulaşacak formata karar verip kitaba aktarmış oldum.

Şiir yazarken onların da bir müziği, melodisi olduğunu düşünüyor ve onları da bir yandan “besteliyor musunuz? ”
Hayır, bunlar tamamen duygulardan ve düşüncelerden örülmüş sözlü akışlar. Elbette her birinin müziği vardır içinde taşıdığı, ama ben buna odaklanmadan, sadece söze odaklandım yazarken ve arkasındaki manaya tabii ki.


En sevdiğiniz şiirinizin dizelerini bizimle paylaşmanızı istesem…

Kalbimizde olan,
İçimizi saran,
Bizi biz yapan
Aşk…
İstinat duvarıdır alemin…

Çok yönlü bir sanatçısınız. Besteci, piyanist ve yazar kimliğinizin yanında bir de televizyon programcılığınız var. İnsana huzur veren sesinizle programlarınızı izlemek de büyük keyif. Hayata bakışınız da sesiniz ve müziğiniz gibi bu denli huzurlu mu?
Teşekkür ederim. Buna belki “ahenk” diyebiliriz. Ahenk kavramının içinde her şey var aslında, devinim ve sükunet, ateş ve su, duygu ve akıl, farklı renkler ve formlar. Ama önemli olan onların ahenk yani armoni, denge, uyum içinde olmasıdır. Bu fırtınalı dünyada şu anda “huzur” noktasını bulmak hiç kolay değil. Bunun için gerçekten çok emek lazım. Ben bu emeği veriyorum ve ahenkli duygu, düşünceler, sözler, hareketlerin olmasını kendi adıma çok dikkat ediyorum. Bu bir öz disiplin ve artık hayatımın seyri haline geldi; sanırım ki dışarıdan öyle algılanıyor. Aslında hepimizin böyle bir denge noktamız var, ruhumuzun, varlığımızın sarsılmaz kalesi diyorum ona…Önemli olan onu keşfetmek ve ona göre yaşamaya çalışmak.

Müziğin bir dil ve ana malzemesinin ses olduğuna dikkat çekiyorsunuz. Ses ve sözün gücünü, akış şeklini tüm hayatı boyunca büyük bir doğallıkla kabul ettiğini ve şimdi de kalbinde olanı aynı akışta okura sunduğunu ifade ediyorsunuz. Ajandakolik okurları için bunu biraz daha açar mısınız?
Hayatımızda hiçbir şey sabit değildir, hayatın kendisi akışkan, katı değil, hele duygu ve düşünceler… Ben bu kitaptaki satırları böyle bir akış halinde yazıyordum, hiçbir perde, hiçbir kaygı yokken, düzeltme veya rötuş olmadan, o halde ne isem onu satırlara aktarıyordum. Bu, çok hoş bir his. Ve bunları okuyan insanlar da benimle o anda hemhal olabilirler, zaman ve mekandan bağımsız olarak kendilerini bu kaygısız akışta bularak ilerlediklerini görebilirler.  “Akıllı kalp ve hissedebilen akıl” halinde mümkün olduğunca çok bulunmaktan bahsediyorum…

Bir söyleşinizde müzisyen kimliğinizi insanlığa bir hizmet aracı olarak kullanmaya çalıştığınızdan bahsediyorsunuz. O zaman sanat için değil insanlar için müzik yapıyorsunuz. Peki insanlara gerçekten ulaşabildiğinizi ve hizmetin yerini bulduğunu söyleyebilir miyiz?
“Sanat için” değil, sanat adına ve insanlar için müzik yapıyorum. Bence her bir sanat insanı, kendisinde olan mesuliyet duygusu ile insanlara hizmet etmeye çalışıyor, elbette ki ki kalbindeki ve bilincindekileri ifade ederek. Özellikle müzik bu anlamda önemli bir role sahiptir, çünkü müzik, titreşim olarak insanların doğrudan psikosomatik sistemine, dolayısı ile fizik bedenine ve ruhsal haline büyük etki ediyor. Ve titreşim (fizik kanunudur) bir kez oluştu ise, asla bitmez, sadece dönüşür! O zaman birden çıkan her müzik sesi için sorumluluk taşıyoruz. Çünkü müzik duvarları sınırları aşıp tahmin edemediğimiz yerlere ulaşıyor, temas ediyor. Müzik olgusuna bu anlamda nasıl daha geniş şekilde bakmamız gerektiğini “Her İnsan Bir Bestedir” kitabımda özetleyerek anlattım. Bu anlamda ben de müzik için sorumluluk taşıyorum ve müzik vasıtasıyla insanlara kendi elimden geldiğince hizmet etmeye çalışıyorum.

UNESCO hikayesini birebir sizden dinlemek isterim. SSCB’de dahi çocuk olarak görülüp özel bir eğitimden geçerken “kalkıp” neden Türkiye’ye geldiniz?
“Kalkıp” gelmedim. (Gülüyor.) İlk eşim ile beraber uluslararası UNESCO projesi üzerine çalışıyorduk, henüz SSCB dağılmadan önce Rusya’da, Hindistan’da, ayrıca Yunanistan çalışmalarından sonra Türkiye’ye geldiğimizde hamileydim ve doğuma az kalmıştı. Uçağa binemedim ve büyük oğlum İstanbul’da doğdu. O sırada SSCB dağıldı ve elimizde SSCB pasaportu olup, öyle bir ülke ortadan kalktı özetle. Hayat beni buraya getirmiş oldu. Ama ben zaten ilk bakıştan Türkiye’ye aşık oldum. SSCB dağılınca tüm ailem dünyanın farklı ülkelerine dağıldı ve beni herkes o ülkelere çağırıyordu, ama ben Türkiye’yi çok sevdim, TC vatandaşı oldum ve hiç başka yere gitmek istemedim.

Şiir kitabınıza dönecek olursak “Kalbimde Olan” acaba bir de albüm projesine dönüşür mü acaba?
Bilmiyorum, bunu düşünmedim. Dediğim gibi, onlar sözlü bir akış oldu ve müzik ile onu birleştirmedim genel olarak. Ama kim bilir, belki de bir başka hale de dönüşür.

Sevdiğiniz şairleri merak ettim…
Puşkin, Tagore, Basho, Yunus Emre…

“Kalbimde Olan” şiirlerin yolu açık, okuru bol olsun dilerim. Sizi Ajandakolik’te ağırlamak benim için büyük onur. Müziğiniz ve kitaplarınız hep bizimle olsun. Teşekkür ederim.
Ben çok teşekkür ederim, çok güzel sorular, ve hoş sohbet için.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media