VEDA EDİP AYRILDIK, BİTERKEN O YAZ*…

Fransız yazar Timothée de Fombelle’den çok zarif ve incelikli bir hikâye: Yaz Tatili… Yine Hazel Bilgen’in çevirisiyle yayımlanan kitap, çocukluğumuzun sarı sıcak yazlarına ve o yazlarda bir uçurtma gibi tutup elimizden kaçırdığımız yaz aşklarına el sallıyor.
YAZI: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com
“Önümde uzanan upuzun yazı düşünürdüm. O kadar uzun bir zamandı ki bu, ağaçların en tepesinden bile sonu gözükmezdi.” (sf. 18)
Hayatın en heyecanlı dönemlerinden biri hiç kuşkusuz çocukluk… Meyvelerden kiraz, renklerden sarı, ya da şairin dediği gibi gökyüzü gibi bir şey çocukluk! “Mavi Kitap”, “Baloncuk”, “Viktorya Hayal Kuruyor” gibi kitapları Türkçeye çevrilen Parisli yazar Timothée de Fombelle, bu defa çocukluğu bir trene bindiriyor ve sonsuz gibi görünen bir yaz tatilinin ortasına bırakıveriyor.
Her tatilin ilk günü valiziyle tek başına trene binen ve hayatının en güzel günlerini yaşamak için yola çıkan “genç adam”ın hikâyesi bu… Pencereden sararmış tarlaları izlerken kalbini sarıp sarmalayacak bir sürprizden henüz uzakta, belirsizliğin ama yoğun bir mutluluğun özgür yolculuğuyla baş başa Angelo amcayla geçireceği yeni bir tatile doğru “çuf çuf” ilerliyor.
Mısır tarlaları arasındaki eve vardıklarında her zamanki gibi Angelo amca, onun için tereyağlı erişte yapıyor. Ortalık yine darmadağınık. Kuşların ve hanımeli dallarının bile girmeye izinli olduğu bu evden hiçbir şeyi atmayan değişik bir adam, Angelo amca. Onun bisikletini ödünç aldığı bir gün kaybolacağından habersiz, önünde uzanan upuzun yazı düşünüyor.
“Tatiller salyangoz şeklindeydi sanki. Ev merkezde bir yerdeydi ve ben en uzak noktaya gidebilmek için her defasında daha büyük bir daire çiziyordum. Sonra bir gün, bir yaz günü oraya vardım… Oradaydım işte ama fark etmemiştim bile.” (sf. 25)
Tarlaların birinin yanından geçerken bir sapağı kaçırmış olduğunu anlıyor. Pedallara asılıyor, asıldıkça önüne çıkan kumlu yola gömülüyor. Biraz ötesinde karşısına çıkan tüm görkemliliğiyle koca bir deniz… Belki de bundan sonra her şey bambaşka olacak. İçinde tam olarak böyle bir his… Nefesi kesiliyor; kendisine doğru gelen dalgayı fark etmiyor bile… Sonra sahil tarafında karşısına çıkan işte tam da o! Kalbini sarıp sarmalayacak bir sürpriz… Yanında köpeğiyle denize doğru bakan o kız… Kim bu kız?
“Esther! Esther Anderson!” sesi havada dağılıyor bir anda. Arkasında görünen bir kadın, kıza sesleniyor. O günden sonra her şey başkalaşıyor. Bu isim, bir yaz tatilini değiştirebilir mi? Değiştiriyor.
Eve döndüğünde Angelo amcaya ne kaybolduğunu ne önüne çıkan denizi ne de kızı anlatıyor. İçi titriyor ya soğuktan ya da başka bir şeyden…

NE GÜZEL GEÇMİŞTİ BÜTÜN BİR YAZ*
Timothée de Fombelle’nin yine yalın ve duygu dolu anlatımıyla “Yaz Tatili”, okuru kısa ama aslında sonsuz gibi görünen sevdalı yaz günlerine götürüyor. Yazar, bir yaz aşkını bağırmadan, oldukça sade ama insanın yüreğine dokunan bir hikâyeyle ele alıyor. Sanatçı Irène Bonacina’nın resimleri ise metne usul usul yedirilmiş duygusallıkla uyum içinde. Çizgiler de bağırmıyor, kelimelerin söylemek istediklerini resim yoluyla fısıldıyor. Bonacina’nın tarzının da göze çok tanıdık geldiğini söylemek gerek. 2022 yılında hayatını kaybeden ve “Pıtırcık” serisiyle sadece benim değil edebiyatseverlerin gönlünde ayrı bir yer edinen Fransız çizer Sempé’nin izleri var sanki biraz onda… İncecik ve abartısız çizgiler.
Yakın zamanda Yapı Kredi Yayınları’ndan Hazel Bilgen çevirisiyle yayımlanan “Yaz Tatili”nin yalnızca bir çocuk kitabı olduğunu düşünmeyin. Timothée de Fombelle, bu kitabı yaz aşklarını özleyen herkes için yazmış, belli ki… “Gökyüzü gibi hiçbir yere gitmeyen çocukluğa” ve belki bir gün geri gelir umudu taşıyan tüm o aşklara hasret dolu bir selamla… Tüm bunlar uzak bir ihtimal bile olsa.
* O Yaz şarkısı, Zerrin Özer