Advertisement Advertisement
ayak analizi

HAFİZE ÇINAR GÜNER: “ÇOCUKLAR, YAŞAMIN ADİL OLMADIĞINI BÜYÜDÜKÇE DAHA ÇOK ANLIYOR”


Kitaplarını keşfettiğim gün kendimi şanslı saymıştım, kitaplarını kızıma okuduğum gün daha çok yazmasını istemiştim! Çocuk edebiyatının üretken kalemlerinden Hafize Çınar Güner, yazarlığının 10. yılını kutladığı bugünlerde Nesin Yayınevi tarafından yayımlanan ve gerçek bir hayattan yola çıkan yeni kitabı “Öyle Değil Mi?” ile çocuklar için yazılan zor temalı kitaplar arasında bir ilki yapıyor ve bir evsizi anlatıyor. İnsanın yüreğine işleyen bir kitap bu ama en önemlisi “görünmeyenler”in görülmesini sağlıyor. “Çocuklar hayata dair her şeye tanık oluyor ve yaşıyorlar. Hatta bizim gibi rasyonel bakamadıkları için çok daha fazla etkilenebiliyorlar. Onları yaşamdan soyutlayamayız. Dahası yaşama hazırlamalıyız” diyor, Hafize Çınar Güner. Devamı çok severek yaptığım söyleşimizde…

 

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com 

“Nasıl yazar oldun?”dan ziyade “neden yazar oldun?”u konuşalım mı önce?
Neden sorusu sebep sonuç bildiren akli bir sorudur. Ben ise sanatın akılla değil arzuyla yapıldığına inananlardanım. Alanım sebebiyle yıllarca çocuklarla çalıştım. Onlarla oyunlar oynadım, kurgular oluşturup oyunlar sahneye koydum. Yaratıcı drama ve tiyatro öğretmeni olarak tüm bu yaptıklarım benim için oldukça tatmin ediciydi. Öğrencilerime anlattığım öyküleri, yazdığım oyunları yayımlatma gibi bir düşüncem olmadı. Kısacası “yazar olmak istiyorum”, “ben de çocuk kitabı yazmak istiyorum” diye ortaya çıkmadım. Ancak yaptıklarımı paylaşmam için teklifler geldi. İlk olarak yaratıcı drama ve eğitim için tiyatro alanında kitaplarım yayımlandı. Çocuk edebiyatındaki yolculuğum ise çalıştığım okulun dolabında karşılaştığım olağanüstü bir tilkiyle başladı. Beni tanıyanlar o tilkinin kim olduğunu çok iyi anladılar, tanımayanlar için ise bu küçük bir merak unsuru olsun. Kısacası anlattığım öyküler ve bu öykülere kulak verenler, vermek isteyenler vardı diyebilirim.

Artık yetişkin bir kadın olduğunda çocuk kitaplarıyla ilk haşır neşir olman ne zaman?
Alanım itibarıyla çocuk edebiyatının hep içinde oldum. Anne olunca bu haşır neşirlik daha da arttı. İlk çocuk kitaplarım anne olmadan yayımlandı ancak resimli kitapların büyülü dünyasına oğlumla yolculuk yapmak bana çok şey kazandırdı. Bundan yaklaşık on iki yıl önce doktora sevdasıyla gittiğim Ankara Üniversitesi’nde, Prof. Dr. Sedat Sever’den aldığım çocuk edebiyatı dersleri ve hazırladığım kitap inceleme raporları da bana çok şey kattı.


Bu yıl yazarlığının 10. yılını 25. kitabın olan ve Nesin Yayınevi tarafından yayımlanan “Öyle Değil Mi?” kitabın ile taçlandırıyorsun. Bu kitabın bunun dışında ayrı bir önemi olduğunu ben biliyorum ama senin de Ajandakolik okurları için biraz bahsetmeni istiyorum. Hem konusunu da böylece biraz anlatmış olursun…

2021 yılın Ocak ayıydı, çalışmak için bilgisayarımın başına oturmuştum. İnternette girdiğimde birden onun fotoğrafıyla karşılaştım. Fotoğrafın altında yazılanları okuduğumda ise donup kaldım.18 Ocak 2021 tarihli bu haberde Moda’da, Kadıköy’de sokakta donarak hayatını kaybeden 65 yaşındaki evsiz Sami Babacan’dan bahsediyordu. O an içimi kaplayan çaresizliği anlatamam. Mahallemde ara sıra gördüğüm, karşılaştığım bu insan hakkında daha önce hiç düşünmemiştim. Yaşını ve adını bile ölümü sonrasında öğreniyordum ama onun da bir hikâyesi olmalıydı öyle değil mi? Haberin sonundaki yerde yatan fotoğrafı beni derinden etkilemişti. İşte o anda üzerinde çalıştığım diğer öykümü bir kenara bırakıp yazmaya başladım. Bu öykümü de tıpkı “Eğer” gibi bir solukta ve büyük bir isyanla yazdım. Öykümü Sami Babacan ve tüm görünmeyenlere ithaf ettim.

İnsanın gerçek anlamda kalbinde sızı bırakan bir kitap bu. Ve bu kitapla aslında sadece çocuklar için değil yetişkinler için de yazdığını hissediyorum. Evsiz birini çocuklara anlatmaya başlamadan önce çekincelerin oldu mu? Mesela böyle bir kitabı duygu sömürüsü yapmadan anlatmak önemli.
Hayır, hiç bir çekince duymadım. Yaşama dair her konu çocuk edebiyatında ele alınabilir. Önemli olan konudan çok o konunun nasıl ele alındığıdır. Çocuklar bunu anlamaz, çocuklar bundan üzülür gibi bir yaklaşımım hiç olmadı. Aksine çocukların düş ve düşünce gücüne güvenmeliyiz diye düşünüyorum. Algıları, merakları, tutkuları bizimkinden oldukça güçlü. Çocuklar hayata dair her şeye tanık oluyor ve yaşıyorlar. Hatta bizim gibi rasyonel bakamadıkları için çok daha fazla etkilenebiliyorlar. Onları yaşamdan soyutlayamayız. Dahası yaşama hazırlamalıyız. Bu öykümü de diğer pek çoğunda olduğu gibi önce kendim için yazdım. Çocuklara şimdi şu konuyu anlatmalıyım, bu konuda bilgi vermeliyim diyerek yazan biri hiç olmadım. “Bu kitapla aslında sadece çocuklar için değil yetişkinler için de yazdığını hissediyorum.“ dediniz hissiyatınızın doğru olduğunu ifade etmeliyim. Kitabı okuyan herkesin bu konu üzerinde düşünmesini istedim. Diğer kitaplarım için de bunu söyleyebilirim. Örneğin; “Teşekkürler Kırçıl” adlı kitabımda bir çocuğun sokak köpeğiyle kurduğu dostluğu anlatırken bir yandan da şehir yaşamındaki yalnızlığa, yabancılaşmaya vurgu yapıyorum. “Eğer” adlı kitabımda beş buçuk yaşındaki bir çocuğa sen yalnız değilsin ve gayet normalsin derken onun isyanını yetişkinlere duyurup onları çocuklarla empati kurmaya çağırıyorum. Son kitabım “Bahara Merhaba” da ise sadece çocuklara değil hepimizi doğaya dönmeye, doğaya kulak vermeye davet ediyorum. Öykülerimi yazarken çocuklar için de yazdığımı elbette unutmuyorum. Onların gülmeye, oynamaya olan gereksinimlerini hep hatırlıyorum. Öykülerim çocuklara haz vermeli. Böylesi hassas bir konuda bile umut aşılamalı. Bir şeyleri değiştirmek bizim elimizde öyle değil mi?


Kesinlikle! Sami Babacan’ın ruhuna değsin tüm sözcükleriniz… Dilerim orada başka bir hayat vardır ve mutludur! Bizim de sokakta bir amca var. Evi olup olmadığından tam emin olamadığım ama hep sokakta bir köşede gördüğüm bir yaşlı adam… Kimi zaman kızımla yanından geçerken selamlaşıyoruz. O, Helen’e gülümseyip dil çıkarıyor. Mesela ileride Helen büyüyünce ondan bahsedecek olsam nasıl anlatmalıyım diye düşünüyorum bazen.
Onlar hep varlar, oradalar ama “görünmüyorlar”, hor görülüyorlar. Yaşanan ağır ekonomik kriz, iç ve dış göç nedeniyle gün geçtikçe sayıları daha da artıyor. Ben küçükken de yaşadığımız mahallede bir kadın vardı. Sokakta yaşardı ve zaman zaman kapımızı çalar, eteğinden bir yumurta ve bir tutam adaçayı çıkartır, onun için hazırlamamızı isterdi. O zamanlar  mahalle kültürü ve dayanışma vardı. Maalesef artık büyük şehirlerde büyük yalnızlıklar yaşanıyor. Türk Dil Kurumu 2024 yılının kelimesini “Kalabalık Yalnızlık” olarak açıkladı. Yaşamın adil olmadığını çocuklar büyüdükçe daha çok anlıyorlar. Hiç de dil olmayan bu hayatta iyilikten yana olmayı anlatmak sanırım tek kurtuluşumuz.

Peki… Onlarca çocuk kitabının yeşermesinde kaleminden önce hayallerinin gücü var hiç şüphesiz. O hayalleri nasıl besliyorsun, merak ediyorum.
Yaşamın kendisine odaklanıyorum. Sosyal medya ve medyayı elbette izliyorum ama olabildiğince pop kültürden uzak durmaya çalışıyorum. Çokça okumaya çabalıyorum. Galeri ve sergileri gezmeyi seviyorum. İyi bir film izlemek, güzel bir esere bakmak… Sanat ve edebiyat yapıtları sizin de hayal gücünüzü ve yaratıcılığınızı besliyor. Bir de hayatımda fazlalıklara pek yer yok!

Mutlaka her yeni kitabın yayımlandıktan sonra seni çok heyecanlandırıyor ama en çok hangi kitabın(kitapların) yüreğinde kuşlar uçurdu?
İlk göz ağrım “İyi ki Varsın Tilki Toni” serim on sene önce ilk yayımladığında da yeni resimleriyle geçtiğimiz ay Doğan Çocuk etiketiyle yeniden yayımladığında da yüreğimde kuşlar uçtu. İlk resimli kitabım “Aslan’ın Doğum Günü” okurla buluştuğunda da çok mutlu olmuştum. Bu kitabımın ardından ardı ardına pek çok resimli kitabım yayımlandı. Oğlumun adını verdiğim ”İda ve Mila” serim yayımlanınca da benzer duygular yaşamıştım. Dinozor Çocuk tarafından yayımlanan “Atatürk Gibi” kitabımda da çok heyecanlanmıştım. Atatürk hakkında böylesi bir esere Huban Korman ile birlikte imza attığım için gurur duyuyorum. Resimlerini Hasret Küçük’ün yaptığı “Oyunbaz Öyküler” serim bebekler de edebiyat sever mottosuyla Eolo’dan yayımladığı için çok sevinçliyim. Bebek kitaplarının okuma kültürüne olan etkisini çok önemsiyorum. “Eğer” adlı kitabım ise yazarlığımda önemli bir dönüm noktası oldu. Burcu Yılmaz’ın eşsiz resimleri ile 2021 yılında Aydın Doğan Vakfı En İyi Resimli Kitap Ödülü’nü alan, Kalem Ajans’ın emeğiyle dünyaya açılan ve farklı dillerde yayımlanacak olan bu kitabımın kalbimdeki yeri ayrı. “Eğer”in yaşattığı duygunun aynısını, kuşların o kanat çırpışlarını son kitabım “Öyle değil mi?” ile de yaşadım. Onun da aynı şekilde çocuk edebiyatı dünyasında kendisine özel bir yer bulacağını düşünüyorum.

Nitelikli bir çocuk kitabını belirleyen temel unsurlar neler?
Nitelikli bir çocuk kitabını belirleyen temel unsurlar özellikle son on yıllarda sıkça konuşuldu, yazıldı ve çokça da didaktik olmama, öğretici metinlerden kaçınma ve edebiyatın bir eğitim aracı olmadığı vurgulandı. Sade bir dil, yalın bir anlatım, doğru ve düzgün Türkçe ile yazılmış olması gerektiği ifade edildi. Özgün, estetik ve çocuğa öykünme duygusu veren resimlerden bahsedildi. Tüm bunlara kesinlikle katılıyorum. Çocuk kitaplarının bir sanat, edebiyat eseri olarak görmek en temel unsurdur.  Kitaplar çocuklara edebiyat zevki vermelidir.

“Zor konulu” bir “tür” mü çocuk kitaplarında? “Öyle Değil mi?”yi bir ilk olarak niteliyorsun Türkiye çocuk edebiyatında. Bu tür konularda daha önce hiç yazılmadı mı?
Ölüm, yas, boşanma, göç, savaş, yoksulluk, cinsellik gibi yaşama dair, çocuğun hayatında olan ama biz yetişkinlerin genellikle kendi kaygılarımızdan dolayı çocuklarla konuşmaktan uzak durmak istediğimiz konuları bu şekilde nitelendiriyoruz. Çocuklarla bu konuları konuşmaktan kaçındığımız için bu konudaki kitapları okumaktan ve okutmaktan da geri duruyoruz. Çocuk bunu anlamaz, çocuk buna üzülür gibi kendimizce bahanelerimiz var. Çocuğu bu zor konulardan, durumlardan korumaya çalışıyoruz. Ama aslında bu konularla baş edememekten korkan bizleriz. Yaşama dair her konu çocuk edebiyatında ele alınabilir. Önemli olan konu değil o konunun çocuğa görsel ve yazınsal dilde nasıl sunulduğudur. Sanat, edebiyat gerçek yaşam için bir köprü oluyor aslında. Çocuk güvenli alanında sevdikleriyle birlikte bir edebi eser eşliğinde  ihtiyaç duyduğu  bir “zor konuyu” konuşarak yaşamın provasını yapıyor. Toplumsal ve kültürel olarak çocuğa ve çocukluğa bakış açımız kuşkusuz ki çocuk edebiyatına da yansıyor. Avrupa’ya özellikle de Kuzey Avrupa ülkelerine baktığımızda çocuk edebiyatında her konunun çocuk gerçekliği unutulmadan ele alındığını görüyoruz ancak biz bu konulara girmekten biraz imtina ediyoruz. Ama elbette bu durum değişmeye başladı. Göç, mültecilik, savaş gibi konularda telifli kitapların yayımlandığını görmek oldukça sevindirici. “Öyle değil mi? ise zor konular başlığında değil ama evsizlik konusunda sanırım ülkemizde yayımlanmış ilk resimli kitap.

Zor konular denince akla ilk ölüm geliyor, yas süreci… Bu konuda yazan pek çok yabancı yazar var. Türklerden de birkaç isim var sanırım. Senin önereceklerin kimler olur?
İlk olarak aklıma Nesin Yayınevi’nden yayımlanan Özge Bahar Sunar’ın yazdığı ve Senta Urgan’ın resimlediği “Anneannemin Fotoğrafları” geliyor. Bir anneanneyle küçük torununun siyah beyaz fotoğrafların peşinde çıktıkları zaman yolculuğuna biz de katılıyoruz. Bu yolculuk ölüm ve kayıp, yas gibi konuları okura incelikli bir şekilde anlatıyor.

Ahmet Büke’nin yazdığı resimlerini Vaghar Aghaei’nin yaptığı Can Çocuk etiketiyle okurla buluşan “Çayırın En Tuhaf Yuvası” kitabı ise günümüzde değişen aile kavramını sorgulamak, üzerine konuşmak için imkanlar sunuyor.

Tülin Kozikoğlu’nun yazdığı Hüseyin Sönmezay’ın resimlediği Doğan Çocuk tarafından yayımlanan “Dönme Dolap” savaş ve göçü şiirsel bir dile anlatıyor.

Kemalettin Tuğcu’nun romanlarını anımsadım bir anda. Yoksullun ince sızısı vardı hep o kitaplarda… Ve pek çok yazarın yoluna ışık oldu. Senin de geçmişinde var mı Kemalettin Tuğcu edebiyatının izleri?
Kemalettin Tuğcu okuyarak büyümedim. Yetişkinliğimde de okumadım. Bu yüzden de bir bağım yok. Eserlerim çok farklı bir edebiyat anlayışı taşıyor. Kitaplarımı okuduğunuzda bunu siz de rahatlıkla görebilirsiniz. Ancak Sevgili Tülin Sadıkoğlu’nun anlattığı küçük bir anektodu sizinle de paylaşmak isterim. Sevgili Erdal Öz’e, Tuğcu’nun romanlarını neden bastığı sorulduğunda, bu kitapların çocukları üzdüğü söylendiğinde yanıtı şöyle olmuş; “Evet, çocuklar üzülüyor. Merhamet duygusunun gelişmesi için bu da gerekli!”

Sana geri dönelim… Zor konulu dedik… Çocuklar için yazarken konuları nasıl belirliyorsun? Bir cümleden yola çıktığın oluyor mu hiç?
Konu odaklı yazan bir yazar olmadım. Daha öncede söylediğim gibi akıl ile değil duyguyla yazan biriyim. Yaşadığım olaylar, hayatta tanık olduklarım beni yazmak için harekete geçiriyor. Bu bazen dolabın içinde karşılaştığım bir tilki, parkta gördüğüm kimsesizlik, belediyenin süpürme aracı, kayıp bir köpek, sokakta yaşayan bir evsiz, bir gazete haberi olabiliyor. Ancak Mart ayında okurla buluşacak “Tiyatro Bir Şenliktir” adlı öykümü konu belirleyerek yazmıştım. Yıllarca bu alanda çalışmış biri olarak tiyatronun gücünü ve büyüsünü anlatmak, tiyatronun çocukların gelişimi üzerindeki etkisine vurgu yapmak istedim. Bir oyunun nasıl sahneye konduğuna dair ipuçlarına da yer verdim. Hatta kitabın sonuna mini bir tiyatro terimleri sözlüğü de koyduk. Kurgu içinde kurgu dışı bir kitap oldu diyebilirim.

Şu cümleyi tamamlar mısın? “İyi ki çocuklar için yazıyorum çünkü…”
İyi ki çocuklar için yazıyorum çünkü yazmak umudu çoğaltıyor. Dünyayı değiştirebilme gücünü duyumsatıyor.

Ajandakolik’in yazarlar ve çizerler için sorduğu bir soru var. Ajandan ya da not defterin var mı? Varsa içlerinde neler var?
Bir değil birkaç not defterim var. Ben kalemle deftere yazmayı hala seviyorum. Defterlerimin içinde yayımlanmış, yuvasını bekleyen ya da tamamlanmamış öykülerim var. Ajandama gelince ise o oldukça kalabalık ve değişken. Editörlerimle toplantılar, yazar- çizer arkadaşlarımla buluşmalar, Sanat Kritik’teki “Taş- Makas – Kâğıt” köşemiz için yazı teslim tarihleri, edebiyat ajanımla görüşmelerim, Ev Kütüphanemiz’de her Perşembe günü küçük yaş grubu için organize ettiğim “Etkileşimli Kitap Okuma Atölyeleri” ve en çok da okullarda yaptığım kitap etkinliklerim var.

Evet, bir yandan okul etkinliklerin var. Ondan da biraz bahseder misin?
Okul etkinlikleri biz yazarların ajandasında oldukça fazla yer kaplayabiliyor. Ancak çocuklar için yazmak ile çocuklarla birlikte olmak bir söyleşi ya da etkinlik yürütmek birbirinden oldukça farklı şeyler ve farklı meziyetler gerektiriyor. Her çocuk kitabı yazarı bunu tercih etmek istemeyebilir ve bunu yapmak için uygun olmayabilir. Eğitimci olduğum yıllarda kitaplarını severek okuduğum ama maalesef çocuğu azarlayan yazarlara tanık oldum. Çocuklar beden dilini bile çok iyi okuyorlar; kendilerini küçümseyen bir yazarı hemen anlıyorlar. Samimiyetsizliği hissediyorlar. Kitaplarını okumuş çocuklarla buluşmak bir yazarı besleyen şeylerden. Çocuklar için ise  kitabını okuduğu yazarla tanışmak ve onun yazma yolculuğunu öğrenmek okuma kültürü açısından oldukça kıymetli. Tüm bunlarla birlikte zaman zaman bu etkinliklerde sapla samanın karıştığını düşünüyorum. Kimi zaman bu etkinlikler bir sahne performansı olarak da algılanabiliyor, gelen yazardan çocukları eğlendirmesi bile beklenebiliyor. Yirmi beş yıldır okullarda çocuklarla çalışmış olan bir sanat eğitimci olarak benim için bu ilişkileri yönetmek ve okullarda çocuklarla buluşmak zorlayıcı değil aksine oldukça keyifli. Okul öncesi gruplarla pek çok farklı teknikle “etkileşimli okuma atölyeleri” yürütüyorum. İlkokul öğrencileriyle de yine çeşitli kitap etkinlikleri , söyleşiler ve imza saati gerçekleştiriyorum. Özellikle Tilki Toni’nin eşlik ettiklerinde kendimizi etkinliğe kaptırıp teneffüsü bile unutuyoruz.

Ufukta yeni bir kitap var; şu sıralar kaleminin ucundan damlayan bir şeyler var mı?
2025’in hemen ilk aylarında “Park Canavarı” adlı kitabım Sevtap Sarıca’nın resimleri ile  Dinozor Çocuk etiketiyle yeniden okurla buluşacak. Mart ayında “Tiyatro Bir Şenliktir” adlı öyküm Tansel Ünal’ın çizimleriyle Doğan Çocuk tarafından yayımlanacak. Hep Kitap’tan çıkan olan “Nuri ve Lokum” adlı serimizin ikinci kitabı yine Zeynep Özatalay’ın resimleriyle Mayıs ayında raflarda yerini alacak. Bebekle de edebiyat sever mottomuzla Eolo ile birlikte yaptığımız “Oyunbaz Öyküler ” adlı serinin “Bir Ağaç” ve “Bir Sandalye” kitapları yine Hasret Küçük’ün resimleriyle Kasım ayının başında minik okurların elinde olacak. Bunlar yayın tarihi belirlenmiş kitaplarım. Bu kitaplarım dışında elbette editörlerimle üzerinde  çalıştığım öykülerim ve yuvalarını bulmayı bekleyen dosyalarım var. Şu sıralar Nesin Yayınevi’nden yayımlanan “Bitmeyen Mitoloji” serisinin yeni kitabı üzerine çalışıyorum. En son yazdığım öykümün adı ise “Yeterince”. Bu öyküm mülteci bir çocuğun öyküsünü anlatıyor diyebilirim. Senta Urgan’ın resimlediği ancak henüz yayınevini belirlemediğimiz bir diğer öyküm de çağımızda yaşadığımız kötülükler üzerine. Kısaca kalemimin ucundaki öykülerin yine zor konularda olduğunu söyleyebilirim.

Ajandakolik’te konuğum olduğun için teşekkür ederim. Nice 10, 20, 30, 40… yıllara diyelim… Nice kitaplara… Okurun bol olsun!
Davetin için  çok teşekkür ederim. Seninle sohbet etmek çok keyifliydi.

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media