Advertisement Advertisement
ayak analizi

FİLMEKİMİ NOTLARI: “THE BRUTALIST” VE “CEVHER”


İKSV tarafından 23. defa gerçekleşen Filmekimi, 4-13 Ekim arasında İstanbul gösterimlerine başladı. Festival, bu yıl İstanbul’un yanı sıra Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da da izleyiciyle buluşuyor. Filmekimi, Cannes, Venedik, Locarno, Toronto film festivallerinde prömiyerlerini yapmış, ödüllü ve ilgiyle beklenen filmlerin Türkiye prömiyerlerini festival içerisinde gerçekleştirme imkanı sunuyor. Bu yazımda Filmekimi seçkisinden merakla beklenen Brady Corbet’in yönettiği “The Brutalist” ile Coralie Fargeat’ın “Cevher” filmlerini ele alacağım.

YAZI: AHMET DUVAN
ahmetduvan15@gmail.com

The Brutalist

81. Venedik Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünün sahibi olan “The Brutalist”, Türkiye prömiyerini Filmekimi kapsamında gerçekleştirdi. Mysterious Skin (2004), Funny Games (2007), Melancholia (2011) filmlerinde oyunculuğuyla ön plana çıkan Brady Corbet, üçüncü uzun metrajı “The Brutalist” ile akademi için iddialı bir işe kalkışıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Adrien Brody, Felicity Jones, Guy Pearce, Joe Alwyn, Raffey Cassidy ve Stacy Martin gibi isimler yer alıyor. Yaklaşık üç buçuk saatlik bir süreye sahip olan film,1950’den itibaren kronolojik olarak Amerikan kültürünü ve göçmenlik kavramını, görkemli bir görsel anlatıyla sunmaya çalışıyor. The Brutalist, aynı zamanda Marlon Brando’nun One-Eyed Jacks (1961) filminden itibaren VistaVision film formatı ile çekilen ilk film özelliği taşıyor.

Bauhaus eğitimli ve Holokost’tan kurtulan Yahudi bir mimar olan Laszlo Toth, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “Amerikan rüyasını”  yaşamak için Macaristan’dan Amerika’ya göç eder. Amerika’daki ilk yıllarında yoksul ve sefil bir hayat yaşar. Bir süre sonra hayatının akışını değiştirecek bir isimle tanışır: Harrison Lee Van Buren. Kendisinin mimari sanatını beğenen Harrison Lee’nin hayali olan oldukça büyük bir brutalist yapıyı inşa etmeye koyulur. Ailesi ile beraber yaratıcılığın, psikolojinin ve hırsların odağında uzun bir mücadeleye girişir.

The Brutalist üzerine 7 yıldır çalıştıklarını söyleyen ve filmi “vizyonlarını gerçekleştirememiş” sanatçılara adayan Brady Corbet, Amerika’nın eski kaotik ama görkemli yıllarına destansı bir hikayeyle uzanıyor. Corbet, Venedik’te neden en iyi yönetmen ödülünü aldığını neredeyse filmin her saniyesi ile kanıtlarken görsel ve işitsel olarak sinemanın sınırlarını zorluyor. Piyanist (2002) ile Oscar’da en iyi erkek oyuncu ödülünün ardından Wes Anderson filmografisindeki görünürlüğü dışında ses getiren başka performansına tanık olmadığımız Adrian Brody, kendisini Akademi’ye yeniden taşıyacak bir performans sergiliyor. Filmin teknik unsurları ne kadar güçlü olsa da aynı şeyi hikaye için söylemek pek mümkün değil. “The Brutalist”, 3 saat 35 dakika gibi bir süreye sahipken, hikayesindeki karakterler arasındaki ilişkiyi sinemaya dair çokça gördüğümüz dinamiklerle tasarlıyor. Görsel olarak fazlaca yeni şey söylerken hikaye olarak bunu yapamıyor.  Hikaye oldukça uzun bir süreye sahip. Örneğin Laszlo’nun tacize uğradığı sahneyi önemli bir kırılma noktası olarak ele aldığını izleyiciye aktaramıyor. Finale doğru hatırlatıyor. Erzsebet’in, Harrison Lee ile tartıştığı sahne izleyiciye filmin sonunu sağlayacak büyük sahne olarak sunuluyor. Fakat öncesinde bu durumu yaşayan Laszlo’nun perspektifinden bir şey söylenmiyor. “The Brutalist”, ödül sezonunda sesini oldukça duyuracak kesinlikle iyi bir film, fakat anlatısı için aynı şeyleri söylemek biraz zor.

Cevher (The Substance)

77. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştiren ve en iyi senaryo ödülünü alan “Cevher”in kadrosunda Demi Moore, Margaret Qualley ve Dennis Quaid gibi önemli oyuncular yer alırken filmin yönetmenliğini Coralie Fargeat üstleniyor. Psikolojik gerilim ve bilim-kurgu türleri üzerinde dolaşan Cevher, bir korku alt türü olan “body horror” (insan vücudunu belli başlı deformasyonlar ile resmederek güvensizlik duygusu oluşturma yoluyla korkutan tür) için kült olma potansiyeline sahip. Film, Demi Moore ve Margaret Qualley’in büyüyen oyunculuklarıyla iki buçuk saatlik bir uzunlukta.

Aerobik televizyon programının yıldızı olan Elizabeth Sparkle (Demi Moore) 50. yaş gününde artık program için yaşlı olduğu gerekçesiyle işinden kovulur. Yaşadığı trafik kazası sonrası gizemli bir kişinin eline tutuşturduğu mucizevi bir madde olan Cevher’i kullanması ile ilgili bir not alır. “Kendinizin daha iyi versiyonu olmayı denediniz mi ? Daha genç… Daha mükemmel bir siz” cümlesiyle kendini tanıtan ürün, bu olanağı sağlarken bazı kullanım talimatlarına ve şartlarına da sahiptir. Elizabeth, ürünü kullandıktan sonra hayatı tamamen değişir. Gençliğini yeniden yaşayan ve yaşlı haline dönmek istemeyen Elizabeth, ürünün kullanım kurallarına uymamaya başlar. Bu durum öngörülemeyen olaylara sebep olacaktır.

Film iyi bir fikrin üzerine kurulu. Coralie Fargeat, filmin genelinde iyi bir yönetmenlik sergiliyor. Oldukça iyi çekimler ve iyi kurgulanmış sahneler izliyoruz. Elizabeth Sparkle’ın ilaç sonrası yaşadığı dönüşümün çekimi neredeyse kusursuz. Filmin ilk yarısındaki kurgu ve senaryo dinamiği nefes kesici. Yönetmen, konusunu nasıl en iyi şekilde aktarabilecekse her şey o şekilde ilerliyor. Ancak filmin süresi epey uzun. Anlatım ilk yarısında bizi etkilese de uzun sürdüğü için tekrara dönüşüyor. Ayrıca sığındığı iyi fikrin etrafında fazlaca dolaşması ve aslında bu yüzden yine kendini tekrarlaması filmin eksilerinden. Hikaye ve karakterler değişimlere uğrasa da sebepler ve sonuçlar aynı eksen üzerinde dönüp duruyor. İlk yarıda içi doldurulan konular son bölümle birlikte etkisini gittikçe kaybediyor.

Fargeat, filmi sinemaya dair önemli isimlere ve yapımlara dair referanslarla donatıyor. Anlatının genelinde Stanley Kubrick, Michael Haneke, John Carpenter, David Lynch, David Cronenberg’den izler göze çarpıyor. Filmin finalinde Brian De Palma’nın kült eseri Carrie’nin (1976) finaline dair bir esinlenme mevcut. Elizabeth’in bağımlılık üzerinden yaşadığı psikozlu ruh hali ise Darren Aronofsky’nin  2000 yapımı “Requiem For a Dream” filminin unutulmaz karakteri Sara Goldfarb’ı anımsatıyor. Elizabeth’in finalde yaşadığı dönüşüm de David Lynch’in Elephant Man’ini (1980) çağrıştırıyor. Cevher, bütününde ilgi çekici bir deneyim sağlasa da, iyi tasarlanan ilk yarısı, Demi Moore ve Margaret Qualley’in harika oyunculuğu haricinde; potansiyelini gerçekleştirememiş bir film olarak hatırda kalıyor.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media