Advertisement Advertisement
ayak analizi

“PEAKY BLINDERS: THE IMMORTAL MAN”: “ÖLÜMSÜZ ADAMIN” EBEDİ İSTİRAHATA SIRADAN GEÇİŞİ

Merakla beklenen kült dizi Peaky Blinders’ın final niyetiyle çekilen filmi “Peaky Blinders: The Immortal Man”, dram, suç ve aksiyon öğelerinin, tüm Peaky Blinders tayfasının her birinin ayrı bir yerden omuz vererek destek attığı sağlam bir diziye sıradan bir nokta koymaktan öte gidemeyen, Thomas Shelby’nin şık bir vedası yerine, niyeti iyi ancak gidişatı baştan aşağı bir türlü su yüzüne çıkamayan bir film olarak elimizde kalıyor.

YAZI: BURAK SOYER
soyerbrk@gmail.com

Tüm dünyada olduğu gibi bizde de Netflix’te yayınlamaya başladığı andan itibaren sadece mafyatik dizi-film meraklılarını değil, total izleyici nezdinde de bir fenomene dönüşen Peaky Blinders, 2013-2022 yılları ilk kez BBC2’da yayınlanmaya başlamıştı. Sonradan kemik izleyici kitlesinin sadakatiyle BBC1’a geçen, oradan da Netflix’e zıplayarak dünyanın ilgisini üzerinde toplamaya başlayan dizinin başarısının, başta elbette Peaky Blinders çetesinin gerçek patronu olan Thomas Shelby rolüyle yine muhteşem bir karakter yaratan Oscar ödüllü Cillian Murphy olmak üzere diğer “aile” üyelerinin her birinin nevi şahsına münhasır olmasında payı büyük. Ancak Peaky Blinders’ın “çukur”u Birmingham’da doğup büyüyen dizinin yaratıcı Steven Knight’a da ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Zira kendisi, tıfıl zamanlarında kulaktan kulağa yayılan Peaky Blinders efsanesine dair epey hikâye dinlemiş ve gerçekte de var olan bu çingene çetesinin öyküsünü ustalıkla parlatmayı başarmıştı. Westerne göz kırpan, dönem şartları itibariyle illegal işlerle yükselip bulduğu her yere çökmek isteyen bir çetenin hikâyesinde politik dokunuşlar da elbette olmazsa olmazdı. Kngiht, altı sezon boyunca bu dengeyi iyi korumuş, dizinin dozunu her yönden eşit bir şekilde ekrana yansıtmıştı.

Bir efsane ve kült bir dizi olarak hafızalarımızda yer edinen Peaky Blinders’ın filminin geleceği haberleri çıktığında tüm fanlar olarak tavanı görmüştük ancak 20 Mart’ta yine Netflix’te gösterime giren “Peaky Blinders: The Immortial Man” filmi, maalesef beklentilerin çok çok altında kalan bir yapım olarak karşımıza çıktı, hatta epey de üzdü, keşke tadında bıraksaydı dedirtti. Senaryoda yine Steven Knight’ın olduğu, yönetmenliğini Tom Harper’ın üstlendiği “Peaky Blinders: The Immortial Man”in oyuncu kadrosunda eski tayfanın hepsi öldüğü için pek kimse kalmasa da Barry Keoghan, Tim Roth, Stephen Graham, Rebecca Ferguson gibi isimler Cillian Murphy’nin yanında “çeşit” olmuş ve birer “görev adamı” gibi işlerini yerine getirip uzamış.


Filmin konusuna gelince… Sivri zekâ Adolf Hitler, İngiltere ekonomisi çökertip İkinci Dünya Savaşı’nda düşmanlarını egale etmenin yolunu bir de bu şekil denemek için milyonlarca sterlin değerinde sahte para bastırıp İngiltere iç piyasasına sürmeye niyetlenir. (Tarihte “Bernhard Operasyonu” olarak anılan bu hikâyenin aslını izlemek isteyenlere Stefan Ruzowitzky’nin yazıp yönettiği 2007 yapımı “Kalpazanlar” filmini tavsiye ederiz.) Paralar basılır. İngiltere’ye sevkiyat işi de tamamdır. Hepsinden önemlisi de bu paralardan yüklü bir miktar götürecek olan Peaky Blinders’ın yeni nesil üyeleri, Thomas Shelby’nin oğlu Duke Shelby liderliğinde ata yadigârı fütursuzluklarıyla kafalarına göre Birmingham’da at koşturmaktadır. Öte yandan esas adamımız Thomas Shelby ise uzun zaman önce elini ayağını kirli işlerden çekmiş, yazdığı hayat hikâyesiyle geçmişiyle hesaplaşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın yıkımından miras kalan zihinsel arızası üzerine eklenen onca olayın üstüne Tommy, hâlâ kendisine tebelleş olan hayaletlerle, lanetle, büyüyle uğraşmakta ve bir zamanlar adımını attığı an hayatın durduğu Birmingham’da ve genel olarak dünyada olup bitenle zinhar ilgilenmemektedir. Ama eski kulağı kesiklerin en harbici adamı olduğu için oğlu Duke’ün ve şimdiki Peaky Blinders’ın neler yaptığını biliyordur. Duke’ü oğlu olarak canı gönülden bağrına basmasa da oğlunun başının dertte olduğunu öğrenince ve “aile” Peaky Blinders gibi çeteler için kırmızı çizgi olduğundan silkelenip kendine gelir. Lacileri çeker, Blinders’la özdeşlemiş kasketini başına geçirip Birmingham’ın yolunu tutar. Çete üyelerinin mekânını basıp onu tanımayan adamın eline tutuşturduğu pimi çekilmiş el bombasıyla ziyadesiyle kendini tanıtır. Oğluyla yüz yüze gelir. Belanın detaylarını öğrenir ve eski tayfadan bir orduyu alt edebilecek birkaç adamıyla bir plan yapar. Nihayetinde de “bu oyunu bozar…”

Sağlam dizi ya da filmlerin devamı olan işlerde genellikle izleyicinin beklentisinin katlanarak büyüdüğü bir gerçek. Dolayısıyla böyle bir işe girişirken daha etraflıca düşünüp tartmak gerekiyor. Her ne kadar altı sezonluk bir dizinin filmi final niyetiyle çekilmiş ve gösterime girmiş olsa da, yine de “Peaky Blinders: The Immortal Man”, bağımsız bir film olarak da çıtanın epey altında kalıyor. Her şeyden önce Thomas Shelby’nin lanetli zihninde olup bitenler ve tekdüze hayatına çok fazla yer ayrılmış fakat bu süreçte birkaç “flashback” dışında Tommy’nin anlık ruh hâlinin içine tam olarak giremiyoruz.

Filmin ikinci yarısı olarak değerlendirebileceğimiz, Mr. Shelby’nin, gayrimeşru oğlunun hayatını kurtarmak için harekete geçmesiyle temponun akışı hızlanıyor ancak yine hikâye yüzeyde kalıyor. Örneğin Duke’ün geçmişi, yaşadıkları, nasıl bu hâle geldiğiyle ilgili babasıyla çamurlar içinde yumruk yumruğa kapıştığı sahne dışında, ki orada da tam olarak bir netlik yok, bir bilgimiz olmuyor. Bunun hemen ardından Thomas Shelby’nin ipleri anında ele alarak planını hayata geçirmesi, sonunda da “belki başka bir hayatta” diye tanımladığı “ebedi istirahat”e çekilmesi göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşiyor. Dramatik, suç ve aksiyon öğelerinin, tüm Peaky Blinders tayfasının her birinin ayrı bir yerden omuz vererek destek attığı dizinin finali, maalesef Thomas Shelby’nin şık bir vedası yerine niyeti iyi ancak gidişatı baştan aşağı bir türlü su yüzüne çıkamayan bir film olarak elimizde kalıyor.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media