Söyleşi – Borusan Quartet: “Prova sırasında müziğimizi kaydedip zil sesi yapmak isteyen oldu”

ajandakolik


Borusan Quartet, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ilk kurumsal oda müziği topluluğu. Oda müziği konusundaki boşluğu dolduran çok önemli dört müzisyenden oluşan müthiş bir grup. Eğer hâlâ onları dinlemediyseniz hayatınızdaki bu eksikliği tamamlayın lütfen.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Uzun zamandan beri İstanbul’un dışında festival yüzü görmediğimden yakınırken kendimi bir anda Antik Çağ’ın ünlü liman kenti Phaselis Antik Kenti’nde buldum! Kemer’de bu yıl 10’uncusu gerçekleşen Phaselis Festivali için yerimi aldım, festivalin açılış konuklarından Borusan Quartet’i dinlemek için sabırsızlanıyordum. Sessizlik oldu, müzik başladı ve gözlerimi kapadım. Mitolojik bir karakter olduğumu düşledim düşümde. Bu dörtlüyü ilk defa canlı olarak dinlemiş olmanın pişmanlığını bir kenara koydum, Phaselis’in ağaçlarla gölgelenmiş gecesine Borusan Quartet’in büyüsünü ekledim. Sonra bu söyleşi ortaya çıktı.

Tekli fotoğraflar; yukarıdan aşağıya sırasıyla: Esen Kıvrak (1.Keman), Çağ Erçağ (Viyolonsel), Özgür Baskın (2. Keman), Efdal Altun (Viyola).

Borusan Quartet, 10. Phaselis Festivali’nde.

Yaklaşık 3 bin yıllık tarihe sahip böylesine güçlü bir atmosferde, Phaselis Antik Kenti’nde olmak size neler hissetirdi?

Çağ Erçağ: Hakikaten çok eski bir yapı, ambiyans çok güzel. Burada olmaktan çok mutluyuz. Biraz terliyoruz, nem çok fazla. Ama mutluyuz.

Efdal Altun: Bu bizim buradaki ikinci konserimiz, sanırım bundan altı yıl önce ilk konserimizi gerçekleştirdik Phaselis’te. Gerçekten büyülü bir yer burası. Gerçi biz, bliyorsunuz, oda müziği yapıyoruz. Oda müziği de aslında isminden de anlayacağınız üzere salonlarda yapılan bir konser türüdür. Yani akustik açıdan daha elverişli bir ortam gerekiyor. Açıkhava her zaman klasik müzikçileri korkutur. Ama burada güzel bir ses sistemi yapıldı. Dilerim bizi izleyenler de keyif alır.

Borusan Quartet’in tarihçesini dinleyelim o zaman hazır sizleri bulmuşken… Ne zaman dörtlü oldunuz? Quartet olmak tam olarak nedir, bize anlatır mısınız?

Esen Kıvrak: Quartet, iki keman, bir viyola ve bir viyolonselden oluşan bir topluluktur. Klasik müziğin de aslında grup olarak temel taşlarından biridir. 2005 yılından beri birlikte çalıyoruz. Borusan bünyesinde toplandık. Herkes başka yerlerden geldi. İstanbul’da buluştuk. İlk yıllarda Quartet’in dışında Borusan Filarmoni Orkestrası’nda da görevliydik. Bu vesileyle çalışmalarımız başladı. 2010 yılında New York’ta uluslararası bir yarışma kazandık. Böylece konserlerimiz hız kazandı. Bu arada sadece oda müziği dersi veren hocalarla da çalışma imkanımız oldu, çok kaliteli enstrümanlarla çalma şansımız oldu. Derken 2010 yılından itibaren ciddi ve güzel bir yola girdik. O günden beri de gerek yurt içi gerek yurt dışı epey konserimiz oluyor. Buraya da ikinci gelişimiz, Efdal’in de dediği gibi. Müzisyen olmanın güzel yanlarından biri; böyle müzik yaparak dünyayı dolaşabiliyorsunuz. Bir orkestrayı taşımak zordur, 100 kişidir, 110 kişidir, bizim şansımız Quartet olarak gitmek, dört kişi olarak seyahat etmek daha kolay olduğu için bunun da avantajlarını yaşadığımızı söylemeliyim.

“BİZİ EN İYİ ANLAYAN SEYİRCİ KADIKÖY SEYİRCİSİ” 

Türkiye’deki klasik müzik dinleyicisini Avrupa’yla kıyaslayacak olsanız arada nasıl bir fark var?

Çağ Erçağ: Ne yazık ki aramızda kültürel farklılıklar var. Bizim topraklarımız, kültürümüz her ne kadar derin, çok zengin olsa, hatta bir çok medeniyetin beşiği olsa da, klasik müziği benimsemiş, özümsemiş bir toplum değil. Geçmiş yıllara baktığımızda ne yazık ki yapılan birçok müzik türü form olarak tek sesli müziktir ve sözler vardır. Bizim toplum, içinde söz olmayan müziği pek kabul edememiş, sözsüz klasik eserleri anlamaya çalışmamıştır. Biz bu çok sesli müziği, gerek okul konserlerinde gerekse diğer konserlerde topluma anlatmaya ve sevdirmeye çalışıyoruz. Bizi en iyi anlayan seyirci, düzenli konserler verdiğimiz Süreyya Operası sahnesine gelen Kadıköy seyircisidir. Onlara buradan sevgilerimi yolluyorum.

Efdal Altun: Avrupa’da dinleyici yaş ortalaması ülkemize göre çok daha yüksek. Avrupa’da gerçekleştirdiğimiz konserlerden sonra tanıştığımız dinleyicilere, Türkiye’de gençlerin konserlerimize yoğun şekilde ilgi gösterdiklerini söylediğimizde, büyük şaşkınlık yaşıyorlar ve onlara imrendiklerini söylüyorlar. Bununla birlikte konser dinleme kuralları ve alışkanlıklarında genel olarak bizden daha ileri seviyede.

Konser sırasında yaşanan herhangi bir aksilikte  birbirini idare etme konusunda nasılsınız, merak ediyorum. 

Çağ Erçağ: Sanıyorum tek bir kelime ile tecrübe diyebilirim. Tecrübeyle üstesinden geliyoruz.

Efdal Altun: Grup olarak uzun yıllardır birlikte çalmanın kazandırdığı bazı reflekslere sahibiz. Çalışla ilgili bir aksilik olduğunda bunu ancak çok dikkatli seyirciler fark edebilir.

Çalma esnasında komik anlar oluyor mu, birbirinize güldüğünüz ya da sinirlendiğiniz? Yoksa hep ciddi ciddi çalmaya mı özen gösteriyorsunuz? 

Çağ Erçağ: Tabii ki açıkhavada çalmak kolay değil, özellikle de nemli, sıcak ortamlarda çalmak zor.  Nota sayfalarının hamur gibi olması, elimizin terden dolayı kayması gibi anlık komik şeyler olabiliyor. Tüm bunlar keyif aldığımız gerçeğini değiştirmez.

Efdal Altun: Konser sırasında yaşanacak bir talihsizlik durumunda birbirimize kızmayız. Komik bir durumsa, mesela nota düşmesi gibi gülümseyerek durumu idare etmeye çalışırız. Zaten her türlü aksilikte gülümsemeye devam etmek de seyircinin rahatlamasını sağlayacaktır.

“NOTA SEHPASI YERİNE BİLDİĞİN SEHPA GETİRDİLER” 

O zaman tüm bunlardan yola çıkarak tuhaf bir anınız mutlaka olmuştur. 

Esen Kıvrak: Seyahat sırasında valizlerin gelmemesi tabii artık rutin oldu. (Gülüyor.)

Efdal Altun: Sahnede olan bir anı… (Düşünüyor.) Bir Anadolu turnesinde sehpa istedik, daha doğrusu nota sehpası istedik. Orada önümüze bir sehpa koymuşlardı.

Özgür Baskın: Evet evet, zigon sehpa hatta! (Gülüyor.) Fiskos masası.

Eeee ne yaptınız?

Efdal Altun: Israr ettik galiba o nota sehpası için. Sonra neyse ki bulup getirdiler.

Esen Kıvrak: Aslında olaylar kadar gittiğimiz yerler de enteresan. Normalde hiç aklınıza gelmeyecek yerlerde de çalma imkanı bulduk. Örneğin atıyorum üç dört ay önce Tanzanya’daydık. Japonya çok değişikti mesela.

Efdal Altun: Otelden konser salonuna bizleri servisler getirir götürür. Bir gün bir servis şoförü, prova yaparken yanımıza kadar yaklaştı ve müziği kaydetmeye başladı. Sonra “Bir kez daha çalar mısınız? Kaydedemedim de. Zil sesi yapacağım” dedi.

Sizce birbiriyle en uyumlu enstrümanlar hangileri? 

Çağ Erçağ: Bütün enstrümanlar birbiriyle uyumludur. Ben tüm bu enstrümanları sahnede çalarken birbirleriyle sohbet eden kişiler olarak görürüm; bir hikaye anlatırız. Eğer hikâye kötüyse o zaman her enstrüman uyumsuz olur.

Efdal Altun: Farklı çalgı gruplarının kendi içlerindeki uyumu her zaman daha fazladır fakat seslerin uyumu daha çok yazılan esere bağlıdır. Söz gelimi birlikte ilk anda akla gelmeyecek iki çalgı, güzel bir eser içinde olağanüstü uyumlu tınlayabilir.


Çaldığınız başka müzik aletleri var mı? Ya da ilgi duyduğunuz başka sanatsal dallar.

Çağ Erçağ: Ben biraz gitar çalıyorum.

Efdal Altun: Esen bir dönem bandoneon çalmış. Ben mizahla ilgilendiğim için boş zamanlarımda bu konuda çalışmalar yapıyorum.

Aaaa! Bu mizah işini biraz anlatın.

Efdal Altun: Öğrencilik yıllarımda okulda Hikmet Şimşek taklitleriyle ünlenmiş ve taklitlerim bizzat Hikmet Şimşek tarafından kayda alınmıştı. Daha sonra Levent Kırca’nın keşfiyle İstanbul’a yerleşip bir dönem stand-up gösterileriyle sahne deneyimi kazandım. Gelen televizyon tekliflerini geri çevirip müzik kariyerime devam etme kararı aldım. İlerleyen yıllarda müzik ve mizahı birleştiren bir yaklaşım benimseyerek bu konu üzerine çalışmalar yapmaya başladım ve bunun ürünü olan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası 23 Nisan Çocuk Konseri ve Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Çocuk Orkestrası konserlerini gerçekleştirdim. Bir dönem Andante müzik dergisinde müzik mizah yazıları yazdım. Daha sonra sosyal medyaya ağırlık vermeye başladım. Müzik-mizah içerikli çalışmalarımın dünyanın dört bir yanında paylaşılması beni mutlu ediyor. Güzel de bir sahne projem var fakat biraz sponsor desteği gerekiyor. Bu destek sağlanırsa dilerim Türkiye’de ilk kez gerçekleşecek formatta bir gösteriyi izleyicilerile buluşturabileceğim.

“EGOLARIMIZI ASKIYA ASARIZ. ASLOLAN MÜZİKTİR”

Bu tip topluluklarda / gruplarda ego savaşları olur. Bunca yıl birliktesiniz. Yola devam edebilmenin sırrı ne?

Çağ Erçağ: Prova odasına girmeden önce hepimiz egomuzu askıya asarız. Aslolan müziktir ve mücadelemiz onu daha iyi nasıl yapabileceğimiz ile ilgilidir.

Efdal Altun: Yıllar içinde gereksiz zaman harcamamak ve hızlı ilerlemek adına egolarımızı geri plana atmayı öğrendik.

Peki Borusan Quartet’i yakın zamanda nerelerde dinleyebiliriz?

Özgür Baskın: İstanbul’da Kadıköy’de Süreyya Sahnesi’nde ve hemen bir gün sonrasında Avrupa yakasında Enka Okulları’nda konserimiz olacak. Bunlar bizim düzenli olarak gerçekleşen konserlerimiz. Yani ajandaya 11 ve 12 Kasım tarihlerini not edebilirsiniz.

Ajandakolik’in klasik sorusunu Quartet’e de sorayım o zaman. Ajanda tutuyor musunuz?

Efdal Altun: Bu akıllı telefonlar çıkana kadar hep bir ajandam oldu benim. Hatta sakladım onları, duruyor evde. Fakat artık telefonda ajandam.

Özgür Baskın: Galiba hepimiz teknoloji üzerinden ajanda tutuyoruz.

Next Post

2. İstanbul Uluslararası Deneysel Film Festivali jürisi belli oldu

Bu yıl 13 – 17 Kasım tarihleri arasında ikincisi düzenlenecek olan İstanbul Uluslararası Deneysel Film Festivali’nde Yarışma bölümünün jüri başkanlığı belli oldu. Festivalin jüri başkanlığını Home Movies – İtalyan Amatör Film Arşivi’nin kurucu direktörü Paolo Simoni yapacak. Jüri üyeleri ise şöyle: Sanatçı, yönetmen ve akademisyen Terry Flaxton, Protocinema’nın kurucusu ve […]

Bizi takip edin