Advertisement Advertisement
ONSAFX Forex Haberleri

SAFTER KORKMAZ: “BU KİTAP, 1990’LAR TÜRKİYE’SİNDE ÇOCUK OLMAYA DAİR İPUÇLARI TAŞIYOR”


Uzun yıllardır uzaktan da olsa tanıdığım, takip ettiğim bir editör Safter Korkmaz. Onun daha önce yayımlanmış bir kitabı olduğunu ise henüz öğrendim. Bunu da Can Çocuk’un Safter’in o ilk kitabını yeniden yayımlamasıyla, bu dönemin çocuklarıyla buluşturmasıyla… Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde, bir macera romanı! Ama bence onu daha özel kılansa, yazarının da dediği gibi 1990’lar Türkiye’sinde çocuk olmaya dair ipuçları taşıyor olması. Safter ile kitabı vesilesiyle hem çocuk edebiyatının dününü bugününü hem de bir tutam editörlüğü konuştuk.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU
nilufer@ajandakolik.com

Yıllar sonra bir söyleşide yeniden bir araya gelmek ne güzel! Ajandakolik’e hoş geldin sevgili Safter. İki bağımsız editör olarak konuşacaklarımız çok ama önceliği 11 yıl sonra bu defa Can Çocuk tarafından yayımlanan kitabın “Cankurtaran Şövalyeleri”ne verelim elbette… Bu kitabı yeniden yayımlatma kararı nasıl aldın?
Merhaba Nilüfer. Seninle ve Ajandakolik’le tekrar buluşmak gerçekten güzel. Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde kitabının ilk baskıları (9 baskı) Günışığı Kitaplığı tarafından yapılmıştı. Kitabın 9. baskısı yanlış hatırlamıyorsam 2012 yılında dağıtıma girdi. O tarihten bugüne yeni baskısı yapılmamıştı. Can Çocuk Yayınlarından editör Mehmet Erkurt, birkaç yıl önce kitabımın akıbetini merak etmiş ve tekrar yayımlamayı düşünüp düşünmediğimi sormuştu. Bir düşünme süreci sonrası, aradan geçen 13-14 yıl içerisinde yeni bir çocuk okur kuşağına hitap etme fikri bana cazip geldi. Yaklaşık 20 yıl önce yazılmış bir metnin, değişen toplumsal yapıya ve yeni okur profiline rağmen (ya da belki de tam da bu nedenle), hatırlatıcı bir işlev görebileceği düşüncesiyle Mehmet’in önerisini kabul ettim ve Can Çocuk Yayınları’nın özenli çalışması sonucu kitap tekrar okuyucunun beğenisine sunuldu.

“Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde”, baş kahramanı Uğur’un ve yeni taşındıkları mahalledeki arkadaşlarının maceralarını konu ediyor. Gizli bir kulüp, eski bir harita, gizemli dehlizler… Tam bir serüven, tam bir yolculuk! Kitaptan biraz bahseder misin?
Cankurtaran Şövalyeleri’nin baş karakteri Uğur, babasının tayini nedeniyle İstanbul’a yeni gelen bir çocuk. Tarihi yarımadada, Cankurtaran semtinde, yeni hayatına alışmaya, arkadaşlar edinmeye çalışan Uğur’un yaz boyunca yaşadıklarına tanıklık ediyoruz kitapta. Uğur ve arkadaşları bir yandan oyun oynadıkları arsa için mücadele verirken diğer yandan İstanbul’un gizemli dehlizlerinde heyecanlı bir hazine avına çıkıyorlar. Hikâye bolca macera ögesi barındırsa da benim için daha belirleyici olan, kitabın 1990’lar Türkiye’sinde çocuk olmaya dair ipuçları taşıyor olması.

Hikâye, 1990’lı yılların sonlarındaki İstanbul’a okuru götürüyor. Benim de sekiz dokuz yaşlarında olduğum ve tıpkı diğer çocuklar gibi mahallede oynadığı; kendi kendimize heyecan ve gizem yarattığımız zamanlar… O dönemin çocukları olarak bizler çok şanslıydık. Sanırım senin gençlik yıllarına tekabül ediyor. Senin için 90’ların İstanbul’u nasıldı, biraz anlatır mısın?
İstanbul’a 1989 yılında üniversite eğitimim için geldim. Henüz 16 yaşındaydım ve ilk duygularım, kitabın kahramanı Uğur’dan çok farklı değildi. Yeni bir şehir, yabancı bir çevre… Yeni arkadaşlıklar kurmanın zorlukları… Ama dediğin gibi, biz eski kuşaklar bu konularda daha şanslıydık, bu sıkıntılı günleri çabuk atlatıp iyi bir arkadaş çevresiyle İstanbul’un keyfini çıkarmaya çabuk başlayabildim. Benim İstanbul’um daha yeşil, daha az trafiği olan, insanlarla daha kolay iletişim kurabildiğim, mahalle kültürünün hâlâ varlığını sürdürebildiği bir şehirdi. Şehir bunca betona bulanmamıştı, insanlar daha güler yüzlü ve sıcakkanlıydı. Çocuklar hâlâ sokaklarda oynayabiliyor ve daha sosyal bir çevrede büyüyebiliyorlardı.

Bu kitabı okurken devamı gelecekmiş izlenimi aldım ama sen yazmadın. Tek bir kitapla sınırlı kaldı. Belki yeni yayınevinle bu bir seri olur, ne dersin?
Aslında Cankurtaran Şövalyeleri’nin bir devam kitabı daha var. Onu da yıllar önce kaleme almıştım. Yıllardır dosya halinde bir köşede duruyordu. O dosyayı da Can Çocuk Yayınları’nın dikkatine sundum. Sanırım, o kitap da bu yıl içinde okurun beğenisine sunulacak.  Ancak Cankurtaran Şövalyeleri’ni şimdilik bir seri olarak sürdürmeyi düşünmüyorum.

Uzun bir yayıncılık kariyerin var. Geçmişle bugün arasında ne gibi farklar görüyorsun? Türk edebiyatının, özellikle çocuk edebiyatının günbegün kendini geliştirdiğini ve yenilediğini düşünüyor musun?
Çocuk ve gençlik edebiyatımızın 1990’lardan bu yana ciddi bir gelişme gösterdiği çok açık. 30-40 yıl öncesinde bir çocuk ve gençlik edebiyatımızın olduğundan söz etmek bile çok zordu. Çoğunluğu çeviri eserlerden oluşan sınırlı bir çocuk ve gençlik literatüründen söz edebilirdik o yıllarda. Şimdi ise alanda özenle çalışan pek çok yayıncı var ve her yıl, çocuk ve genç okurun beğenisine sunulan binlerce eserden söz edebiliyoruz. Bu anlamda çocuk ve gençlik yayıncılığımız amatörlükten profesyonelliğe doğru ciddi bir mesafe kaydetmiş durumda.

Alanda ürün veren yazar, editör, çevirmen, çizer vb. paydaşlar cephesinden baktığımızda da ciddi bir ilerleme ve uzmanlaşmadan bahsedebiliriz. Geçmişte amatör ruhla ve işin doğrusu çalakalem yapılan pek çok iş, şimdi eğitimli ve uzman kalemlerin elinden çıkıyor. En basitinden, 30 yıl önce editörlük kurumundan bahsetmek bir lüksken şimdi, çocuk yayıncılığının olmazsa olmazlarından biri durumunda.

Öte yandan, bu olumlu gelişmelere rağmen hâlâ kat edilmesi gereken çok mesafe olduğu da açık. Profesyonellik, yayıncılık kalitesini artıran bir unsurken, eğer dozu iyi ayarlanamazsa yayıncılığı ticari kaygıların gölgesinde bırakabilecek bir tehlike de barındırıyor. Çocuk yayıncılığımızda zaman zaman bunun izlerini görebiliyoruz. Popülerlik kaygısı, satış yapma baskısı ya da siyasi atmosferin etkileri zaman zaman yayıncıları yanlış yönlendirebiliyor. Bunu yanında siyasal iktidarın uygulamaları (sansür, MEB’in çocuk kitabı üretmeye başlaması, devlet kurumlarının tavsiye kitap listeleri yayınlaması vb.) yayıncılığımızın tepesinde Demokles’in Kılıcı gibi sallanıyor.

Yıllarca İyi Kitap’ın da editörlüğünü üstlendin. Hatta ben de seni o vesileyle tanımış oldum. Sana dergide yayımlanması için kitap incelemeleri gönderdim. İyi Kitap’ın web sitesine girdiğimde en son 2023 yılından kalma yazılar olduğunu görüyorum. Dergi de 156 sayının ardından veda etti. Yeniden canlanma olasılığı bir hayal mi? Çok emek var. Keşke yeniden başlasa…
İyi Kitap, çocuk ve gençlik yayıncılığımızda çok önemli bir köşe taşı. Çocuk ve gençlik yayıncılığımızın, az önce bahsettiğimiz gelişme dönemine tanıklık eden bir dergiydi. Sadece tanıklık etmekle kalmayıp yazılarıyla, dosya çalışmalarıyla bu gelişime katkı sunan bir buz kırıcı çalışmaydı. 8 yıl derginin yazı işleri müdürlüğü ve editörlüğü görevini yürüttüm. 2023 Haziran’ında, ne yazık ki derginin yayın hayatı sona erdi. İyi Kitap’ın yokluğu alanda ciddi bir eksiklik. Böyle bir çalışmaya ihtiyaç olduğu çok açık. Bunu gören derginin yayıncısı Tudem, sanırım yeni bir formatla dergiyi tekrar hayata geçirecek. Ben de merakla ve sevinçle, bir okur olarak İyi Kitap’ın dönüşünü bekliyorum.

Kitaba geri dönecek olursak Ali Çetinkaya’nın çizgilerine rastlıyoruz. Ki bence metinle çok iyi bir uyum yakaladığını söylemek mümkün. Yazar çizer ilişkisi bu anlamda çok değerli ve önemli. Neler söylemek istersin?
Ali Bey’in kitaba katkısı çok büyük. Resimlemeleri tek kelimeyle muhteşem. Kitabın ruhunu yakaladığını ve canlılık kattığını söylemeliyim. Ve bu başarının tek mimarı Ali Bey. Benim tek yaptığım Ali Bey’e içtenlikle teşekkür edip kutlamak oldu. Bu açıdan şanslıydım. Ama yayıncılığın genel çerçevesinden bakarsak, evet dediğin gibi yazar ve çizer uyumu çok önemli. Bu uyum yakalanamazsa ortaya çıkan eserin başarı şansı azalıyor.

Bu bir ilk kitap… Yazdığın yıla gidecek olursak o dönem yazarken dikkate aldıkların nelerdi? Bugünün kitabı diğerinin birebir aynısı mı yoksa değişiklikler yaptın mı?
Kitap neredeyse ilk yazıldığı hâliyle tekrar baskıya girdi. Elbette dil ve yazım kuralları açısından ciddi bir editörlük çalışması yapıldı ama önemli bir değişiklik olmadı. Bu, benim ve editörlerimin (yeri gelmişken editörlerim Mehmet Erkurt’a ve Ceylin Aksel’e de emekleri için teşekkür etmeliyim) ortak kararıyla şekillendi.

Kitabın ilk yazılma süreci ise başka bir hikâye. 2003 yılında bir hafta içinde yazdığım bir kitap bu. Yazarken kendi çocukluğuma ait izlerden sıklıkla yararlandığımı söyleyebilirim. 1980’lerde sokakta büyüme şansı bulan bir çocuk olarak, kitaptaki çoğu karakter ve motif benim çocukluğumdan esintiler taşır. O anlamda kitabın yazım süreci geçmişin mahalle kültürüne duyulan özlemin bir ifadesi olarak yorumlanabilir.

Dilerim yeni kitaplarını okuma şansı elde ederiz. Editör kimliğinin yanında seni bir yazar olarak görmek de mutluluk verici. İyi ki yazıyorsun. Okurun bol olsun!
Çok teşekkür ederim. 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media