Advertisement Advertisement
ayak analizi

BUZDAĞININ GÖRÜNMEYEN KISMINA DAİR BİR HİKÂYE

YAZI: GÖKHAN YAVUZ DEMİR

Şayet her şey göründüğü gibi olsaydı hayat bu kadar karmaşık olmazdı. Şeylerin, yani ilişkilerin, insanların, olayların göründüğü gibi olduğu bir dünyada yanlış anlamalardan ötürü kimse mağduriyet yaşamazdı. Ama elbette öyle bir dünyanın merak edilecek veya keşfedilecek bir gizi ve anlamı da bulunmazdı. Dahası her şeyin göründüğü gibi olduğu bir dünyada sanata, felsefeye, edebiyata ve hikâyelere ihtiyaç da duyulmazdı. Belki de bunun için, yani çoğu şeyin göründüğü gibi olmadığı bir dünyada yaşadığımıza şükretmeliyiz. Bu sayede hâlâ merak ettiğimiz, çözmek için çabaladığımız, anlamaya çalışttığımız, keşfetmek için uğraştığımız pek çok sebepsiz derdimiz ve sorunumuz mevcut.


“Çözüm Bakanlığı” serisinden tanıdığımız ve sevdiğimiz Sanne Rooseboom’un, Türkçeye Hasan Türksel tarafından tercüme edilen ve Sophia Pluim’in az ama öz desenleriyle renk verdiği son romanı “Mot ve Metal Balıkçıları” on bir yaşındaki küçük kahramanının gözünden işte böyle bir dünyayı, çoğu şeyin hiç de göründüğü kadar açık ve basit olmadığı bir hayatı anlatıyor. Romana adını veren kahramanımızın asıl adı Vlinder, yani kelebektir ama o ısrarla kendisine Mot, yani güve denilmesini ister. Ona ısrarla Vlinder demeyi tercih eden annesiyle aralarındaki en büyük fark belki de bu isim tercihiyle başlar. Annesi, kızının renkli elbiseler giyen, cıvıl cıvıl, özenli, temiz ve şık bir çocuk olmasını ister. Oysa Mot hiç de öyle bir kız değildir. Siyah kıyafetleri, rengi atmış tişörtleri, kiri, pası sever. Anne ve kız kahvaltıda ne yeneceğinden başlayarak neredeyse her hayati konuda ayrı tercih ve zevklerin insanıdır. Bir türlü aynı dili konuşup anlaşamazlar. Böyle bir anlaşamama anında Mot, eski kanalda demir artıklar tutmak için kendi harçlığıyla bir mıknatıs alır. Gerçi harçlığı tam olarak yetmediği için mıknatısı okuldan tanıdığı, çok şık ve kibar Vincent’ın eksiğini tamamlamasıyla alabilir. Ve mıknatısını kanala ilk salladığında küçük, paslı bir denizaltı bulur. Gayet sıradan, sıkıcı ve çok bildik başlayan hafta, Mot’un gün yüzüne çıkardığı denizaltıyla birlikte yerini büyük bir maceraya bırakır.


Bu macerada Mot hem en yakınındaki Vincent’tan şüphelenecek ve sır saklayacak, hem hiç tanımadığı yeni dostlar edinecektir. Bir denizaltı kullanmayı öğrenmekle kalmayacak, o denizaltıyla çıkışı olup olmadığını bilmediği su altındaki gizemli bir labirentte yolculuk da edecektir. Bir tarafta tehdit altında bir şehir, yaşadıkları yerlerin yıkılma tehdidiyle karşı karşıya kalan yeni tanıştığı akrobat dostlarının yardıma ihtiyaç duymaları, diğer tarafta açgözlü, doymak bilmeyen bir milyarderle giriştiği rekabeti kaybetme korkusu ve belki de hiç tanıyamadığı için sürekli şikâyet ettiği annesini ilk defa yakından tanıma şansını bulması… Bütün bunların hepsi Mot’u heyecanlandıran ve şaşırtan gelişmelerdir. Çünkü o güne dek yaşadığı şehir başta olmak üzere, annesi dahil çevresindeki çoğu kişi ve yer aslında hiç de Mot’un sandığı gibi değildir. Mot ergenliğinin bu en sancılı varoluş aşamasında belki de sadece kendisini değil, çevresini, dostlarını ve annesini de şimdi ilk defa gerçekten tanıyacaktır.
Mot’un bu zorlu kendi oluş hikâyesinden bizler de hayatımızdaki pas tuttuğunu düşündüğümüz pek çok şeyi yeniden kendi ışıltısıyla görmeyi öğrenebiliriz.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media