Söyleşi – Sumru Ağıryürüyen: “Şimdinin, köprüden önceki son çıkış olduğu gibi bir hissim var”

ajandakolik
Fotoğraf: Pınar Gediközer

“Sıcacık bir hoş geldin” onun sesi… Uzakları yakın eden, Akdeniz kokulu bir rüzgâr, beyaz bir gece, hüzünlü ama huzurlu, sizi sarıp sarmalayan, büyüten bir ninni gibi, hem anaç hem dost eli…
Bugünlerde onun şarkılarını dinlemek biraz da şifa gibi… Sumru Ağıryürüyen ile evlere sığındığımız bugünlerde müzik kariyeri üzerine sohbet ettik. Orçun Baştürk ile birlikte yol aldıkları SO Duo projesinden, geçmişten, hayatımızın bu tuhaf baharından bahsettik.

Nilüfer Türkoğlu

Bazı söyleşilere hazırlanırken hayranlığım işimin bir adım önüne geçtiği için heyecanım da bir o kadar büyüyor. Çocukken babamın Ezginin Günlüğü kasetlerinde ilk defa sesini duyup daha sonra Yeni Türkü’nün “Süper Baba Film Müzikleri” albümünde yeniden kavuştuğum, yıllar sonra çıkardığı “Issız” albümüyle beni 2009’da bırakan Sumru Ağıryürüyen ile böyle oldu. Dersine yeterince çalışamamış bir çocuk gibi hissettim soruları hazırlarken. Belki bunda yaşadığımız günlerin asap bozuculuğu da vardı bir tutam ama bu söyleşiyi yüz yüze yapmış olmayı tercih ederdim. Benim için memleketin en iyi seslerinden ve müzisyenlerinden biri olan Sumru Ağıryürüyen, her ne kadar kariyerinde pek çok grup ve müzisyenle ortak işler yapsa da benim için hep tek ve eşsiz. Bugün Ajandakolik’te konuğum olduğu için kendimi şanslı sayıyorum.

Karantina günlerini evde nasıl geçiriyorsunuz; müzikten, albümlerden söze başlamadan önce? Kaygılarınız var mı?

Aile üyeleriyle, dostlarla haberleşmek, birbirimize moral vermekle geçti ilk günler. Ne yazık ki çok sevgili bir dostum yoğunbakımda. Onun dışında evde organize olmakla geçiyor. Bilgi Üniversitesi’nde ders veriyorum bir yandan, onun uzaktan eğitime uyarlanması, çeviri işleri, gündelik işler, yazı çizi işleri, elbette müzik, sinema, kitap vesaire işte… Böyle geçiyor şimdilik. Kaygılarım var elbet. Buradan en az kayıpla, ama fazlalıklardan da arınmış olarak çıkabiliriz umarım. Yeryüzüyle, birbirimizle ilişkilerimizi yeniden düşünerek, tasarlayarak. Ütopyalarımızı yoklayarak.

Evde kalmaya alışık mısınız? İnsanlar bu konuda çok zorlanıyor. Önerilere ihtiyaç duyuyor.

Zaman zaman sağlık nedenlerinden evde kalmam gerekti. Oramı buramı kırdım zira. Kapalı kalmayı farklı şekillerde de düşünmedim değil. Saçma sapan nedenlerle özgürlüklerinden olan dostlarımız var. Gözleri görmeyen, kulakları da duymayan, hareketleri kısıtlı ve yalnız yaşayan bir akrabam vardı mesela. Ondan çok şey öğrendim. Epey sosyal bir insanım, ama şimdilik “sıkıldım” diyecek kadar bunalmış değilim. Çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Nefes alabildiğimize şükrediyorum. İnsan hırsı ya da beyinsizliği yüzünden nefes alacak hava da bırakmıyor giderek. İklim krizi, savaşlar, göçmek zorunda kalanlar…

Orçun Baştürk ve Sumru Ağıryürüyen. Fotoğraf: Cemalettin İrken

Dünya’nınn “İmdat!” çığlığı attığı bir dönemdeyiz belki de, kim bilir…
Sizden uzun uzadıya kendinizi anlatmanızı istemek yerine yeni nesilin google’lamasını, biraz araştırma yapmasını arzu ediyorum açıkçası. Geçmişe gideceğiz gitmesine ama biraz yakın geçmişten bahsedelim. Müzik kariyerinize “solo” olarak değil de bir süredir “SO Duo” olarak devam ediyorsunuz. 2013’ten bu yana Orçun Baştürk ile birlikte müzik yapıyorsunuz.  Nasıl bir araya geldiniz de SO Duo hayata geçti?

Aslında ben solo çalışan bir müzisyen değilim. Uzunca sayılacak müzik serüvenimde bir solo albüm var, ama Tanju Duru’nun çok değerli prodüktörlüğü, eşliği, dostluğu ve çok sayıda müzisyen dostumun gönülden katkılarıyla. Yani bayağı ortak bir iş. Onun dışında pek çok müzisyenle gruplar, ortak projeler içinde yer aldım. Orçun ile tanışmamız da böylesi bir buluşmada, sahnede oldu. Ortaklıklarımız ve farklılıklarımız bizi önce Şevket Akıncı dostumuzla çalışmaya yönlendirdi, doğaçlama üçlümüz Konjo kuruldu. Sonra Karadeniz-Balkan Hattı’nda Ayşenur Kolivar, Onur Şentürk, Mikail Yakut ve Anıl Eraslan ile birlikte konserler verdik. O dönemde iki Açık Radyo programcısı olarak ve yine radyomuz için Vassiliki Papageorgiou ile birlikte “Sappho Aramızda” projesini kotardık. Muammer Ketencoğlu ve Brenna MacCrimmon ile Ayde Mori Yeniden’de yine aynı sahneyi paylaştık. Bir dönem Dunia’da özgür doğaçlama geceleri düzenledik, birlikte atölyeler verdik. Bu arada doğaçlamalar ve şarkılardan oluşan bir ikili çalışma fikri baştan beri vardı. 2016’da bunu gerçekleştirmeye karar verdik.

Sumru Ağıryürüyen, Orçun Baştürk; SO Duo Ay Ana albüm / Fotoğraf: Pınar Gediközer

Orçun Baştürk ile birlikte hem şarkıları seslendiriyorsunuz, bir yandan da mandolin ve perküsyonda siz varsınız. O da panduriden shrutiye bizim pek bilmediğimiz müzik aletlerini çalıyor. SO Duo’nun müzik türünü tam olarak nasıl tarif edebiliriz?

Tarzımız alt-folk (yani alternatif folk) ve diğer olarak adlandırılabilir. Orçun, dediğiniz gibi, SO Duo’da hem şarkı söylüyor hem de farklı sazlar çalıyor. Bu, onu başta Replikas olmak üzere ülkemizdeki birçok öncü grubun davulcusu olarak tanıyanları şaşırtıyor olabilir tabii.

2018’de çıkardığınız “Ay Ana” albümü ve geçen yıl gelen “The Light” EP’si… Biraz buradaki şarkılardan bahsedelim… Usta bambu flütçü Steve Gorn’u da anmadan geçmeden elbette… Bu şarkıların hazırlık süreci, tarzı, tavrı hepsini merak ediyorum. Şarkıların her birinde bilgelik var sanki…

Ne mutlu bize böyle hissettiyseniz. SO Duo’da bir-iki geleneksel ezgi dışında kendi şarkılarımızı seslendiriyoruz. Sözler de genellikle yerli halkların sözlü şiir geleneğinden, dünyada ve bu topraklarda yaşamış bilgelerin dediklerinden ve zamanın bize söylettiklerinden ibaret. Şarkıların düzenlemeleri, besteleri genellikle Orçun’dan, sözleri ya da sözlere uyarlanması da genellikle benden geliyor. Tabii çokça ortak çalışmaya dayalı süreçler. Ama Orçun’un müzikal birikimi ve vizyonunun yol gösterici olduğunu söylemeliyim. İlk albümümüz “Ay Ana”da yalnızca ikimiz çalıp söyledik, bir şarkıda sevgili Canfezâ Gündüz’ün klasik kemençeyle konuk olması dışında. Üç şarkılık “The Light” EP’si ise bansuri üstadı Steve Gorn ile birlikte canlı kayıtlarımızdan oluşuyor. Dünya çapında bir değer olan Steve ile 2006 ve 2010’da düzenlediğimiz İsmet Sıral Yaratıcı Müzik Atölyesi sırasında tanışmıştık. Albümümüzü dinledikten sonra birlikte çalıp kayıtlar yapmayı önerdi. Nitekim geçtiğimiz Şubat Borusan Müzik Evi’nde de birlikte çalma fırsatımız oldu.

Sizin SO Duo şarkıları arasında en sevdiğiniz hangisi ya da söylemeyi en çok sevdiğiniz?

Hepsi. Ama “Ey Dost”u herkesle birlikte söylemek çok eğlenceli, itiraf edeyim.

“Üç şarkılık “The Light” EP’si ise bansuri üstadı Steve Gorn (solda) ile birlikte canlı kayıtlarımızdan oluşuyor.”

Bunca yıllık müzik kariyerinizde bir birlikteliğe ihtiyaç duymanızın temel nedenleri neler? Ya da böyle bir ihtiyaçtan mı doğdu bu şarkılar, SO Duo?

Şarkıyı birilerine söylüyorsanız zaten bir birlikteliğe ihtiyaç duyuyorsunuz demek. Aslında dediğinizi anlıyorum tabii. Ama daha önce de belirttiğim gibi hiçbir projede yalnız çalıp söylemedim. SO Duo ise farklı birikimleri olan iki müzisyenin, belki de başta sadeleşme ihtiyacı olmak üzere benzer yönelimlerinden doğmuştur denebilir.

Müzikte ikili olanlara da “grup” diyenler var, ilginç bir şekilde. Çoğalmak, bir grup olmak gibi düşünceleriniz var mı? Tıpkı geçmişte Ayşe Tütüncü’den Bülent Somay’a, Ezel Akay’dan Mehmet Tütüncü’ye birçok önemli ismin bir araya geldiği “Mozaik” grubunuz gibi? Yoksa artık hep “ikili” misiniz?

SO Duo ikili bir yapı. Ama sahnede genellikle SO Duo ve Dostlar olarak çalıyoruz. Hem birlikteliğin sinerjisini sevdiğimizden hem de şarkılarımızı layığıyla çalmak istediğimizden. Şimdiye kadar albüm öncesinde Hollanda’da sevgili Oğuz Büyükberber ve soprano dostumuz Claron McFadden ile, albümlerden sonra ise Onur Başkurt (davul ve elektronikler), Burhan Hasdemir (vurmalılar), Canfezâ Gündüz (k. kemençe) ve Mehmet Tekirdağ (kaşık) ile sahne aldık. Tabii bir de Steve ile. Bunların dışında ikimizin ortak olduğu (Konjo gibi) ya da apayrı projeleri, çalışmaları var. Başka dostlarımızın işlerinde de bir araya gelebiliyoruz.

Müzik hayatınızda Mozaik’ten sonra Ezginin Günlüğü’nün çok önemli bir yeri var. Benim de sizi ilk dinlediğim “Bahçedeki Sandal” ve “Ölüdeniz” albümlerinde söylediğiniz şarkılar, o albümlerin anısını tutan pek çok kişi için özel bir yerde. O günlere gitsek, tam da Ezginin Günlüğü belgeselinin çekildiği bugünlerde neler anlatırsınız? Sizi, müziğinizi nasıl etkilemiştir grup?

O günlerde bizler dostlarımızın albümlerine destek veriyorduk (şimdi olduğu gibi). Söz gelimi “Çocuğun Kurguları”nda Ayşe Tütüncü de çalmıştı. Yani bir albümde çalıp söylemek için o grubun elemanı olmak gerekmiyor. Ben de bu şekilde iki albüme yalnızca yorumcu olarak konuk olmuştum. Şarkıların izlediği yolu fark etme olanağım olmadı bu nedenle. Çok sonraları dinleyenlerin gönlünde nasıl yer ettiklerini öğrendiğimde çok duygulandım. Farklı müzik çizgilerine yönelmiş olsak da o dönemin ruhunu hatırlatıyor bu şarkılar. Ayrıca hem rahmetli Tanju hem de ağabeyi Cüneyt ile dostluğumuz, sonradan farklı projelerde bir araya gelmemizi sağladı.  Tanju’nun “Issız”daki rolünü minnetle anarak…

1990’lar sadece müziğin değil hayatın da bambaşka olduğu yıllar… O yılları ben kendi adıma özlüyorum. Naifliğiyle, insanlarıyla, ortaya konulan sanatsal yaratımlarla… Siz bu iki zamanı nasıl değerlendireceksiniz? Sizce en çok neler değişti hayatta?

Hayattır, değişir. Şaka bir yana, her dönemin iyi ve kötü yanları var. Bugün sevmediğimiz şeylerden söz ederken bir önceki ilmeğe bir göz atmak iyi olur. Şimdinin, köprüden önceki son çıkış olduğu gibi bir hissim var. Şu anı iyi anlamaya çalışıp önümüze bakmamız gerekiyor bence.

Bugüne geçmişten bir şeyler katsanız bunlar neler olurdu? Dünya nasıl bir yer olsun isterdiniz?

İşte bugün geçmişten çok şeyi taşıyor zaten. Nasıl bir dünya derseniz, insanın doğaya ve birbirine saygı duyduğu, kendini yeniden, vicdanıyla tanımladığı, sömürü temelinde dönmeyen bir dünya derdim.

Müziğin dışında bir de çocuk kitapları var. Çevirmenlik yapıyorsunuz. En son hangi kitaplar geçti masanızdan? Yeni kitaplar var mı sırada bekleyen?

Kuraldışı ve MEAV için çok özenle seçilmiş kitaplar çevirdim son dönemde. Zen felsefesi üzerine, şiddetsiz iletişim dili üzerine… Bu yaz sonuna kadar çevrilmeyi bekleyen üç kitap var önümde, onlara yoğunlaşmaya çalışıyorum. Bir de çocuklar için derin dinleme (ya da cankulağıyla dinleme) üzerine bir çocuk kitabı kaleme aldım.  Umarım yakında o da okurlarıyla buluşacak.

Karantina günleri geçince hayatla ilgili yeni bir beklentiniz var mı? Bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz?

Çok şey değişecek. Öyle ya da böyle. Umarım birbirimize ve yaşadığımız gezegene nasıl bağlarla bağlı olduğumuzu daha iyi kavrarız. Karanlık tahminleri dillendirmeyeyim. Ama her durumda kuyruğu dik tutacağız.

Şimdi fonda bir şarkı çalsın, bize hangi şarkıyı armağan ederdiniz?

Bu söyleşiyi kuş sesleri içinde yanıtladım. Size de o güzelim sesleri armağan ediyorum. Dinleyelim bakalım, kuşların derdi neymiş hem.

Yıllar geçse de sesiniz hep çok genç, hep o ilk dinlediğimizdeki gibi… Ses de ruh da hiç yaşlanmıyor mu yoksa, ne dersiniz?

Bilmem. Bence değişiyor ses. Yaşadıklarımız yansıyor. Biraz puslanıyor, kırışıyor. Yani dilerim öyledir. Ruh da öyle. Umudu ve enerjiyi yitirmemekse gençlikten kastedilen, o hep sürsün.

Peki tam şu anda Sumru Ağıryürüyen hangi yaşta olsaydı da hangi anı yaşasaydı?

Doksan mesela, güzel berrak bir gün… “O karantina günlerini hatırlıyor musun? İyi ki yaşamışız da şu günlere gelebilmişiz,” diyen bir dost…

Tam günlük tutulacak günler… Ajandakolik’in klasik sorusunu hatta bundan yola çıkarak sorayım. Ajandanız ya da not defteriniz var mı?

Birtakım ajandalarım oluyor. Şu aralar aylık programlarımı yazıyorum, not defterlerime de aklıma gelen sözleri karalıyorum.

Unutmadan bu arada siz de önümüzdeki günlerde sosyal medyadan konserler vermeyi planlıyor musunuz?

2 Nisan Perşembe akşamı saat 20.00’de Kadıköy Belediyesi’nin “Konser Evimde” online konserler davetine katılıyoruz. Nisan sonunda da uluslararası bir etkinliğe katılacağız.

* SO Duo’dan yeni yeni şarkılar bekliyoruz ki sesinizi daha çok duyalım! Sizi Ajandakolik’te ağırlamak benim için çok kıymetliydi. Çok teşekkür ederim… İyi ki varsınız sevgili Sumru Ağıryürüyen…

Çok teşekkür ederiz biz de, ilginize, sevginize. Yeni şarkılar yolda, bekleyiniz.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Leyla Gencer: La Diva Turca belgeseli ücretsiz erişime açık

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), yapımcılığını üstlendiği Leyla Gencer: La Diva Turca belgeselini dijital platformlar üzerinden ücretsiz olarak erişime açıyor. Küresel koronavirüs salgını sebebiyle eve kapanan sanatseverler, 20. yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında gösterilen Leyla Gencer’in yaşam öyküsünü anlatan belgeseli bugünden itibaren İKSV’nin YouTube kanalı üzerinden izleyebilirsiniz. Leyla Gencer’i, […]