Söyleşi – Efza: “Evde lakabım küçük Aysel Gürel’di”

ajandakolik

Bir tutam Portishead’den Beth Gibbons havası var bu kızda. Fon siyah. Böyle sisler içinden geliyor. Mikrofonun ucunda melankolik şarkılarını söylerken sizi esir alıyor aniden. Derin bir gölgesi var sesinin, içinizi kanırtıyor, acıtıyor. Üstelik bunu hiç de zorlamadan, oynamadan, doğal olarak yapıyor. Efza ile tanışın, tanışmadıysanız eğer…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Sizi bilmem ama benim yeni keşiflerimden biri Efza! Bu söyleşiyi yapmadan önce şarkılarını dinlemem gerekiyordu elbette, bir ön hazırlık için. Dinler dinlemez çok sevdim, tek dinlemelik olmadı üstelik. 26 yaşında hüzünlü şarkılar söyleyen, iyi bir ses, Efza. Sıradan değil hiçbir şarkısı; cezbedici bir yanı var. Bugün Ajandakolik’te konuğum.

Muhtemelen en çok karşılaştığın ya da karşılaşacağın sorulardan biri: Efza ne demek?

Kesinlikle. (Gülüyor.)  Bolluk, mutluluk, bereket getiren ve artıran, çoğaltan anlamına geliyor.

Konservatuvarda opera bölümünden mezunsun. Opera hayatının bir yerinde duruyor mu şu an?

Opera okumayı, sadece ders içeriklerinin beni geliştirebileceğini düşündüğüm için seçtim. Bu yüzden durmuyor ama bütün edindiğim bilgiler hâlâ cebimde ve çoğunu kullanıyorum.

“Düzen”, “Ruh”, “Isınsın Biraz”, “Hüzün Kokar Bu Şarkı” ve “Gündüz Vakti Bir Caz”, ben bu şarkılarını dinledim. Başka, hah bir de “Gri” var! Ne zaman ortaya çıktı bu şarkılar? Sözlerde, müziklerde kimlerin parmağı var?

Aslında bu şarkılar çok çok eski, 17-18-19 yaşlarımdan… Defterimde sözleri ve kısmen notaları, telefonumun sesli notlar bölümünde de melodileri hazırda bekliyordu. Yani bütün söz-müzikler bana ait. “Hüzün Kokar Bu Şarkı” ve Isınsın Biraz’da şu anda eğitim gördüğüm Müzik Prodüksiyon bölümünden hocam Süden Pamir ile çalıştık, düzenlemeleri birlikte yaptık. Sound tasarımı ve mix-mastering ona aitti. Üçüncü parçam “Düzen” ile birlikte bütün düzenlemeleri ve mix’leri kendim yapmaya başladım. Diğer parçalar da aynı şekilde devam ediyor.

“Gündüz Vakti Bir Caz”ı ismen de çok beğendim. Bir kitap ismi de olabilir pek alâ! Klibi de bu şarkıya çektin, öyle değil mi? Biraz anlatsana klibi. Başka klip var mı, olacak mı?

Evet, bu parça benim için çok özel ve karantinada özellikle bir klip çekmek istedim… “Gündüz Vakti Bir Caz”da tamamen kendimle konuşuyorum. Zaten aslında dört duvarın hikâyesiydi şarkı. Zamanlama olarak evde kalmak beni buna yönlendirdi; açıkçası hikâyesiyle bağdaştığını düşünüyorum. Tabii, kesinlikle bütün parçalarıma klip çekmek istiyorum.

“AKILDA KALMASI ZOR NAKARATLAR, KURALSIZLIK VE SADECE İÇİMDEN GEÇEN HER ŞEY” 

Yaptığın müzik türünü nasıl tanımlarsın?

Elektronik sesler, canlı enstrümanlar, devrik cümlelerim, akılda kalması zor nakaratlar, kuralsızlık ve sadece içimden geçen her şey… Elektronik üslubu benimsedim. Parçalarım aslında düşük tempoda daha çok diyebilirim. Üzerine sevdiğim farklı türlerden bir şeyler eklemek fazlasıyla hoşuma gidiyor. Hip-hop ve dans ritimlerini çok seviyorum nakaratlarda genellikle bunları kendime göre kesip biçiyorum, üzerine evde perküsyon olarak kullanabileceğim eşyalarla eklemeler yapıyorum ya da ses tasarımları yapmaya çalışıyorum. Kesinlikle birkaç canlı enstrüman kullanmayı seviyorum. Bu şekilde farklı türlerden de etkilenip harmanlar yapmak ve sonrasında “Efza oldu” demek hoşuma gidiyor.

Daha çok hüzünlü, sesini duyurmaya çalışan bir kadının sesi var bu melodilerde… Her biri sessiz birer çığlık gibi… Sence şarkılara melankoli, hüzün ve bahar mı en çok yakışıyor?

Ne kadar doğru yakalamışsınız. (Gülüyor.) Melankoliyi çok seviyorum. Her şarkının mevsimi olduğu gibi, her mevsimin de bir duygu durumu var bence. O yüzden sadece bahar demem ve evet ben şarkılara melankoliyi ve hüznü çok yakıştırıyorum. Ben mi yanlış anlıyorum bilmiyorum ama sanki neşeli gibi tınlayan şarkılar daha hüzünlü geliyor.

Bak bu ilginçmiş! Bir diğer yandan bu şarkıların duygu yoğunluğu bana epey üst perde geldi. Yani bu şarkıları söyleyen kadın için en az 35 yaşında derdim. Aşkta, hayatta deneyim sahibi… Şarkıların sözleri nasıl ruh halleriyle ortaya çıktı?

Ben de kendime 50 diyorum. (Gülüyor.) Aslında şarkılar içinde çok fazla aşk barındırıyor gibi görünüyor ama aslında pek ilgisi yok diyebilirim. Yazma kısmı ise genellikle yaptığım gözlemler, dinlediğim hikâyeler ya da ben içimde yaşadığım basit bir olayla içimi büyütüyorum. Hemen hemen her şey bana ilham kaynağı olabiliyor. Ruh hali olarak da birkaç gün çok fazla sıkışıyorum ve bütün işlevimi yitiriyorum. Kendi kabuğuma çekilip telefonumu uçak moduna falan alabiliyorum. Öncesinde biriken öyküleri kusmak istermiş de, kusamıyormuş gibi bir ruh hali diyebilirim.

Sen bu ara neler dinliyorsun? Yeni keşiflerin neler?

Ben karantinada spor yapmaya çalışıyorum ve eşlik olarak klasik müziklere yapılan elektronik reworkler çok hoşuma gidiyor, en büyük keşfim bu yönde. Onun dışında yeni çıkanlar ve üçüncü yeni gibi listeleri takip ediyorum; neler yapılıyor diye, beğendiklerimi listelerime ekliyorum. Ama genel olarak ben köklü sevdiğim playlistlerimden gidiyorum sanırım bu sıra.

Peki ya ilham vericilerin, küçükken taklit ettiklerin kimler mesela?

Şiirlerden besleniyorum, bana fazlasıyla ilham veriyor. Küçükken pek taklit etmiyordum diye hatırlıyorum ama annem yaz sıcağında bile ayağımdan çıkarmadığım pembe bir deri pantolonumun olduğunu, onu giyip süslenip bütün ev halkına elimde tarakla konser verdiğimi hep söyler. Bu yüzden evde lakabım küçük Aysel Gürel’di.

“SEN İSTERSEN DİNLE, DİNLERSEN BENİ TANIRSIN” 

Şu an herhangi bir yapım şirketine bağlı çalışmıyorsun. Bu aslında sana büyük bir özgürlük de sunuyor olmalı, ne dersin?

Şu an için evet özgürlük sağladığını söyleyebilirim ve bu benim çok düşkün olduğum bir kavram, özellikle müzikte. Ama ilerideki planlarım arasında sanırım şirket var.

“Tüm Türkiye beni dinlesin, beni tanısın” diye derdin tasan var mı?

Müziğimde kullandığım üslubumdan da anlaşıldığı üzere asla yok. Tek derdim benim bir hikâyem var, ben anlatıyorum. “Sen istersen dinle, dinlersen beni tanırsın.”

Kendini 10 yıl sonra nerede görmek istiyorsun diye klişe bir soru sorayım, çok gençsin o yüzden merak ediyorum…

Gene aynı şekilde evimde yaptığım şarkıların, çok daha iyileri ve çok daha farklılarıyla sadece sahnede görmek istiyorum kendimi. Bir şarkımın filme gittiğini görmek isterim mesela. Şiir kitabım da çıkmış ve sergimi de açmışım. Belki yurt dışında konserler vermişiz…

Evet, şiirlerinden haberim var. Peki bu şarkılar hep o şiirlerden mi yoksa şarkılar ayrı mı?

Bazıları sadece şarkı, bazıları sadece şiir ya da her ikiside. Bir kitap hazırlıyorum, ona bazı şarkılarımın sözlerini ekledim mesela.

“Sallanır gönül kaldırımları
Buruğum bugün, aldırmayalım
Yakmışsın bütün ışıkları, karanlığı söndürmüşsün
Sökmüşsün şafağı
Seni sorar gündüz vakti bir caz”

Devrik cümleler kurmayı çok mu seviyorsun?

Evet, evet, evet!

“Yeni Normal” denilen süreç senin hayatında da başladı mı yoksa günlerini evde karantina da geçiriyorsun?

Bence neredeyse ülkenin yarısı eski normale döndü ve bu çok üzücü. Ben tahminen bir ay daha tedbirli olmaya devam edeceğim ve single hazırlıyorum bu süreçte, zaten evde olmam gerekiyor.

Açıkçası ben tüm şarkılarını çok başarılı buldum. Seni Ajandakolik’e konuk ettiğim için de ayrıca mutlu oldum. Çok başarılı bir müzik hayatın olacağına inanıyorum. Bol şans!

Asıl ben teşekkür ederim, Nilüfer.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

9. Türkiye Yayıncılık Kurultayı çevrimiçi gerçekleşecek

Türkiye Yayıncılar Birliği’nin iki yılda bir düzenlediği Türkiye Yayıncılık Kurultayı’nın dokuzuncusu, 25-26 Haziran 2020 tarihlerinde online olarak gerçekleştirilecek. Türkiye’den farklı alanlarda uzman yayıncıları, yazarları ve yayıncılık paydaşlarını, uluslararası meslektaşlarıyla bir araya getirecek olan 9. Türkiye Yayıncılık Kurultayı Online’da sektörün öncelikli sorunları ayrıntılarıyla tartışmaya hazırlanıyor. 25-26 Haziran 2020 tarihlerinde gerçekleşecek 9. […]