banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Özel dedektif Rene Denfeld’den bir ilk kitap: “İzci”

Türk okurlar için yeni bir isim Rene Denfeld. Amerikalı yazar, aynı zamanda muhabir ve araştırmacı olan Denfeld’in bir diğer işi ise özel dedektiflik. İlk romanı “Enchanted” ile tüm dünyada büyük ses getirmeyi başaran Denfeld’i yerli okurla ilk kez tanıştıran “İzci” romanı Doğan Kitap etiketiyle raflarda. Gerilim türünde kendine has zengin atmosferi ve aynı zamanda okurda uyandırdığı avlanma hissi ile tek kelimeyle nefes kesici bir kitap. 

“İzci”nin başkahramanı Naomi hayatını kayıp kız çocuklarını bulmaya adamış bir araştırmacıdır. Başlangıçta sadece işini tutku ile yapan bir araştırmacı izlenimi verse de böylesi bir adanmışlık halinin getirdiği tedirginlik daha ilk sayfada kendini hissettirmeyi başarıyor. Bu noktada bir parantez açmakta fayda var: Yazının başlangıcında bahsettiğimiz zengin atmosferi kurgularken yazar Rene Denfeld bunu başkahramanının karmaşık ve mistik geçmişinin sinyalini verdiği anda zaten başlatmış oluyor. Kitabın ilerleyen kısımlarında Naomi’nin çocukluğundan bir sahnede buluyoruz kendimizi. Erken çocukluk zamanlarını hatırlamaya çalıştığında gittiği yer, çilek tarlasının içinde tek başına ve çıplak halde koşarken insanlar tarafından bulunup battaniyeye sarılmak olan Naomi’nin kayıp kız çocuklarını bulma tutkusunu daha anlaşılır kılan bir hikâye bu.

Neden ve kimden kaçtığını hatırlamayan Naomi için bulunma anı her daim bir bilmece olarak kalmış. “İzci”nin konusuna vesile olan hikâyedeki Madison Culver ise kaybolduğunda 5 yaşındaymış. Naomi, Madison’ın hâlâ hayatta olduğu düşüncesi ile dava dosyasını tekrar eline aldığında ise bildiğimiz tek şey artık 8 yaşında olduğu.

KORKUTUCU BİR GRIMM KARDEŞLER MASALI GİBİ 

Bir Noel akşamında kaybolan Madison’ın hikâyesini Naomi ile keşfeden okur, kendini yer yer bir Grimm kardeşler masalının içinde hissediyor. Çok daha korkutucu haliyle tabii. Sayfalar ilerledikçe anlıyoruz ki Naomi’nin daldığı karanlık ve kasvetli orman sadece Madison’ı kurtarma gayreti değil; aynı zamanda kendini de kurtarma çabası. Çocukluğunun sırlarına mahkum kalmaktan yorulmuş ve sırf bu yüzden kendi hayatından mahrum kalmış Naomi’nin kendini bulma hikâyesi bir yuvaya dönüş, hatta anneye kavuşma arzusu ile yüklü.

Pek çok kişi için çoktan unutulmuş olan bu dosyayı Naomi’yi almaya iten sebep tam da bu histe yatıyor. Rüyalarla gerçeklerin, korkularla umutların iç içe geçtiği bu kovalamaca hikâyesinde “Onu mutlaka bulacağım” diye yola çıkan Naomi’nin aklından zaman zaman şüpheye düşmüşken bulabiliyorsunuz kendinizi. Yazar, okuruna bir yandan çok güçlü bir gerilim sunarken diğer taraftan kendini sorgulatıyor.

Denfeld’in “İzci”si için gerilimin hakkını veriyor demekte hiçbir sakınca yok. Diğer taraftan romanın, alışılmışın dışında çatlaklar yaratarak okuru ile bir tür köşe kapmaca oynadığını da söylemek mümkün.  Baş kahraman Naomi’nin kendi çocukluğuna dair bir heyula ile mücadele ederken kendi varlığında tekrardan yarattığı “esas kayıp” Madison ile sürekli yer değiştirmesine neden oluyor. Söz konusu olan bir hayal ürünü mü diye kafalarda yarattığı soru işareti ile Naomi’nin içindeki bir iz sürme macerasına da davet eden Denfeld, bu açıdan okurunu bir dayanıklılık sınavına tabi tutuyor. Zorlayıcı, epey sürükleyici, gerim gerim geren bir roman, “İzci”. Keşfetmek isteyenlere…

YORUM YAP

You don't have permission to register