banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

AjandaKolik Reklam

MERVE ERGENOĞLU: “UÇ BAKALIM, FARKLILIKLAR VE ZITLIKLARA RAĞMEN HER ŞEYİN MÜMKÜN OLDUĞU UMUTLU BİR DÜNYANIN HİKAYESİ”

Hayal gücünün, nostaljinin, hayatın küçük detaylarının, en çok da umudun simgesi bir çocuk kitabıyla tanıştırmak isterim sizi bu defa: “Uç Bakalım!” Kırmızı Kedi etiketiyle okurla buluşan bu kitap, sıcacık hikayesi ve göz alıcı resimleriyle son dönem okuduklarım arasında en sevdiklerimden oldu. Yazıp çizdiği ilk kitabını, en az hayalleri kadar özel bir kadınla konuştum. Merve Ergenoğlu, Ajandakolik’te konuğum oldu.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU

nilufer@ajandakolik.com

“Bir gece yatakta uzanırken bir anda aklıma bir fikir geldi. Gözümün önünde bazı resim kareleri oluştu ve yazmaya başladım. Yani önce fikri zihnimde çizdim, sonra kelimelere döktüm.” diye anlatıyor “Uç Bakalım!”ın ortaya çıkış hikayesini, Merve Ergenoğlu. Anlatacakları çok, tıpkı çizecekleri gibi. Onunla önce bu “ilk” kitabı sonra da son günlerde alevlenen çocuk kitaplarındaki cinsiyetsizlik konusunu konuştuk. Her cümlesi çok değerli. Mutlaka kulak verin. 

Masamın üzerinde her an uçmaya hazır duran kitabın “Uç Bakalım” bir ilk kitap sanırım. Üstelik yazarı da çizeri de sensin. Nasıl kanatlandı bu yolculuk, ba
şa saralım mı? 

1990 yılında karada dünyaya gelen, deniz tutmasına rağmen hayatını okyanuslarda geçirmeyi arzulayan, boş zamanlarında bulutlara bakıp hayal kuran, renkli dünyalara yelken açmış bir illüstratörüm. 2012 yılında Gazi üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra bir yıllık avukatlık stajı sürecinde mesleği yapmama kararı alıp dümeni başka limanlara kırdım. O günden beri çizim yapıp bir şeyleri boyuyorum. Son 6 yıldır da profesyonel olarak  çizerlik yapıyorum. Resimlediğim birçok çocuk kitabının yanı sıra markalarla ve ajanslarla yaptığım çalışmalar da var.

“Uç bakalım!” ise benim yazıp resimlediğim ilk kitabım.

“ÖNCE FİKRİ ZİHNİMDE ÇİZDİM SONRA KELİMELERE DÖKTÜM. O YÜZDEN ÇİZMEK DAHA KOLAY OLDU” 

Umut’un içine ismini yazdığı kağıt uçağının yolculuğunu takip etmek gerçekten çok zevkliydi. O kağıt uçak bir sonraki sayfada kime ulaşacak, o kişi o uçağa hangi notu yazacak merakla bekledim. Kitabın öyküsü nasıl ortaya çıktı?

Pandemi sürecinde hem bir şeyler üretmek hem de kendimi geliştirmek için okuma ve yazma atölyelerine katılıp sürekli bir şeyler yazarak kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Uç Bakalım da, Aslı Tohumcu’nun liderliğinde bol bol yazma pratikleri yaptığımız  Karadankaçanlar Akademi’de yazdığım bir hikayeydi. Bumerang gibi başladığı noktaya dönen hikayeleri okumayı çok seviyorum. Böyle bir şey yazmayı istiyordum hep. Bir gece yatakta uzanırken (tıpkı Umut gibi) bir anda aklıma bir fikir geldi. Gözümün önünde bazı resim kareleri oluştu ve yazmaya başladım. Yani önce fikri zihnimde çizdim, sonra kelimelere döktüm. O yüzden çizmek daha kolay oldu benim için. (Gülüyor.) Sonra Kitabın editörü Özlem Akcan’a hikayeyi yolladık, o da çok beğenince hemen kitap hazırlıklarına başladım.

Peki o zaman buradan yola çıkarak… Hiç senden çıkıp da yeniden sana gelen veya dönen böyle bir eşyanın hikayesini yaşadığın oldu mu?

Böyle bir eşya hiç olmadı sanırım, hatırlamıyorum. Ama bir dönem buna benzer bir durumu daha farklı şekilde yaşadım. 2015 yılında arkadaşım Meryem ile birlikte çizimlerimizi broş ve kolyelere dönüştürdüğümüz ‘Mild Foxes’ adında bir İnstagram hesabı açtık.Online olarak satış yapıp dünyanın birçok yerine tasarımlarımızı yolluyorduk. Birkaç defa yolda yürürken bir keresinde de bir kafede, insanların ceketlerinde kendi tasarımımı gördüm. Bu asla tahmin etmediğim bir hediyeydi benim için. Benim elimden çıkmış bir tasarımın sevilip kullanılması ve karşıma çıkması, Umut’un kâğıt uçağının geri dönmesi gibiydi.


“HAYAT KOLAYLAŞTI AMA DETAYLAR YOK OLDU”

Kitabındaki hayalperestler bir yana her bir köşede bir sürü detay da göze çarpıyor. Mesela sahafta The Doors kitabı (plak değildir sanırım) benim ilk gözüme takılandı. Metrodaki kızın marteniçka bilekliği, sahafçı amcanın masasında 15 Nisan tarihli eski takvim gibi gibi pek çok ayrıntıyı fark etmek bence kesinlikle insana mutluluk veriyor. Ayrıntılar senin için hep böyle önemli mi?

Ne güzel detayları fark etmişsiniz. Sanırım çizimlerimdeki detayları fark eden insanlara sarılmak istiyorum. (Gülüyor.) Onlarla aynı dili konuşuyoruz gibi sanki. Detaylar hem hayatımda hem de çizimlerimde çok fazla gerçekten. Benim kendimi var etme biçimim olabilir bu. Ayrıntılı, ince ince detaylarla işlenmiş her eser, zihnimizde çocukluktan beri birikmiş onca verinin belli bir düzen içinde bize sunulması gibi bir şey ve hayat bu detaylarla güzel. Analog dünyada ayrıntılara daha çok yer verilirken dijital dünya bunu gereksiz ve karmaşık bulabiliyor. Kitapta da aslında sahaf sahnelerinin çizimlerindeki ayrıntılarda buna vurgu yapmak istemiştim. Bir dönemin takvim yaprakları, plakları, çevirmeli telefonları, hesap makinaları, fihristli not defterleri o dönemin çok değerli detaylarıydı. Fakat şu an nerdeyse birçoğu hayatımızda yok, hepsi tek bir şeyde birleşti. Hayat kolaylaştı ama detaylar yok oldu. Sahafın masasının üstünü boş hayal edin, o zaman dakikalarca o sayfaya bakıp üzerinde konuşmayacak, hemen diğer sayfaya geçecektik. Günümüzdeki çocuklar o sayfaya baktıklarında muhtemelen birçok nesneyi bilemeyecekler. Çocukların aileleriyle resim üzerinde uzun uzun konuşacakları, ailelerinin de biraz geçmişe dönecekleri anlamlı bir sahne bence.

Kesinlikle! Bu arada bence insanın kendi kitabının illüstrasyonlarını yapması da müthiş bir iş! Tamamen senin hayal gücün, senin düşlerin… Bir yazar için bu büyük bir avantaj olmalı, ne dersin?

Kesinlikle çok güzel bir avantaj. Bugüne kadar hep başkasının yazdığı metinleri resimledim. Çok değerli yazarlarla çalışma şansım oldu. Hepsi çok kıymetli. Orada yazarın zihnindekine, hayal ettiğine yakın bir şeyler çizmek durumundayım. Her ne kadar çizeri özgür bırakan yazarlarla çalışmış olsam da, insan yazarken bir şeyler hayal ediyor ve çizimlerin onunla uyumlu olmasını istiyor. Bunu bir şeyler yazmaya başladığımda daha net anladım. Uç bakalım ile ilk defa kendi yazdığım bir şeyi resimleme şansım oldu. Çok özgür hissettim açıkçası. Karakteri istediğim gibi yaratıp, sahneleri istediğim gibi kurgulamanın tadı çok başkaymış.

Metinlerin kırmızı çizgili defter sayfası üzerinde yazılı olması da senin buluşun olsa gerek. Onu da çok sevdim! Görselin gücünü ayrı metnin gücünü ayrı veriyor.

Evet, hatta hikayeyi yazarken aklıma gelen ilk fikir buydu . Kenarı kırmızı çizgili defter sayfasını çok severim, çok çocukluğa dair, ikonik bir detay bence. Çizginin diğer tarafına da süsler yapardık hatırlar mısınız? (Gülüyor.)

“BİR ÇOCUĞUN HEM MASKÜLEN HEM FEMİNEN YANLARINI BİRLİKTE KABUL ETMEK GEREK” 

Ah hatırlamaz mıyım Merve! Bak merak ettiğim bir şey var! “Uç Bakalım”ın baş karakteri Umut’un kısacık saçları var, odası da hiç de öyle bebeklerle, pembe renklerle süslü değil. Aksine tam da hayallerini yansıtan, dünyayı dolaşmaya hevesli, meraklı, maceraperest bir kızın odası sanki burası. Bunun bilinçli bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Biraz bundan bahsedelim mi? Mesela genel olarak pek çok çocuk kitabında şablon tiplere mi rastlıyoruz?

Çocuk kitaplarında karakterlerimin şablon tipler olmamasına özellikle dikkat ediyorum. Çünkü insanlar tektipleştirilemeyecek kadar çeşitli. Çocukların ilgi alanlarıyla cinsiyetleri arasında öğrenilmiş doğrulardan başka bir bağlantı olmayabilir. Kaykay kayan ve arabalarla oynayan bir kız çocuğu da mutfak gereçleriyle oynayıp yemek yapan oğlan da çok gerçek karakterler bence. Cinsiyete göre renk, meslek, oyuncak, kıyafet seçen yetişkin dünyası umarım zamanla bunu kabullenebilir. Bu seçimlerin cinsiyete göre değil, çocukların ilgi alanlarının keşfedilip ona göre bir seçim ya da yönlendirme yapılarak olması gerektiğini düşünüyorum. Artık kadınların çok başarılı birer futbolcu hatta ralli pilotu olduğu bir dönemdeyiz. Demek ki bu cinsiyet farkından ziyade çocuğun isteklerine alan tanımakla ilgili. Mesela müzisyen ya da ressam olmak isteyen bir çocuğa “Yap ama hobi olarak yap” demek onun hayallerinin olduğu alana yapılan ciddi bir müdahale. Hayallerimiz böyle böyle kısalıyor; istediğimiz şey önce hobi olmak zorunda kalıyor, sonra hobi bile olamayıp yok olabiliyor. Aslında sen de sorunu sorarken pembe renkler/bebekler ile maceraperest/meraklı vs. olma arasına “aksine” kelimesini koydun. Bir çocuk hem bebeklerle oynayıp hem de maceraperest olabilir. Mesela Umut’un saçları kısa, bebekler yerine uçaklarla oynamayı tercih ediyor. Bunun yanı sıra küpe, kolye, toka takıp süslenmeyi de çok seviyor. (Gülüyor.) Bir çocuğun (bireyin) hem maskülen hem de feminen taraflarının birlikte var olduğunu kabul etmek gerek. Bunu net olarak ayırmak istersek, o zaman erkeklerin ağlamasının zayıflık olduğunu savunan dünyayı kabul ediyoruz demektir.  Uç Bakalım, farklılıklar ve zıtlıklara rağmen, her şeyin mümkün olduğu umutlu bir dünyanın hikayesi. Bu hikayede teknolojinin egemen olduğu insanlığa rağmen hâlâ kedili sahaflara kitap almaya giden; klavyelere rağmen, kitabının ilk cümlesini bir kağıda kalemle yazan yazarlar var. Ayrıca sokak müzisyenleri de yeteri kadar para kazanabiliyor. (Gülüyor.)


Çocuklarda cinsiyetsizlik kavramına da buradan değinmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde biliyorsun bir çocuk kitabı bazı kesimler tarafından bu yüzden eleştirildi, hikayenin içinde yer alan gökkuşağı resminin LGBTQ’ye gönderme olduğu yazılıp çizildi. Sence ne zaman bu kadar ayrımcı, bu kadar kötü olduk?

Herkes her kitabı okumak zorunda değil. Aileler kendi değer yargılarına göre kitap seçmekte serbestler. Değil bu kitap, herhangi bir kitap insanlara okumak için dayatılmadığı sürece, bu radikal uçlara gitmeyi gerekli görmüyor ve bu saldırgan tavırları da doğru bulmuyorum. Eleştirenler kitabı almama tercihini kullanabilir. Bunu yerine kitabı hazırlayanlara agresif bir tavır sergileyip belli bir kesimin kışkırtılmasına sebebiyet veriyorsa, bu kitaplar yasaklanıp toplattırılıyorsa, ayrımcılık burada başlıyor demektir. Bu konu özelinde ise; burada cinsiyetsizlik ifadesinin ne için kullanıldığı önemli. Canı isteyen istediği gibi yorum yaparak kişileri ve kurumları suçlamamalı bence. Belki yazar/çizer,  ifade etmek istediğine daha uygun,başka bir kelime seçilmeliydi. Bir hikayede, yazar ya da çizer karakteri yaratırken az önce bahsettiğimiz gibi şablon tiplerden uzak durma tercihini kullanabilir. Bu, kişilerin eleştirdiği anlamda cinsiyetsizlik değildir. Herhangi bir topluluğu savunmak anlamına gelmediği gibi, kimse cinsiyetsiz çocuklar yetiştirip büyütmek gibi bir ideolojiyi de savunmuyor. Bunda amaç, kitabı okuyan çocuğun karakterle daha kolay empati kurmasını sağlamaktır. Bir çocuğun cinsiyetinden bağımsız, hikayenin baş karakteriyle kolay iletişime geçebilmesine yardım etmektir.


Hadi içimizi daha fazla karartmadan yine senin hayallerinin peşinden giden kitabına dönelim… “Uç Bakalım”ı yazarken en çok nelerden ilham aldın, hangi müzikleri dinledin, hayallerinde nerelere yolculuk yaptın?

Uç Bakalım’ı hazırlarken biraz geçmişe döndüm sanırım. Radiohead çok severim, çizimleri yaparken biraz onun albümleriyle nostalji yaşadım. Kitaptaki müzisyen karakterime ilham olan Yavuz Çetin’i dinledim. Çok uzun süre izlemek için ertelediğim ve yine eski bir dizi olan Six Feet Under’ı izledim. Yine kitabı yazarken ilham olan Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi kitabını yeniden okudum. Yeni bir şeyler keşfetmekten çok eskilere dönüş yapmışım sanırım. (Gülüyor) Gidip görmediğim bazı yerlere Umut’un kağıt uçağıyla seyahat ettiğimi hayal ettim, içimde oralara karşı bir özlem oluştu. İnsan gidip görmediği yerleri nasıl özleyebilir ki… Almanca’da “fernweh” diye bir kelime var. Sanırım bu duyguyu tam olarak karşılayan kelime bu.

Genellikle yazarlara ve çizerlere sorduğum, Ajandakolik’in klasik bir sorusu bu: Ajandan veya not defterin var mı? Varsa içlerinde neler var?

Ajandadan çok not defteri kullanıyorum. Çizgisiz olması önemli. Çünkü notlarımı bazen çizerek aldığım oluyor. Bazen çizmek yazmaktan daha kolay geliyor itiraf etmeliyim! Bir de aklıma gelenleri karaladığım sketchbook’larım var. Biri hep baş ucumda durur. Uykudan uyanıp bir şeyler not ettiğim zamanlar oluyor; bir rüya ya da bir fikir… Diğeri de çantamda duruyor. İlhamın nerde ne zaman geleceği hiç belli olmuyor :(Gülüyor.)

Peki ya üzerine çalıştığın yeni bir kitap, yine senin yazıp çizdiğin mesela?

Hikayesini yazdığım ama çizimlerine henüz başlamadığım bir kitap projem daha var. 2023 yılı içinde de onu hazırlamayı planlıyorum. Gönlüm yine resimli kitaptan yana, bu nedenle çizimleri için biraz zamana ihtiyacım olacak.

“TÜRKİYE’DE HEM HİKAYESİ HEM DE ÇİZİMLERİ KALİTELİ BİR KİTAP BULMAK KOLAY DEĞİL” 

Çocuk edebiyatı için üreten bir yazar/çizer olarak ebeveynler sence nelere dikkat ederek çocukları için kitaplar seçmeli?

Ben, daha çok hayal gücünü destekleyen, duygulara ve bunları ifade etmenin önemine yer veren, illüstrasyonları ile göze hitap eden kitapları tercih edip öneriyorum. Türkiye’de hem hikayesi ile hem de çizimleriyle kaliteli bir kitap bulmak çok da kolay değil. Seçici olmak gerekiyor.

Umarım bir gün o müthiş dileğin gibi hayatını okyanuslarda geçirir ve hayallerinin eşsiz yolculuklarına bizi davet etmeye hep devam edersin. Ajandakolik’te konuğum olduğun için teşekkür ederim.

 Ajandakolik’e beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim. Hayalleriniz ve umudunuz hiç kaybolmasın…

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media