KAYGUSUZ ABDAL’IN HİKÂYESİ: GAYBİ


Alevi-Bektaşi edebiyatının kurucularından sayılan kimdir, nereden gelmiştir? Hikâyesini, Abdallık Kültürü üzerine araştırmalar yürüten Murat Toprak’ın kaleminden okuyoruz: “Bir tekke dervişinden çok Antik Yunan’da ders veren Sofistike tavrıyla bir filozoftan aşağı kalır yanı olmadığı gibi fazlası olduğu bile söylenebilir.”

Yazı: MURAT TOPRAK

 Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’nin önde gelen halifelerinden; Hoca Ahmed Yesevi dervişlerinden Alevî Türkmen şeyhi Abdal Mûsâ’nın payesi sultanlık, mertebesi Abdallıktır. Bektaşi Tarikatının on iki posttan on birincisi olan Ayakçı Postu’na oturmaya layık olan Hünkar’dan sonra Bektaşi Şeyhliği’nin postunu yöneten Abdal Mûsâ’dır.

Bursa fethine erenleriyle katıldığı tarihi kaynaklarda mevcut olan Abdal Mûsâ, Buhara’dan gelen kırk Abdaldan biri olarak gösterilir. Bektaşilik fikrini Anadolu’ya ilmek ilmek işleyen bir Gönül eridir o. Savaş zamanı bir aslan, barış zamanı bir ceylan edasıyla gönül iklimlerini aydınlatan fikir abidelerinden biri olmuştur.

Bilinen en önemli şiirlerinden birinde kendini şöyle tanıtır:

“Kim ne bilir bizi nice soydayız
Ne zerrede oddan ne de sudanız
Bize meftun olan marifet söyler
Biz Horasan ellerinde boydanız
Mûsâ gibi lentarani deniriz
Aslımı sorar isen Hoy’danız.”

Alevi-Bektaşi edebiyatının kurucusu sayılan rivayete göre, Alayiye (Alanya) Beyi Hüsameddin Mahmud’un oğlu olan Kaygusuz’un Minbername adlı eserindeki, “Âşık olsam adım tembel Alayi Eğer sûfî ise derler mürâyî” mısrasındaki “Alayi” kelimesinden hareketle Alaeddin Gaybi olduğu düşünülen, hakkedilmiş namıyla anacağımız, Bektaşiliğin ilk “erkannâmesini” hazırlayan, tarikatın ilk tüzük yapıcısı olan namı diğer Kaygusuz Abdal’dır.

Kaygusuz Abdal’ı daha iyi tanımak için eserlerine ve bilinen hikâyesine göz atalım. Bir bey oğlu olarak iyi bir tahsil, askeri eğitim, görgü kuralları ve eski tabirle Tevhîd-i Tedrîsât’tan geçen Abdal’ın, kullandığı hem Hece hem de Aruz ölçüsüyle yazdığı eserlerde döneminden faklı, tek bir esasta kalmayan, tasavvuf şiirlerinde görülmesi çok mümkün olmayan dünya ve eşya tasvirleri görülür.

Kendi tabiriyle “kadın dırdırından” sinek vızıldamasına, gürültülü sofulardan akarsu kıyılarında oturmaya, içki içmekten Yaradan ile münakaşa etmeye varana kadar dünyadan zevk alan ama ahireti de ihmal etmeyen, “iyi yaşamanın, insanın kendisine olan saygısı” olduğunu düşünen biri çıkıyor karşımıza. Bir tekke dervişinden çok Antik Yunan’da ders veren Sofistike tavrıyla bir filozoftan aşağı kalır bir yanı olmadığı gibi fazlası olduğu bile söylenebilir.

Kaygusuz Abdal ile Abdal Mûsâ’nın yollarının kesişmesi

Abdal Mûsâ’nın derin bir kişilik ve keramet ehli olduğunu Velayetname’den, yaşadığı dönemin önemli bir kişiliği ve güçlü bir lideri olduğunu ise 17. yüzyılın ünlü gezgini Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinden öğreniyoruz.

Kaygusuz Abdal ile Abdal Mûsâ’nın yollarının kesiştiği hak vaki olup da ebedi aleme göçene kadar gönül birliği ettikleri biliniyor. Kaygusuz, 40 yıl Abdal Mûsâ’nın dergahında hizmet ehli olup pişiyor. Yolda yoldaş, sırda sırdaş, hâlden anlayan haldaş olup Bektaşilik fikrini ok menzilinin dışına çıkarıp ötelere taşıyorlar.

Şeyhine yazdığı şu şiir, sevgisini ve saygısını günümüze kadar taşıyor:

“Beylerimiz elvan gülün üstüne
Ağlar gelir şahım Abdal Mûsâ’ya
Urum Abdalları postun eğrine
Bağlar gelir şahım Abdal Mûsâ’ya

Urum Abdalları gelir dost deyü
Eğnimizde aba hırka post deyü
Hastalari gelir derman isteyü
Sağlar gelir şahım Abdal Mûsâ’ya”

Menkıbelerde geçtiği şekliyle, uzatıp kısaltmadan anlatacağım karşılaşma hikâyeleri ise şöyle:

Bir av sırasında vurduğu bir geyiğin peşine düşen Gaybi, uzun süre takip ettiği geyiğin gidip Elmalı’da Abdal Mûsâ’nın dergâhına girdiğini görür. Dervişlere geyiği sorar, onlar da görmediklerini söylerler. Konuşmaları duyan Abdal Mûsâ onu huzuruna çağırtır. Gaybi, şeyhin huzuruna çıkınca bir geyik vurduğunu, geyiğin kaçıp buraya geldiğini belirtir. Abdal Mûsâ, “Attığın oku tanır mısın?” deyince, “Evet,” cevabını verir, bunun üzerine şeyh kolunu yukarıya kaldırır. Gaybi, attığı okun Abdal Mûsâ’nın koltuğuna saplanmış olduğunu görür ve şeyhin müridi olmaya karar verir.

Durumu öğrenen Bey babası, Teke Beyi’nin de yardımıyla Abdal Mûsâ’nın üzerine yürür. Keramet ehli olan Abdal Mûsâ, Teke Beyi’nin ölümüyle sonuçlanan bir dizi olayın ardından Gaybi’nin babası, böyle bir şeyhle uğraşmanın Hakk’a isyan olduğuna ve oğlunun isteğine rıza gösterdiğine delil olarak dergâha gelip Abdal Mûsâ’ya hürmetlerini sunar ve oğluna helallik verir. Çıktığı bu hak uğra yolda hayırlar diler. Bu vakte kadar Gaybi’nin babasından icazet almadan çıktığı yolda, derin iç sıkıntılarını gören Abdal Mûsâ, “Artık kaygu duyma, kaygu senden uzak olsun hayde” diyerek ona Kaygusuz adını verir.

Beylikten müritliğe geçiş, hizmet ehli olma durumu tasavvufta ender görülen durumdur. Bir kurala bağlı olarak yaşamak edep, erkan üzere şaşmadan gitmek ve bu uğurda 40 yıl hizmet etmek hem çileli hem de takdire şayan bir durumdur. Kaygusuz Abdal, şu şiirinde edep üzere yaşamayı çok güzel ifade ediyor.

“Gel Hakk’a olma âsî
Tâ gide gönlüm pası
Dört kitabın manası
Var edep öğren edep

Edep gerektir ere
Tâ yolu doğru vara
Edepsiz olma yere
Var edep öğren edep

Gaflet içinden uyan
Edepsiz olma ey cân
Edeptir asl-ı imân
Var edep öğren edep

Kaygusuz Abdal uyan
Aşkı bil aşka boyan
Şöyle demiştir diyen
Var edep öğren edep”

Yunus Emre’den etkilendi ama kendi tarzını oluşturdu

Yunus Emre’den etkilenen Kaygusuz Abdal, kendi tarzını oluşturarak Alevi-Bektaşi edebiyatının kurucusu sayılmıştır. Yazdığı eserlerde çeşitlilik vardır; mizah ve yergilerle bezediği şiirleri, Şathiye (Türk halk yazınında, ciddi bir duyguyu, düşünceyi iğneli, güldürücü, yergili bir biçimde anlatan koşuk) türünün ilk örnekleri arasında gösterilebilir.

Özel hayatı ve evlenip evlenmediğine dair bir kaynağa rastlamadığım için herhangi bir yorum yapmıyorum. Ancak kendisinin yazmış olduğu Eksik Avradın Kötüsü adlı şiirde, başından sıkıntılı bir maceranın geçtiğini, Dedim Ey Dilber Kulunam adlı şiirde ise zorlu bir sevdaya düştüğünü görüyoruz.

“Eksik avradın kötüsü dizini dikip oturur
İşinin kolayın bulmaz yüzünü yıkıp oturur
Boğaza takmış akıkin aşına bulmaz kekiğin
Yeni donunun söküğün dizine takıp oturur
Ayağında meşin mesi kolunda gümüşün başı
Soyunmaya elbisesi taşraya bakıp oturur
Yata yata karnı şişer eşinin başında işer
Bitler kanatlanıp uçar sirkeye batıp oturur.”

Burada kadınlarımızı tenzih ederek iki şiir arasındaki kadın figürünü aynı şairin gözünden farklı yorumlarla görüyoruz.

“Dedim ey dilber kulunam
Yürü hey torlak der
Sen dahi yolunmamışsın
Sözlerin taslak der

Dedim ey dilber lebinden
Bir buse versen n’ola
Alnına sapan kayası
Ensene tokmak der

Sordum suçum nedir benim
Halima kılmaz nazar
Bu söz senin ne hakkındır
Söyleme küstah der”

Abdal’ın 40 yıllık pişme süresi dolunca şeyhinden icazet alıp Hac vazifesi için ayrıldığı Necef ve Kerbela’ya uğradığı, daha sonra Mısır’a yerleştiği ve orada bir Bektaşi dergâhı kurduğunu, Kasrü’l-ayn Bektaşî Dergahı’nın son şeyhi Ahmed Sırrı Baba’dan kaynak alıyoruz.

Yazılı kaynağa dayanmayan bilgiler içinde, halkın “Abdal” kelimesini Abdullah’a dönüştürüp Kaygusuz’a Abdullah el-Megārevî dediğini Dr. Rıza Nur’dan öğreniyoruz. Yine önemli araştırmacılardan M. Fuad Köprülü ise Evliya Çelebi’nin Kasrü’l-ayn Dergâhı’ndan bahsederken Kaygusuz Abdal’ı anmadan ve Kaygusuz Baba Tekkesi olarak bir başka tekkeyi anlatmasını kastedip Kasrü’l-ayn ile Kaygusuz Abdal arasında ilgi bulunmadığını dile getiriyor.

Alevi-Bektaşi geleneğinde Kaygusuz Abdal çok önemli bir yere sahip. Bektaşîler’ce lengeri dört kapıya (şeriat, tarikat, mârifet, hakikat), kubbesi on iki imama işaret olmak üzere dört ve on iki dilimli beyaz keçeden yapılan tacı, ilk olarak Kaygusuz Abdal’ın kullandığı kabul ediliyor. Bu taca haydarî, hüseynî veya kalenderî taç adı veriliyor. (Gölpınarlı)

Bu gök kubbenin altından; Abdallık kültürünün en önemli temsilcilerinden, yazdığı eserlerle Türk Edebiyatı’na şifa olan, 15. asırdan bu yana kadar adı anılan ve anılmaya devam da edecek şahsiyet Kaygusuz Abdal geçmiştir.

Bilinen eserleri şu şekildedir: Divân, Sarây-nâme, Minber-nâme, Dil-güsâ,Gevher-nâme, Budala-nâme, Mesnevi, Muglâta-nâme, Esrâr-i Hurûf, Vücûd-nâme.

 

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media