Söyleşi – Hanzade Servi: “İçimdeki çocuk, yazdığım kitapların sayfalarının arasında seksek oynuyor”

ajandakolik

Bazı söyleşileri yaparken gerçekten çok eğleniyorum ve hatta mutlu oluyorum! İlk defa ve çok severek kitabını okuduğum Hanzade Servi’yle yaptığım söyleşi de bunlardan biri oldu. “Kitaplarını yediden yüz yetmiş yediye, ayrım yapmaksızın her yaştan ruhlar için yazması” boşuna değil. Aslında çocuklar için yazdığı “Su Günlükleri – 1 Arkadaş mıyız?” kitabını 30’larının sonlarındaki ben kahkahalarla okudum, şimdi inanmayacaksınız belki ama annem okuyor. 

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Eğer henüz Su Hoşeda Enmutlu ile tanışmadıysanız sizi şöyle alalım! Kendisi çok matrak bir kız, benden söylemesi! Hayal gücü geniş mi geniş, tıpkı kalbi gibi! Bir YouTube kanalı yok belki ama günlüklerinde anlatacağı çok şey var! TUDEM Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan “Su Günlükleri – 1 Arkadaş mıyız?”, 11 yaşındaki matrak bir kızın hikâyesini günlüğü vasıtasıyla bize anlatıyor. Kitabın yazarı Hanzade Servi, şimdiye kadar yazdığı onlarca kitabına yepyeni karakterler ekleyerek çocukların dünyasını renklendirmeye devam ediyor. Sadece çocukların mı, büyüklerin de! Hanzade Servi’yle hem kitabı hem de yazın hayatını konuştuk. Ve ne mutlu biz okuyuculara ki “Su Günlükleri”nin devamı da yolda, geliyoooor!

“Biz Arkadaş mıyız? Su Günlükleri – 1”in kapağını henüz kapattım.
Baş karakterimiz Su Hoşeda Enmutlu’yu  tanımak gerçekten çok eğlenceliydi! Bu hik
âyeyi ne zaman yazdınız? Su, daha önce yarattığınız karakterlerin en fırlaması, en cingözü mü merak ediyorum! Onu çok sevdim…

Öncelikle çok teşekkürler! Çocuk kitaplarım için yetişkinlerden aldığım böyle güzel geri dönüşler, benim için çok değerli. Çünkü ben iyi bir çocuk kitabının, yetişkinleri de mutlu etmesi gerektiğine inanıyorum. Su Günlükleri 1-Biz Arkadaş mıyız’ı, 2018’in aralık ayında yazmaya başladım. İlk kez bu tarzda bir kitap yazdığım için, çok değişik bir deneyimdi. Su kesinlikle çok fırlama, cingöz bir karakter ama en az onun kadar cingöz çok karakterlerim var.

“GÜNLÜK TUTMAYI GERÇEK HAYATIMI YAZMAKTAN SIKILIP HAYAL ETTİKLERİMİ YAZMAK İSTEDİĞİM İÇİN BIRAKMIŞTIM” 

Günlüğün sayfalarını karıştıralım hadi biraz. 11 yaşındaki bir kızın günlüğüne yazdıklarını oldukça esprili bir dille okuyucuya aktarıyorsunuz. Siz de çocukken günlük yazar mıydınız? Bu kitapta sizden, anılarınızdan parçalar var mı?  

Okuma yazmayı kendi kendime öğrendiğim andan itibaren, sürekli okumaya ve günlük tutmaya başlamıştım. İlkokul hayatım boyunca hep günlüklerim vardı ve hâlâ duruyorlar. Ama ben günlük tutmayı, gerçek hayatımı yazmaktan sıkılıp, hayal ettiklerimi yazmak istediğim için bırakmıştım. Yani Su Günlükleri’nde, anılarımdan parçalar var diyemem. Çocukluk günlüklerimi bugün okuduğumda anlatım dilimi eğlenceli bulsam da, anlattığım şeylerin çok da ilginç olmadığını görüyorum. Zaten sıkılmamın sebebi buydu. Ortaokulda hayal gücümü kullanarak öykü yazmaya başladığımda, gerçekten yapmak istediğimin bu olduğunu hemen anlamıştım.

Su’nun ailesi ve arkadaşlarını Su’nun gözünden (kaleminden) tanıma fırsatı buluyoruz. Üstelik yüzeysel de değil, epey ayrıntılı. Karakter yaratımında nelerden besleniyorsunuz? Önceden taslaklar oluşturuyor musunuz? Bu konudaki çalışma tarzını öğrenmek isterim.

Aslında karakter yaratma aşamalarım her kitabımda farklı oluyor. Bazen aklıma önce konu geliyor. O zaman, o konuya uygun karakterler oluşturmaya başlıyorum. Bazense zihnimde önce bir karakter beliriyor. O karakteri öyle canlı görüyorum ki, konuyu ve diğer şeyleri onun etrafında oluşturmaya başlıyorum. Benim için isimler de çok önemli. Eski bir isimler sözlüğüm var ve her yeni kitaba başlarken o sözlüğü açıp isim seçmeye uzun zaman ayırıyorum. Bazen ‘bu karakterin adı B harfiyle başlamalı’ gibi hislerim oluyor. Karakterler çoğunlukla, isimleri belirlendikten sonra kafamda tam anlamıyla oluşmaya başlıyor. Beslendiğim şey elbette hayal gücüm ve hayal gücümü de, gözlem yeteneğim besliyor. Önceden taslaklar oluşturuyor, karakterlere dair ayrıntıları not alıyorum. Ama en sevdiğim şey, yazarken tüm o notlarımın geçersiz kalması… Çünkü yazdıkça, karakterleri daha iyi tanımaya başlıyorum ve neleri yapıp neleri yapmayacaklarını bir anlamda bana kendileri söylüyor. Buna dayanarak, karakterler aslında yazma anında canlanarak oluşuyor diyebilirim.

KİTAPTA HER KARAKTERİN AYRI YAZI FONTU VAR”

Kitabı karıştırmaya başladığımızda aslında oldukça karışık olduğunu görüyoruz. Bir tür çizgi roman gibi ama değil, alışageldiğimizden farklı olarak, neredeyse her karakteri, her durumu, her olayı betimleyen resimler de var karşımızda. Bu, sizin fikriniz miydi?

Resimleme ve o resimlerin kitaba yerleştirilmesi aşamasına ben dahil olmadım, çünkü çok hakim olduğum bir alan değil. Nerelere nasıl resimler çizeceğine, Ali Benice karar verdi. Kendi mizahını kullanarak bazı resimlere ufak notlar eklemesi, kitabı daha da eğlenceli hale getirdi. Her karakterin ayrı yazı fontunun olması gibi muhteşem ayrıntılar da, yayınevim Tudem’in titiz çalışmasının eseri… Su Günlükleri, hepimizin ilk kez deneyimlediği bir kitaptı ve bu sebeple yazar-çizer-yayınevi olarak gerçekten çok çalıştık.


Kitabı resimleyen Ali Benice, hayal gücünüzle dans etmiş adeta! Hik
âyedeki desteği çok büyük. İyi bir uyum yakalamış görünüyorsunuz. Aklınızdaki tam da bu muydu?

Ali Benice’nin hayal gücümle dans etmesinin iki sebebi var: İlki, hayata aynı mizah penceresinden bakmamız… İkincisi ise, onun da kalemine hayran olduğum, müthiş bir yazar olması! Çizimlerine, yazarlığını da kattı diyebilirim. Harika bir iş çıkaracağını elbette biliyordum ama sonuç, aklımdakinin çok çok çok ötesinde muhteşem oldu!

Tüm dünyada, bu tür günlük kitaplarında yazarla çizer çoğunlukla aynı kişi oluyor. Hem yazıp hem çizmek, tabii ki işi kolaylaştırıyor. Ama yazarla çizerin farklı kişiler olduğu bir günlük kitabında metinle çizimlerin böyle uyumlu olması gerçekten mucizevi bir şey. Çizimlerdeki sözler ve kitabın sonundaki Dudu Nine’nin mutfağı bölümü tamamen Ali Benice’nin oluşturduğu yerler.

Yine kitabın “hayali” ama varlıklarını epey gösteren karakterlerinden Ödevbozar Canavarlar, tam da çocukluğumuzun evreninden çıkagelmiş sanki! Onlardan biraz bahseder misin?

Evet, ödevler her zaman öğrenciliğin olmazsa olmaz yanlarından biri. Bazen büyük bir heyecanla yapardık, bazen de canımız istemezdi ve ailelerimiz yardıma koşardı. Maketler, projeler, pamuğa ekilmiş fasulyeler… Özenle hazırladığımız bir ödeve meyve suyu döküldüğünde onu kurtarmaya çalışmak ya da tekrar yapmak zorunda kalmak, kesinlikle talihsiz maceralardı ve bunu kitabıma katmak istedim. Böylece çocuklara hem “Ben de o yollardan geçtim, sizi çok iyi anlıyorum” dedim hem de ödevlerimizin başına gelen tatlı kazaların bizi yıldırmaması gerektiğini anlattım.

Sadece “Ödevbozar Canavarlar” da yok. Mesela “Yanlış Anlaşılma Canavarları”ndan da bahsediyorsunuz, sonlara doğru. Sadece çocukların değil, yetişkinlerin dünyasında da o canavarlar iş başında! Tüm bunları yazarken çocukların bunları anlayıp anlamayacağı ya da yanlış anlayacağına dair bir çekinceniz oluyor mu?

Olmuyor, çünkü anlayacakları şekilde yazdığımı biliyorum. Kitaplarımı okuduktan sonra bana mesaj ya da elektronik posta yoluyla ulaşıp fikirlerini söylüyorlar. Yorumlarını okuduğumda “İyi ki yazmışım / iyi ki yazıyorum” diyorum. Anlatmak istediğim şeyleri kitaplarımdaki karakterler üzerinden, hikâyenin içinde verdiğim için, o maceranın bir parçası oluyor. Mesela “Yanlış Anlaşılma Canavarları”, Alkış ve Su’nun arasındaki bir yanlış anlaşılmayı görmemizden sonra devreye giriyor. Hepimizin hayatında da yanlış anladığımız ya da yanlış anlaşıldığımız zamanlar olabildiği için, heyecanla “Evet, tam da öyle!” diyoruz.


“KENDİMİ İLGİNÇ VE EĞLENCELİ BİRİ OLARAK GÖRMÜYORUM BU YÜZDEN KİTAPLARIM İLGİNÇ VE EĞLENCELİ” 

Jülmen Öğretmen’in sınıfa verdiği ödev konusundan yola çıkarsak “Sizin ailenizdeki en ilginç kişi kim?”

Ailemde, yine kitaptan yola çıkarak, Dudu Nine kadar ilginç biri sanırım yok. Ben de dahil… Bazen okurlarım “Hayatınızı yazmayı düşünüyor musunuz?” diye soruyor. Ben de “O kadar sıkıcı bir kitabı okumak istemezsiniz” diyorum ve bu bana çok mantıklı geliyor. İnsanları çok güldüren kitaplar yazan bir yazarın, gerçek hayatında sürekli espriler yaparak gezdiği düşünülebilir, ama genellikle bunun tam tersi olur. Kendimi ilginç ve eğlenceli biri olarak görmüyorum. Bence tam da bu sebeple, kitaplarım ilginç ve eğlenceli.

“Biz Arkadaş Mıyız?” bir yandan arkadaşlık kitabı evet ama bir yandan da aile bireylerini, aile sevgisini öne çıkaran bir metne sahip. Açıkçası devamını merakla bekliyor insan… Bu günlüklerin ikincisini yazmaya başladınız mı? Yine arkadaşlık ve aile kavramları üzerinden mi yola devam edeceksiniz?

Su Günlükleri’nin ikincisini çoktan yazdım ve yayınevim Tudem’e teslim ettim. Kitap şu an, Ali Benice’nin ellerinde hayat bulma aşamasında. İkinci kitapta yine arkadaşlık ve aile kavramlarının öne çıktığını söyleyebilirim. Kardeşler ve arkadaşlar arasındaki kıskançlığa değiniyorum. Yine çok komik bir kitap olacağının garantisini de vereyim.

Siz çocukların çok sevdiği yazarların başında geliyorsunuz. Okullara gidip çocuklarla bir araya geliyorsunuz. Çocuklar kitaplarınız konusunda yönlendirici oluyor mu? Size “Şunu yazın, bunu şöyle yapın” gibi isteklerle geliyorlar mı?

Kesinlikle! Ve bu iletişim, benim için çok değerli. Kitaplarımı heyecanla okuduklarını, kendi istekleriyle başka kitaplarımı da aldıklarını gördüğümde, biraz önce de söylediğim gibi “İyi ki yazıyorum” diyorum. Tüm kitaplarımın devamını okumayı çok istiyorlar. Devam kitaplarına okur olarak çok ilgim olmadığı için, yazarlık hayatıma da katmayı düşünmemiştim. Ama Su Günlükleri’nin heyecanına kapıldıktan sonra, “Sevgili Hiç Tanımadığım Çocuk”un ikincisini yazdım ve gerçekten heyecan verici bir kitap oldu. Sanırım bundan sonra, yeni kitapların yanı sıra okurlarımın devam kitabı isteklerine de kulak vereceğim.

Çocuklar için yazmaya 2008 yılında Tudem Edebiyat Ödülleri Gülmece Öykü Yarışması’nda “Ortanca Balık” dosyanızla “Yayınevi Özel Ödülü”nü kazanarak başladınız sanırım. O günden bugüne yazarlığınızda neler değişti, neler gelişti? Kendi üslubunuzu ve dilinizi oluşturmak uzun bir zaman aldı mı?

Evet, çocuklar için yazdığım ilk kitap, “Ortanca Balık”tı. Yarışmaya gönderirken “Çocukları güldürebilecek bir kitap yazabildim mi?”den çok, “Bu bir çocuk kitabı mı?” diye düşünüyordum. Yayınevim Tudem’in bana güveni ve hem çocuklardan hem yetişkinlerden aldığım harika geri dönüşlerle, bu yola girdim. Kendi üslubumu oluşturmak zaman almadı, çünkü o üslup bence doğuştan gelen bir özelliğim. Ama tabii ki her kitabımla tekniğim, yazma gücüm gelişti, gelişiyor. Yıllar önce yazdığım bir kitabımın başına bugün otursam, bir sürü yeri siler, bir sürü farklı bölüm eklerim. Tabii ki bunu yapmamam gerek. O kitaplar, onları yazdığım dönemimdeki kalemimi yansıtıyor. Tüm kitaplarımı bugünkü aklımla elden geçirmeye başlasam, yeni kitap yazmaya zaman bulamam. Bugün değiştirdiğim bir bölümü de, seneye bambaşka bir hale dönüştürmek isteyebilirim. Yazarlığımda bana en çok yol gösteren akıl hocam da, “Ortanca Balık”tan beri tüm kitaplarımı okuyan ve önerilerine çok değer verdiğim editörüm Burhan Düzçay’dır.

Daha başka ödülleriniz de var. Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı İlkgençlik Roman Ödülü, örneğin… Ödül kazanmanın yazarlığınıza bir etkisi, katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Yazarlık yolculuğuma katkısı oldu. Kitaplarıma yayımlanma kapısı, Tudem’in yarışmasıyla açıldı. Yarışmalar, hiç şüphesiz ki isminizin daha çok duyulmasını sağlıyor. Tabii ki kazanmak güzel bir duygu. Ama hiçbir yarışmayı kazanamasaydım da, yine aynı heyecanla yazmaya devam ederdim. Çünkü bir okur olarak, yazdıklarımı çok sağlam bir şekilde değerlendirebiliyor ve “Bu kesinlikle olmuş” ya da “Bunun üzerinde biraz daha çalışmalı” diyebiliyorum.


“HER YAŞA HİTAP EDEBİLMENİN SIRRI BELKİ DE SINIRSIZ BİR EMPATİDE GİZLİDİR” 

Aslında yazdığınız tüm bu kitaplar, yalnızca çocuklar için değil, biz yetişkinler için de… “Biz Arkadaş mıyız?” buna çok iyi bir örnek. Ben kitabı “yüksek sesle kahkahalar atarak” masa başımda okudum. Herkese seslenebilmenin, her yaşın ruhuna hitap edebilmenin püf noktası sizce ne?

Bu, en çok aldığım ve beni en çok mutlu eden sorulardan biri. Kitaplarımı her yaştan okurların gülerek, hüzünlenerek, heyecanla okuduğunu görmek, inanılmaz bir duygu! Ama bir püf nokta tarifi vermem mümkün değil. Çünkü elime kalemi alırken,”Öyle bir kitap yazayım ki, hem çocuklar hem yetişkinler elinden bırakamasın” demiyorum; kendiliğinden öyle oluyor. Yani benim kalem tarzım bu. Çoğu zaman çocuk ve genç okurlarım, “Sanki bu kitabı bizim yaşımızda biri yazmış” diyor. Bu, klişe bir deyişle, çocuk ruhunu kaybetmemekle ilgili. Ama çocuk ruhunu kaybetmemek, zorlama bir şekilde çocuksu davranmak gibi bir şey değil. Siz ciddi bir bakışla bankta oturup bulutları izlerken, dünyanın en sıkıcı yetişkinine benzeyebilirsiniz. Hiç kimse o dakikalarda, içinizdeki çocuğun kalbinizin üzerinde seksek oynadığını göremez. Ama benim içimdeki çocuk, yazdığım kitapların sayfalarının arasında seksek oynuyor ve onun heyecanı, her yaştan okuruma geçiyor. Belki bunun sırrı, sınırsız bir empatide gizlidir. Çünkü yazarken kendimi tüm karakterlerin yerine koyup, hissettikleri her şeyi yaşayabiliyorum.

Ajandanız ya da not defteriniz var mı? Varsa içlerinde neler var?

Kendimi bildim bileli hep defterlerim oldu. Çünkü kitaplarımı deftere yazıyor, sonra bilgisayara geçiriyorum. Defterler, hayatımın en önemli şeylerinden biri diyebilirim. Çocukken günlüklerimi de, o zamanın ajandalarına yazıyordum. Ajandaları çok severim, ama onları kesinlikle kendi amaçları için kullanmam. Yılımı, aylarımı, günlerimi programlamak, bana kendimi kısıtlanmışım gibi hissettirir. Ajandalarımın, çok daha heyecan verici bir görevi vardır: Onlara kitap yazarım! Sürekli çantamda taşıdığım, yanımdan hiç ayırmadığım kedili not defterimde ise ailemin, arkadaşlarımın ve iş hayatımdaki kişilerin telefon numaraları yazılıdır. Hani bazen sosyal medyada “Rehberim silindi, numaralarınızı yollar mısınız?” diye paylaşımlar görürüz ya… İşte o paylaşımı asla yapmayacak biriyim. Telefonlardaki takvimleri, not alma uygulamalarını da asla kullanamam. Etkinliklerimi, çantamda taşıdığım cep takvimime, kalemimle işaretlerim. Yani iflah olmaz bir defterciyim.

Paylaş ki çoğalsın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Korna ve selektörler eşliğinde Kenan Doğulu konseri

Her yaz uzun soluklu konser maratonuna çıkan Kenan Doğulu, bu yazın ilk konserinde bir ilke imza atarak sevenleriyle bugüne kadar görülmemiş bir şekilde buluştu. Doğulu, sahnede yerini alırken dinleyicileri arabalarından şarkılarına eşlik […]