banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Logo üzeri reklam

ERBUĞ KAYA: “BİR HAYALİN PEŞİNE TAKILDIM VE ORTAYA YEGÂNELER SERİSİ ÇIKTI”

Fantastik edebiyat okurlarının yakından tanıyacağı Erbuğ Kaya’nın çocuklar için kaleme aldığı Yegâneler serisinin ilk kitabı “Gizemli Sanatlar”, Doğan Egmont Yayınları tarafından yayımlandı. Aynı dünya üzerinde iki diyarı anlatan öyküde doğayla iç içe yaşamayı isteyenler Doğanın Diyarı’nda, doğaya hükmetmek isteyenler ise Hükmedenlerin Diyarı’nda yaşıyorlar. Birbirinin zıttı bu iki diyarın karşı karşıya geldiği kitap, fantastik edebiyatın kendine has efsunlu dili kadar örtülü hakikat arayışını da sayfalarına taşıyor. Erbuğ Kaya ile bir araya geldik ve hem fantastik yolculuğunu hem de bu ilk çocuk kitabının ortaya çıkış hikayesini konuştuk.


Söyleşi: Likya Bademci 


Bu çocuklar için kaleme aldığınız ilk kitap. Fantastik edebiyatla ilgili yetişkinler olarak sizi zaten biliyorduk ama çocuklar için yazmak fikri nasıl gelişti?

Bu fikir çocukluğumdan beri vardı. O zamanlar hayalini kurduğum hikayelerin hepsi doğal olarak çocuklar içindi. Çocukken kitaplardan aldığım keyfi hiç unutmadım. Beni heyecanlandıran bir hayalin peşine takıldım ve ortaya Yegâneler çıktı.

Kitap iki farklı diyarda geçiyor. Aslında günümüz dünyasına dair de pek çok alt mesaj içeriyor. Siz bu iki diyarı kurgularken nelerden esinlendiniz?

Daha iyi bir dünya her zaman mümkün hissiyle yaşayan biriyim. Bu kadar betonun çirkinlikten başka bir şey olmadığını düşünüyorum. İki diyarı kurgularken doğanın daha iyi korunduğu, insanların ona zarar vermek yerine doğayla uyum içinde yaşadığı yerlerin hayalini kurdum. Şu anda çocuk olan neslin yetişkinliğindeki en büyük mücadelesinin daha sağlıklı bir hayat için doğaya yardım etmek olduğunu, hatta şu anda yavaş yavaş başlayan ama gelecekte tek gerçeğe dönüşecek olan doğayla uyumlu şehirlerin kurulması gerektiğini düşünüyorum. Çocukların zihnine küçücük bir tohum ekip onların gelecekteki mücadelelerine destek olmak amacıyla üzerime düşeni bu şekilde yapmak istedim.

Kitaptaki anlatıcıyı aynı zamanda kütüphaneciyi bizim için tarif eder misiniz desek, nasıl bir dış görünüşü olurdu?

Ne tatlı bir soru! (Gülüyor.) Limpikek Pofudukbulut, Doğanın Diyarı’nda efsane olduğu düşünülen Basir’in Gökyüzü Kütüphanesi’nde çalışan, tüm ömrü okumak ve okudukları hakkında araştırmalar yapmak olan bir kütüphanecidir. Tombul, çok kısa boylu, yaşlı, beyaz saçları ve sakalı uzun biridir. Genellikle kahverengi cübbe giyer. Hükmedenler Diyarı’na geçtiği zamanlarda üstüne uygun kıyafet bulmakta zorlandığını söylemeliyim. Çapraz olarak astığı bez omuz çantasında her zaman not alabileceği kağıtlar, kalemler ve o anda okuduğu kitaplar olur. Gözleri bozuk olduğu için kalın camlı, yuvarlak gözlükler takar. Kitap okurken ve çalışırken çok ciddidir ama biriyle sohbet ederken sevimli hatta biraz komik görünür.

“Bazı öyküler küçücük bir ayrıntıyla başlar ve bir efsaneye dönüşür” diyor kitap. Yegâneler serisini yazmaya karar verdiren küçücük ayrıntı sizin için nedir?

Her şey bir dost meclisindeki sohbet sırasında aklımda beliren çok keyifli bir görüntüye dayanıyor. Bir ormanda oturmuş, ay ışınının altında sohbet eden beş yakın arkadaş görüntüsü.

Kitap pek çok alegorik detay barındırıyor. Bu noktada okurların bunları anlaması, görmesi, siz yazarı için ne kadar önemli?

Bir kitap neyi ne şekilde anlatırsa anlatsın, o kitabı bitirip kapağını kapadığınızda size çevreniz, kendiniz ve dünya hakkında düşünecek konular ya da daha güzeli, hissedip özümsenecek ruh halleri armağan ediyorsa anlatılan o hikâye çok değerli bir hale dönüşüyor. Söz konusu çocuklar için yazılmış bir fantastik metinse soyut kavramları okuyucunun hayalinde canlandırabilmesi için alegorinin anlaşılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak bu söylediklerim birçok farklı dış uyaranın olduğu çağımızda bir kişinin kitabına gömülüp hoşça vakit geçirmesini asla zedelememeli.

Yaygın kültürde erkek baş kahramanlara alışığız, ancak kitap en başından tersini yaparak okurunu iyi anlamda şaşırtıyor. Sizin kitap üzerinde çalışırken özellikle dikkat ettiğiniz detaylar nelerdi?

Kadınların yaşamda çok daha fazla söz sahibi olması gerektiğine, bunun dünyayı daha güzel bir yer yapacağına inanırım. Yayınlanmış diğer tüm romanlarımda baş kahraman erkekler olsa bile hikayelere yön veren güçlü kadın karakterlerim bu düşünceme dayanır. Bu sefer baş kahramanım Safir, on bir yaşında bir kız çocuğu. Kendini bir anda zor bir durumda buluyor. İlk başta onun zayıf ve kırılgan olduğunu düşünebilirsiniz. Ama onun henüz hatırlamasa da sahip olduğu güç ve yardımına koşanlar sayesinde bu zorluklarla başa çıkabilmesi çok güzel bir his.

Kitabın kapak tasarımı da oldukça etkileyici olmuş. Bu tasarım sürecinde Betül Aytaç ile nasıl bir iş birliğiniz oldu?

Yayınevinin de dahil olduğu, romandaki bir sahne üzerine karar vererek yürüttüğümüz bir iş birliği neticesinde ortaya içimize sinen bir iş çıktı.

Bu türün bana göre okuması en zevkli taraflarından birisi de özel isimlerdeki kelime oyunları. Bu kitapta da çokça karşımıza çıkıyorlar. İşin bu oyun tarafı size nasıl hissettiriyor, aslında zahmetli de bir yandan.

Bir karakteri, o karakterin hikayedeki yerini, durumunu kurguladığımda isminin karakterle uyumlu olmasına dikkat ederim. Yegâneler’deki özel isimlerde bunu daha da öteye taşıyıp kelime oyunu yapmak çok keyifliydi. Bu tip isimlerin karakterin yapısına da katkısı olduğunu düşünüyorum. Misal, adı Limpikek Pofudukbulut olan birinin kötü niyetli bir karakter olduğunu düşünmek çok zor J

Fantastik türü çocuklar arasında da çok sevilen ve okunan bir tür. Yazarken bunun avantaj ve dezavantajları neler oldu sizin için?

Ben yazarken çok keyif aldığımdan pek avantaj, dezavantaj üzerine düşünerek üretmiyorum. Bu iki durum kitap yayınlandıktan sonra benim elimde olmayan durumlarda ortaya çıkıyor. Örneğin, fantastiğin çocuklar arasında çok sevilen bir tür olması Yegâneler’in onlara ulaşması adına bir avantaj. Ama Türkiye’de yazılmış fantastik romanların bilinirliği, çeviri eserlerle karşılaştırınca bu durum dezavantaja dönüşüyor.

Biraz alt kültür gibi kodlansa da Türkiye’de hatırı sayılır bir fantastik okur ve yazar kitlesi var. Dünya literatürü ile kıyasladığınızda Türkiye’yi her ikisi açısından nasıl konumlandırırsınız?

Türkiye’de kitap okuma sayısı ile fantastik okumayı seven okur oranları, dünyadaki oranlarıyla karşılaştırıldığında çok büyük bir fark olacağını düşünmüyorum. Yani, bir sorun varsa bence bu, temel olarak ülkemizdeki kitap okuma oranlarına dayanıyor. Ancak, on, on beş yıl öncesine göre çok daha iyi durumda olsa da fantastik okumayı sevenler Türkiye’de yazılmış eserlere, çeviri eserlere göre daha temkinli yaklaşıyorlar. Elbette bu söylediğim sadece önyargı değil, aynı zamanda çeviri eserlerin ülkemize gelmeden önce çok büyük reklam geliriyle tanıtılmasına da dayanıyor.

Bir fantastik edebiyat tutkunu olduğunuzu da bilerek, yıllar boyu fantastik türünü bu denli sevilir ve özel kılan şey ne sizce?

Fantastik türünün bu denli sevilmesi bence genetiğimize işlenmiş masal anlatma arzusuna dayanıyor. İnsan hayal kurmayı, onu dinlemeyi en başından beri sevdi. Bu insan olmanın en önemli özelliklerinden biri. Her kültür bu arzuyla mitolojisini yarattı. Fantastiğin güçlü bir edebiyat türü olması okuyucuyu onu hiç beklemediği bir yerden ansızın yakalamasına dayanıyor. Bir maceranın heyecanı içinde okuyucu kendini değerlendirmek zorunda hissettiği durumların içinde bulabiliyor. Fantastik edebiyatın içinde büyümenin, arkadaşlığın, aşkın, birey olmanın, toplumu düşünmenin, iyiliğin, kötülüğün, hırsın, naifliğin kısacası insan olmanın her hâli içinde bulabiliyorsunuz kendinizi.

Sizin en sevdiğiniz fantastik kahraman hangisi?

Gandalf J. Kitabı ilk kez üniversitede ders arasında okumaya başlamıştım. Henüz okumamış ya da izlememiş olanlar için ipucu vermemek adına sahneyi söylemeyeyim ama Gandalf’la ilgili bir sahnede, üniversitenin boş bir amfisine gidip ağlamıştımJ.

Son olarak karakterlerimizin gelecekteki maceralarına dair biraz ipucu verebilir misiniz?

Fazla ipucu vermeden şunları söyleyebilirim, o karanlık hâlâ Safir’in peşinde ama onların güçleri Hükmedenler Diyarı’ndaki başka grupların da dikkatini çekecek. Yegâneler Hükmedenler Diyarı’ndaki önemli bir problemi kendilerine has hayal güçleriyle çözecekler. Ve artık İstanbul’da bir ejderha var!

 

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media