banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

Elif Yonat Toğay bir diş fırçasının yolculuğunu anlatıyor


Diş temizliği çocuklara nasıl öğretilir? Galiba pek çok şeyde olduğu gibi içinde tatlı mı tatlı çizimlerin olduğu, sözcüklerin ahenkle dans ettiği sıcacık, samimi ve iyi hikayeli bir kitapla!  Dodi Dişdostu, bir diş fırçası olarak hayvanlar aleminde çıktığı yolculukta temizlemek için bir ağız dolusu diş ararken karşılaştığı hayvanların dişlerini nasıl temizlediğini öğreniyor. ONeBoyunÖyle, PofudukKuyruk, AğzıKocaman, GürKükreyen gibi komik mi komik lakaplı hayvanların diş temizlikleri hakkında bilgi almak için bu esprili kitabın yaratıcısı Elif Yonat Toğay, Ajandakolik’teki en yeni konuğum.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Yaklaşık iki buçuk yıldır çocuk kitaplarını daha yakından takip edip bazı gazetelerin kitap eklerine onlarla ilgili inceleme yazıları yazıyorum. Ajandakolik’te de sevdiğim kitapları tanıtıyor ve onların yazarları ile söyleşiler yapıyorum. Burada tiraf ediyorum, aralarında en çok sevdiklerimden biri Uçanbalık Yayınları’ndan çıkan Dodi Dişdostu oldu! Birkaç hafta önce elime imzalı ulaşan kitabın yazarı yazarı Elif Yonat Toğay ile sosyal medyada başlayan sohbetimize Ajandakolik’te devam edelim, siz de okuyun istedim.

Aklınıza bir diş fırçasının hikayesini yazmak da nereden geldi? Bunun bir eksikliğini mi fark ettiniz?

2019 TÜİK verilerine göre, ülkemizde 10 kişiden 7’si diş fırçalamıyor; ağız ve diş hastalıkları 0-6 yaş grubu çocuklarda ilk beş hastalık arasında, 7-14 yaş grubundaki çocuklarda ise bu sorun ilk sırada yer alıyor. Bu nedenle, diş fırçalama gibi önemli bir konuyu çocuklar için özgün bir biçimde ele almak istedim.


Dodi Dişdostu, bir ağız dolusu dişi parlatabilmek için hayvanlar aleminde yolculuğa çıkıyor. Ama ne yolculuk! Zürafadan maymuna sincaptan su aygırına pek çok hayvanla bir araya geliyor. Tüm bu hayvanları nasıl, neye göre belirlediniz?

İzlemeye değer bir yolculuk olması için, Dodi mümkün olduğunca farklı ortamlara gitmeli, birbirinden farklı hayvanlarla kendi ortamlarında karşılaşmalı ve sonra yavaş yavaş kente, eve dönmeliydi.

Kitapta örneğin köpek balığı ile de karşılaşıyor Dodi. Onun dişlerini parlatmak istiyor ama onun da dişlerini parlatan birileri ya da bir şey var. Fakat hiç korkmuyor ondan. Mesela bu benim çok hoşuma gitti. Köpek balığına hikayenizde yer vermeniz ve onu korkunç bir hayvan gibi göstermemeniz. Sonuçta çoğumuz Jaws filmi ve belgeselleriyle büyümüş nesillerden geliyoruz.

Haklısınız. Timsah ve su aygırı da aynı şekilde… Dodi’nin hiçbiri hakkında bir bilgisi, fikri ya da deneyimi yok, adlarını bile bilmiyor. Yalnızca aslanın kükremesi onu birazcık heyecanlandırıyor, o kadar…


Bir de tüm bu hayvanlara, fiziksel özelliklerinden yola çıkarak, verdiğiniz isimler (lakaplar diyelim) var. Ben bunu da çok sevdim  ve yaratıcılığınıza şapka çıkardım. Sahi, çok düşündünüz mü tüm bu isimler için?

Teşekkür ederim. Bazıları hemen geldi, bazıları için, evet, çok düşündüm. Editörüm sevgili Hülya Dayan ile epey beyin fırtınası yaptık. Defalarca değiştirdiklerim oldu, alternatif isimler bulduklarım oldu. Sonunda içimize sinen hâliyle yayımlandı.

Yazarına kitabındaki en sevdiği hayvanı sorsam… Biraz da kitaptan yola çıkarak o hayvanla ilgili bilgiler istesem…

Sincap! Hastasıyım! Orman, park, vb. görülmesi muhtemel yerlerdeyken gözlerim radar gibi çevreyi tarar. Birisi benimle konuşuyorsa o sırada duymam, dinlemem bile. Yani benimle birlikte orman gezisi gibi bir planınız varsa, bir daha düşünün derim…

Sincapla ilgili (bana göre) en ilginç bilgiyi kitapta paylaştım. Onun dışında, benim de gözlemlediğim bir özelliği, korktukları zaman zikzak yaparak koşmaları. Doğada, bu sayede kartal, yılan, porsuk gibi hayvanlardan korunabiliyorlar ama kentlerde hızlı seyreden araçlardan kaçamıyorlar maalesef. Yeri gelmişken küçük bir hatırlatma: orman yollarında lütfen birazcık dikkat, sincap çıkabilir!

Dodi Dişdostu’ndaki şiirsel üslubunuz da kitabın anlatımına büyük bir ahenk ve ustalık katıyor. Yazarken böyle bir dil belirlemeliyim gibi bir düşünceniz var mıydı yoksa yazdıkça mı ortaya çıktı?

Dodi Dişdostu aslında benim ilk resimli kitabım. Dolayısıyla şöyle ya da böyle bir dil belirlemeliyim diye düşünmedim öncesinde. Hatta öykülerimdeki üslupla yazmak üzere başladım. Açıkçası hem şaşırdım hem sevindim yazarken, çünkü dediğiniz gibi, kendiliğinden oluştu. Bu şekilde yazabileceğimi bilmiyordum hiç.

 Damla Tutan’ın resimlerine ne demeli peki! Çok iyi bir uyum yakaladığınızı söylemeliyim. Bu ikili nasıl biraraya geldi?

Dodi için çizer arayışına girdiğimizde Damla Tutan’ın çalışmalarına denk geldim. Çok beğendim ve Dodi’ye uygun olacağını düşündüm, ancak editörümle hemfikir olamadık. Böylece uzun bir arayış süreci başladı. Hatta bazı çizerlerden deneme çizimleri aldık. Hepsi Dodi’den çok uzaktı. Öyle ki, bir objeyi kitap kahramanı yapmanın hata olduğunu kanısına bile vardım bir ara. Sonra bir gün, sevgili editörüm “Buldum!” dedi. Kim? Damla Tutan! Gerçekten de Damla’nın çizdiği Dodi alternatifleri, detayları çok şekerdi. Dodi’yi ben yarattım ama sevgili Damla, Dodi’ye can verdi. Hayalimdeki gibi bir Dodi Dişdostu çıktı ortaya. Bunun için bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum ona.

Biraz Dodi’nin dışına çıkalım. Sizin TUDEM Yayın Grubu’ndan çıkan üç öykünüz daha var: “Bir Şeyler Yapmam Gerek”, “Atıştırmalık Öyküler”, “Dinozorun Ayak Sesleri”. Çocuk öyküleri yazmaya nasıl karar verdiniz? Bundan sonra da hep çocuk kitaplarına mı eğilmeyi düşünüyorsunuz?

Çağdaş çocuk edebiyatının önemli ismi, sevgili arkadaşım Tülin Kozikoğlu çocuklar için yazmam konusunda ısrarcıydı hep. Önce kulak asmadım.  Sonra Tudem Edebiyat Ödülünün kısa öykü dalında verileceğini, tam da benim kalemim olduğunu söyleyince denemek istedim. İyi ki denemişim. Bu önemli ödülle çocuk edebiyatına girmiş oldum. Çocuklar için yazmanın daha bana göre olduğunu biliyorum artık.

Çocuklar için yazan bir yazar en çok nelere dikkat etmeli?

Bu konuda ahkâm kesmem doğru olmaz, ancak kendi adıma konuşabilirim. Yazarken benim iki temel prensibim var. Biri çocuğa okumayı sevdirmek. Diğeri de bir farkındalık yaratmak ve/ya ufkunu açmak.


“Çocuklar tek boynuzlu atların gerçek olmadığını tabii ki bilir. Ama öte yandan tek boynuzlu atlar üzerine yazılan bir kitabın, eğer yeterince iyiyse, hakiki bir kitap olduğunu da bilir.” Ursula K. LeGuin’in bu sözleri her zaman beni çok etkilemiştir. Çocuk edebiyatının fantastik dünyasını çok iyi betimler. Siz neler dersiniz?

Okur olarak da, yazar olarak da, kitaplara yaklaşımım tam da bu şekilde. Mutlak mantık ararım. Fantastik kurgu ya da peri masalının bile, mantıklı, tutarlı ve dolayısıyla inandırıcı olması benim için en ön planda.

Günümüzde çocuk edebiyatında çok fazla eser verilmekte. Yazılanları takip ediyor musunuz? Bu üretimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Favori yazarlarım var. Onların kitaplarını asla kaçırmam. Bir yazar keşfedip de seversem tüm eserlerini alıp okurum. Nicelikle birlikte genel nitelikte artış olduğunu sanmıyorum, mümkün değil, ancak nitelikli eser sayısı artıyor olabilir.

Dodi DişDostu kitabının arka sayfasında da yer alan hayat hikayeniz de pek eğlenceli doğrusu! Hadi Ajandakolik okurları için de biraz kendinizden bahsedin.

Benimle ilgili okurların merak edebilecekleri ve bence bilmeleri gereken önemli şeyleri kitapta toparladım. İzninizle onu yinelemek istiyorum:

Sabırsızım. Ama sincap aşkına, bir ağacın altında saatlerce bekleyebilirim. Dikkatliyim. Ama uçan balık görünce sevinçten öyle çok zıplarım ki sonunda kanodan düşebilirim. Dakik olarak bilinsem de bir ibibiğin peşine takılıp zamanı unutabilir ya da egzotik balıkların arasında ellerim, ayaklarım buruş buruş olana kadar yüzebilirim. Hesap kitap yapabilirim. Ama uzak ülkelerde ne zaman deniz kabuğu ve kozalak toplasam bavulum kapanmaz.

Asya fillerini, Afrika penguenlerini ve denizatlarını çok severim. Ne yazık ki otuz yıldır bir tane bile denizatına rastlamadım. Oysa eskiden, bir günde tam üç tanesiyle burun buruna gelmişliğim var. Ara sıra cips yemek dışında kötü bir alışkanlığım yok. Öyle, kendi hâlinde biriyim işte…


Ben bu kitaptan sonra çocukların her hayvanın dişini nasıl temizlediğini merak edeceğine bahse girerim… Dodi Dişdostu’nun devamı gelir mi yoksa başka yeni bir kitap mı var ufukta?

Haklısınız. Ebeveynlerden gelen yorumlar da bu yönde. Birçok evde araştırmalar başlamış… Her çocuk için mümkün olmasa da, meraklı olanları ileri araştırmaya yönlendirebilmek, kitabın amaçlarından biriydi zaten. Devam niteliğinde değil ama Dodi Dişdostu’na bir kardeş gelebilir.

Sizin gibi çocuklar için yaratıcı hikayeler kaleme almak isteyen bir yazar adayının elinin güçlü olması için neler yapması gerek?

Öncelikle her zaman çok okumayı öneriyorum. Ve işin tekniğini öğrenmek için eğitimden yanayım.

 Ajandakolik’in klasik bir sorusu var. Ajandanız ya da not defteriniz var mı? Varsa içinde neler var?

Tabii, olmaz mı! Küçüğü çantamda, büyüğü masamda olmak üzere aynı renkte iki ajandam ve boylarına, temalarına, renklerine, işlevlerine göre farklı birçok not defterim var.

Ajandamda, yaş gününden kredi kartı ödeme tarihine kadar çeşitli hatırlatmalar var. Not defterlerimin içeriği daha eğlenceli; gezi notlarım, araştırma notlarım, taslaklarım, okuma ve yazma listelerim, bana esin kaynağı olabileceğini düşündüğüm sözcükler, isimler, cümleler, olaylar, kesitler, aralarda kim bilir nereden topladığım olağanüstü renk ve şekillerde otlar, yapraklar, çiçekler…

 Oh tam bir Ajandakolik! Çok teşekkür ederim. Hep yazmaya devam edin, biz de okuyalım…

YORUM YAP

You don't have permission to register