banner-image

 

Biz Kimiz ?

Biz şuyuz; Dünya ne kadar kötüye giderse gitsin sanatın hep var olacağına ve insanları iyileştireceğine inananız.
Biz şuyuz; Çalıştığımız gazetelerden kovulsak da, haksızlığa boyun eğmeyen, kendi mecramızı kurup yola devam edeniz.
Biz şuyuz; Özgürüz, günceliz, yazar çizeniz, haber okuyanız, haber vereniz, sanatın ve sanatçının yanındayız.
Biz gazeteciyiz, yaratıcıyız, sanatçıyız, pes etmeyeniz.
Biz ajandamızı sizlerle paylaşan Ajandakolik’iz.

 

AjandaKolik Reklam

“AY’I ARADIĞIMIZ GECE’NİN YAZARI SEVDE TUBA OKÇU VE ÇİZERİ RUMEYSA ABİŞ İLE KONUŞTUK


Timaş Çocuk etiketiyle yakın zamanda yayımlanan “Ay’ı Aradığımız Gece” bir yolculuk masalı. Çocuklarla, hayvanlarla, geceyle, ormanla, Ay’la dolu büyülü bir hikâye… Hem metni hem de resimleriyle fantastik bir evrende geçen bu çocuk kitabı kapsayıcı eğitim prensiplerine göre kaleme alınmış. Sonu ise sürprizli ve mizah dolu! Kitabın yazarı çok severek takip ettiğim Sevde Tuba Okçu ve bu renkli hayallere çizimleriyle başka bir dünya sunan çizer Rumeysa Abiş ile ortak çalışmalarının tatlı ürünü “Ay’ı Aradığımız Gece”den yola çıktık, edebiyatın ve çizgilerin yolculuğuna uzandık.

SÖYLEŞİ: NİLÜFER TÜRKOĞLU

nilufer@ajandakolik.com 

KİTABIN YAZARI SEVDE TUBA OKÇU:

Birkaç yıl önce “Meraklı Kuzu” kitabının video tanıtımını yapmıştım Ajandakolik YouTube kanalında. (Buradan izleyebilirsiniz.)  Söyleşi yapmak son kitabın “Ay’ı Aradığımız Gece”ye kısmetmiş meğer… Bu senin beşinci kitabın ve hepsi Timaş Yayınları’ndan çıktı, öyle değil mi? Yeni kitabın heyecanıyla bugünlerde kendini iyi hissediyor olmalısın, nasılsın?

Evet, hepsi Timaş Yayınlarından çıktı. Yazın gelişi, yeni kitabın doğuşu hepsi güzel geldi.

“Ay’ı Aradığımız Gece”, bir yandan çocukların hayvanlarla birlikte yaptığı bir yolculuk bir yandan da farklılıklara saygıyı vurgulayan, yeşerten, doğa sevgisini ön plana koyan bir hikâye… Kitaplarını yazarken öncelikle kendine bir tema mı seçiyorsun, belirlediğin bir konuya odaklanıp ona göre mi hikâyeyi tasarlıyorsun?

Çok güzel özetledin ana fikri. Her öykünün gelişi farklı oluyor. Kayıktaki Çocuk kitabında temanın ne olacağını biliyordum ve üzerine gittim hikâyenin. Bu kitapta ise öncelikle her şeyi yiyen bir keçi belirdi gözümün önünde. Sonrasında başka hayvanlar ve küçük çocuklar… Birkaç sene evvel deniz kenarında bu öyküye ilişkin küçük küçük notlar almıştım. Kendim de bir yolculuktaydım, hikâye de bir yolculuk hikâyesi olarak evrildi.

“DOWN SENDROMLU BİR ÇOCUĞUN DİĞER ÇOCUKLARLA HİKAYEDE EŞİT ŞEKİLDE YER ALMASI ÇOCUĞU OLUMLU ETKİLEYECEKTİR.” 

Kitabı okurken fark etmediğim ancak kitabın arkasına ve resimlerine bakınca biraz biraz anladığım bir şeyi sorayım sana. Hikâyende down sendromlu küçük bir kız çocuğu da var ama bunu okurken ve sayfaları çevirirken kolaylıkla fark etmiyor, okur. Bunun özel bir nedeni var mı?

Evet, bunun özel bir nedeni var. Kitap Kapsayıcı Eğitim Prensiplerine göre yazıldı. Bu prensiplere göre şekil alan materyallerde engeli olan bireyler direkt olarak engelleriyle ön plana çıkmıyorlar. Tipik gelişim gösteren bireylerle beraber eşit şekilde hikâyede yer alıyorlar. Bu ne demek? Engeli olan hiçbir bireyin engeliyle öyküde var olmaması demek. Minik okurlar Ay’ı Aradığımız Gece öyküsünde yer alan down sendromlu küçük kızın fiziksel farklılığını eğer görebilirlerse ebeveynleriyle bu konuda konuşabilirler, sorular sorabilirler. Kitaptaki resimlere bakan küçük bir çocuğun resimlerde yer alan karakterin down sendromlu olduğunu anlaması biraz zor fakat karaktere baktığında bazı fiziksel nüans farklılıklarını görebilir ve belki de bu farklılıklar sınıfındaki bir arkadaşını hatırlatabilir. Kendi gelişiminden farklı bir şekilde gelişim göstermiş bir çocuğun diğer çocuklarla eşit şekilde hikâyede yer alması çocuğu olumlu şekilde etkileyecektir. Kitaba bakan çocuk down sendromlu çocuğun resmini gördüğünde belirgin bir fark görmeyebilir de, dediğiniz gibi küçük dokunuşlar yapıldı. Bu çok mühim bir durum değil. Karakterde gördüğü minik farklılıklar belleğinde yer edebilir ve daha sonra sokakta gördüğü, okulunda gördüğü birisine benzetebilir. Çocukların düşünme evrenini biraz rahat bırakmaya çalıştık çizimlerde. Çocukla ebeveyn okuma yaparken, küçük kızın down sendromlu olduğunu ebeveyn de çocuğuna söyleyebilir… Aileler ve eğitimciler için kitabın arka kapağında bu bilgi yer alıyor.

Peki beşinci kitap dedik madem… Çocuk edebiyatının içine dalman hangi ara, nasıl oldu? İlk kitabın “Kayıktaki Çocuk”u anmadan geçmek olmaz; bu kitapta birlikte çalıştığın başka yazarlar da var. Suriyeli küçük Ahmet’in hikâyesini okurken boğazım düğümlendi, gözlerim doldu. O kitaptan bu vesileyle de biraz bahsetmeni istiyorum. Farkındalık yaratacak çok değerli bir kitap çünkü…

Benim de en çok sevdiğim kitabım Kayıktaki Çocuk olabilir. Türk çocuk edebiyatında mültecilik meselesi üzerine yazılmış ilk resimli çocuk kitapları arasında diyebiliriz bu kitap için. Söylediğin gibi kitabı üç kişi yazdık. Kitabın resimlerini ise Altın Tatlı çizdi. Vonne Hollandalı, Maya ise Japon. Kosta Rika’da Barış Eğitimi üzerine yüksek lisans yaptığım sırada tanıştığım arkadaşlarım kendileri. Bir okul projesi vesilesiyle bu kitap üzerine beraber düşünmeye başladık. O sırada Suriye krizi patlak vermişti. Eğitimciler olarak çocukların eline geçen materyallerde bu konunun işlenmesini çok önemsiyorduk. Ama ne Türkiye’de ne de dünyada bu alanda çok fazla çocuk kitabı bulunuyordu. Kolları sıvadık. Türkiye’de sınıfında mülteci öğrenciler olan birçok öğretmen kitabı edindi ve çok olumlu dönüşler aldık. Hollanda’da ise bir bankanın sosyal sorumlulukla ilgili yaptıkları bir yarışmada jüri onur ödülü aldı.

Cinsiyet ve Kültürel İncelemeler bölümünde ABD’de yüksek lisansın var. Bir dönemin orada geçmiş. İnsan hakları eğitimi konularına özellikle eğildiğini ve çeşitli uluslararası sivil toplum kuruluşlarında çalıştığını biliyorum. Tüm bu özelliklerini, farkındalıklarını ve çalışmalarını kitaplarına yansıtman da kaçınılmaz. Neler söylemek istersin?

İnsan hakları prensiplerinin kitaplarıma yansıması konusunda titiz davranmaya çalışıyorum. Bunu hem metinde hem de resimlere verdiğim yönergelerde yansıtmaya gayret ediyorum. Çocukların eline geçen materyaller aracılığıyla bu prensiplerin çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren kazandırılması mühim. Tabii bunu yaparken didaktik ögelerden uzak durmak gerekiyor. Çocukların sürekli olarak didaktik metinlere maruz kalmaları okuma zevklerinin gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu sebeple esas olan iyi ve çocuk çağına uygun olacak bir kurgunun yaratılması. Bu kurgununsa insan hakları prensipleriyle örtüşür nitelikte inşa edilmiş olması.

“İNSAN HAKLARI DÜSTURLARININ MERKEZE ALINDIĞI EĞİTİM MODELİ ŞART” 

Özellikle yaşadığımız ülkede toplumsal cinsiyete karşı yapılan önyargı ve ayrımcılık neredeyse korkunç seviyelerde… Sence hep mi böyleydik toplum olarak yoksa gitgide mi buna evrildik? Türkiye’deki insanları cinsiyetçilik konusunda nasıl tanımlarsın?

Cinsiyetçilik ataerkil gücün egemen olduğu her toplumda baş gösteren bir mesele. Dolayısıyla da her toplumda cinsiyetçilik mevcut. Fakat toplumdan topluma cinsiyetçi yaklaşımlar farklılık gösterebiliyor (benzer refleksler olduğu gibi). Uzun bir dönem ABD’de yaşadım ve bizim toplumumuzda çok şahit olmadığım bazı cinsiyetçi yaklaşımları orada gözlemledim. Dünyanın her yerinde kadın hareketi sayesinde toplumlar çok fazla yol kat etti. Türkiye’de de aynı şekilde, kadın hareketinin gücü yadsınamaz. Ancak son yıllarda kadına yönelik şiddetin ve cinsiyetçi yaklaşımların gözle görülür şekilde arttığını görüyoruz, istatistikler de bunu söylüyor. İnsan hakları prensiplerinin ve de barış eğitimin gücü burada devreye giriyor. Bu prensiplerin güçlü kılındığı toplumlarda cinsiyetçi yaklaşımlar azalacak ve daha az kabul görür hale gelecektir. Eğitim şart deniyor ya hep, evet eğitim şart ama doğru eğitim, barış eğitimi şart. İnsan hakları düsturlarının merkeze alındığı eğitim modeli şart.

Sence edebiyat bu farkındalığı artırmak için yeterince güçlü bir araç mı?

Kesinlikle öyle. Güçlü ve çok etkili bir araç. Bu sebeple özellikle çocuk edebiyatında toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlü olduğu eserlerin sayısının artması gerekiyor. Hem görseller hem de metin bu anlamda güçlü ve doğru olmalı. Mesela Ay’ı Aradığımız Gece kitabındaki oğlan çocuğu karakteri karanlıktan korkuyor ve anne geyik onu sırtına alıyor, ateş böcekleri geceyi aydınlatıyor. Küçük çocuk rahatlıyor ve huzurla uyuyor. Bu karakteri özellikle erkek çocuğu olarak inşa ettim. Erkek çocuklarının hisleri, duyguları ataerkil gücün kuvvetli olduğu toplumlarda daha fazla görmezden gelinebiliyor.

En son hangi kitapları okudun? (Hem yetişkin hem çocuk edebiyatında)

Çocuk kitabı olarak Genç Timaş’ın yayınladığı Son Ayı kitabını okudum. Yetişkinde ise İthaki’nin yayınladığı Cadının Yüreği.

Yetişkin edebiyatında eserler vermek istiyor musun? Şimdilerde üzerinde çalıştığın yeni bir kitap var mı?

Ara ara minik notlar alıyorum… Bazı hikâyeler, kurgular aklıma gelip gidiyor. Ama sadece bazı fikirlerin akla geliyor olması uzun metinli bir kurguyu oluşturmak için yeterli değil. Bu fikirler çok iyi fikirler olsa bile…Bu konuda insanın kendini disipline etmesi işin en güç yanı. Bilmiyorum. Belki bir gün hem iyi olduğuna gerçekten inandığım bir fikir gelir beni bulur ve de aynı anda o fikri oturup yazacak gücü kendimde bulurum. Kim bilir…

Umarım diyeyim ben de o zaman! “Ay’ı Aradığımız Gece”ye geri dönecek olursak kitabın görsel gücünün de çok büyük olduğunu itiraf etmem gerek. Rumeysa Abiş masal gibi illüstrasyonlarıyla müthiş bir iş çıkarmış. Hikâyelerini resimleyenlerle fikir alışverişinde bulunuyor musunuz, bu süreçte nasıl bir iletişiminiz oluyor?

Evet, cidden Rumeysa’nın harika çizgileriyle öykü büyüdü, daha da güzel oldu. Editör, yazar ve çizer ilişkisi çok önemli. Sevgili editörüm Tülay Öncü’nün de emeği çok büyük bu kitapta. Uyumlu bir takım çalışması oldu cidden. Metni yazdıktan sonra hem bir sayfa için çizim yönergesi hazırlayıp editörümle paylaştım. Kendisi de bu yönergelere belli eklemeler ve çıkarmalar yaptı. Kendi notlarıyla beraber Rumeysa ile paylaştı ve ortaya Ay’ı Aradığımız Gece çıktı.

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var: ajandan ya da not defterin var mı, varsa içlerinde neler var?

Ben ajanda kullanımı konusunda çok iyi bir örnek değilim maalesef. Her senenin sonunda büyük bir heyecanla güzel bir ajanda alıyorum ama üç ay bile ajandayı kullanmıyorum diyebilirim. Küçük not defterlerim var. Bu defterlerde hem işlerime dair notlar bulunuyor hem de gün içerisinde aklıma gelen küçük küçük fikirleri not alıyorum. Bazen birisinin söylediği bir cümleyi, bazen anımsadığım ya da gözlemlediğim bir şeyi.

Tanıştığımıza çok memnun oldum. Yeni kitaplarına bir an önce kavuşmak dileğiyle, sevgili Tuba!

Ben de çok memnun oldum. Güzel soruların ve güzel temennin için çok teşekkür ederim.


KİTABIN ÇİZERİ RUMEYSA ABİŞ:

Ay’ı Aradığımız Gece”nin çizimleriyle belki biraz geç keşfettiğim bir çizersin sevgili Rumeysa. Seni daha yakından tanımak isterim. Nasıl başladı bu masal gibi illüstrasyonların sahibinin hikâyesi?

Ben kendimi bildim bileli hep çiziyorum. Elimde kağıt kalemle büyüdüm diyebilirim. (Gülümsüyor.) Kitap resimlemeye çok hoş bir giriş yapmadım aslında. İlk işimdi, yayınevi de yeniydi. kitaplar basılıp bir müddet ilerlemiştik ama sonrasında yayınevi devam edemeyeceğini söylemişti. Tabii olan benim emeklerime ve umutlarıma olmuştu. Başlamadan bittiğini düşünüyordum aslında ama pes etmedim çünkü yapmak istediğim şey tam olarak buydu. Uzun bir süre bekledim, sonrasında yeniden ama bu kez güzel bir başlangıç yaparak devam ettim. İyi ki de etmişim, kötü başlayan hikâyemi, resimlediğim kitaplarla büyülü hale getirmeye çalışıyorum. (Gülüyor.)

Sevde Tuba Okçu ile çalışmanız nasıl oldu? Kendine yakın hissettiğin hikâyeleri resmetmek daha kolay olsa gerek…

Kendime yakın hissettiğim hikâyeler elime gelince inanılmaz mutlu oluyorum çünkü çalışma isteğim daha fazla oluyor, bir an önce işe başlamak istiyorum.  Sevde hanımın kitaplarını da severek okuyup takip ediyordum. Onunla çalışacağımı öğrendiğimde mutlu olmuştum. Sonucu da bir o kadar güzel oldu. Ay’ı aradığımız gece çok sevimli bir hikâye, ilgisini çeken herkes de bu arayış hikâyesine davetli. Ayrıca sonu sürprizli. (Gülüyor.)

Çalışırken nasıl bir teknikten yararlanıyorsun? Dijitalci misin?

Kendimi gelenekselci olarak tanımlamayı çok istesem de işlerimi şimdilik dijitalde yapıyorum. Ama ben tam bir geleneksel aşığıyım. Kağıt kalemin verdiği hissiyat benim için çok farklı. Kağıtların, kalemlerin dokuları, boyalar, onlarla oynamak, ellerimde lekeler olması böyle başkasına belki mantıksız gelecek şeyler benim için büyük mutluluk kaynağı. İleride geleneksel tarzda yapmak istediğim birçok projem var. Heyecanla bekliyorum.

Sanıyorum sosyal medyada çok aktif değilsin. Instagram’da seni bulmaya çabaladıysam da nafile… Yoksa ben mi bulamadım? Çizimlerini nerede saklıyorsun?

Dünya çok küçük, instagram çok büyük, sanıyorum ki o yüzden karşılaşamamışız. Hem yaptığım iş nedeniyle hem de sevdiğim için aktif olarak kullanmaya çalışıyorum. Çizimlerimi, kitap projelerimi, defterlerimi ilgisini çeken herkese göstermeyi seviyorum. rumeysabis adıyla bana ve çiçek böcek dolu dünyama ulaşabilirsiniz.

“RESİMLİ KİTAPLAR HER YAŞ İÇİNDİR”İ SAVUNUYORUM” 

Çizerken nelere odaklanır nelerden ilham alırsın?

Benim için ilham kaynağı doğa. Kapının ardında bizlere ilham olacak o kadar büyük bir dünya var ki, ben bunun kıymetini bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Buna uygun bir yerde yaşamam da sanırım minik bir katkı sağlıyor olabilir. Küçük bir taş, belki bir kelebeğin kanadındaki işlemeler, ya da bir ağaç gövdesinin kabukları, hepsi bizler için birer sanat kaynağı olabiliyor. Bir de resimli kitaplar. Ülkemizde her ne kadar çocuk kitapları adı altında işlense de ben “resimli kitaplar her yaş içindir”i savunuyorum. Hepsi birbiri ardına açılan ikinci bir dünya benim için. Bir işe başladığımda mutlaka kitaplığımdaki resimli kitapları incelerim.

Çocuk kitapları için resimler yaparken kendini daha tutucu bir coğrafyada yaşadığın için sınırlandırıyor musun?

Ben sınırlandırmıyorum fakat bu yönde gelen bazı istekler olmuyor değil. İnsanın kalemini özgürce kullanması çok önemli bence, zamanla bunu aşıp daha esnek şekilde çalışabileceğimizi umut ediyorum.

Ajandan ya da not defterin var mı? Varsa bizimle paylaşır mısın?

Ajandam yok, olmasını hep çok istiyorum ama tutamıyorum. (Gülüyor.) Günlük işlerim için yanımda taşıdığım küçük bir not defterim var. Onun dışında da birçok eskiz defterim var. Defter tutmak hem pratik yapmak açısından faydalı, hem de gelişime çok katkı sağlıyor. Ben 2015’ten beri defter tutuyorum. Bazen günlük olarak kullanıyorum, bazen aklıma o anda düşen bir fikir oluyor; onu hemen kağıda döküp saklıyorum. Yanımda taşıyorum, gittiğim gördüğüm yerlerde ilgimi çeken şeyler olursa hemen bir şeyler karalıyorum. Bazen özellikle çizim yapmak için dışarı çıkıyorum. Defterlerime elim kolum, en yakın arkadaşım diyebilirim.

Rumeysa Abiş’in defteri ve kedisi Mecnun.

Masanın üzerinde yeni çalıştığın bir kitabın izlerini bulmak mümkün mü?

Çok mümkün. Kitaplarımı dijitalde yapıyorum ama onun öncesinde bir projeye başladığımda kalem kağıt alıp projeyle ilgili eskiz ve karakter çalışmaları yapıyorum, notlar alıyorum. Dağınık bir masam var, her yerden farklı bir iş projesiyle karşılaşmak mümkün.

Kedim Zeze ile kedin Mecnun’a sevgilerimizi iletiyoruz. Bir gün pencereleri ormana bakan küçük atölyenizi ziyaret etmeyi çok isteriz.

Ben de Mecnun’la birlikte sizleri ağırlamayı çok isterim. Kedin Zeze’ye ve sana çok çok sevgiler. Bu güzel röportaj için teşekkür ederim.

YORUM YAP

You don't have permission to register
Follow us on Social Media