“Yareme tuz diye yakamoz bastım, tek şahidim aydı.” Türk müzik tarihinin kuşkusuz en derin şarkı sözlerinden birine sahiptir, ‘Kalbim Ege’de Kaldı’ şarkısı. Ki benim gibi memleketinden uzak İzmirlilerin yüreğini daha da sarar bu şarkı. İnsanın ciğerine işleyen bu sözlerin sahiplerinden biri şair Yelda Karataş, tıpkı o sözler gibi yüzlerce dizesini, onlarca şiirini bir kitapta bir araya getirdi. ‘Hüznün Kısa Tarihi’, geçtiğimiz haftalarda raflarda yerini alırken Yelda Karataş da Ajandakolik’e konuk oldu.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

‘Hüznün Kısa Tarihi’nin sayfalarını çeviriyorum, incecikten bir sızının oylumu yüreğime doluyor. ‘İstanbul Bir Dişi Orospudur’, ‘Sırtı Dönük Kapı’, ‘Tarihin Mor Gülüşü’ ve dahası… ‘Adı Gibi Nilüfer’e’ şiirinde sayfayı kıvırıyorum. “Vardığım her durakta tüm aynaların ışığının yüzüm olduğunu unutmamak için.”  

‘Ürperme’, ‘Alacaydınlık’, ‘Enel Aşk’ gibi şiir kitaplarıyla tanınan şair Yelda Karataş, şiirlerinin yanı sıra öykü ve tiyatro oyunlarıyla da yazın dünyasının değerli kalemlerinden. Reklam yazarlığı ve akademik kariyeri bir yana Sezen Aksu’nun çok önemli iki albümünde ‘Deli Kızın Türküsü’ ve ‘Işık Doğudan Yükselir’ albümlerinde unutulmaz şarkıların sözlerini yazdı. Yelda Karataş’la kadın şairlerin yokluğundan sanatın yalnızlığına pek çok şeyi konuştuk.

Bir ömrün şiirleri olmalı bu 629 sayfalık kitap: Hüznün Kısa Tarihi. Hep hüzün mü verdi hayat size?

Dilerim, ömrüm uzun sürer ve ikinci cildini de okur insanlar, uzun sürmüş bir ömrün iyi şiirlerini. Karakarga Yayınları’nın bu çalışmadaki özenli yaklaşımının altını çizmeden geçemeyeceğim. Benim için de geçmişi yeniden düzenlememe vesile oldu bu kitap. Hayatın hüzün verip vermediğine gelince… Hayat kimseye bir şey vermez. İnsan ne alıyorsa onu vermiş olur hayat. Hayat ironik bana kalırsa. Neden burada olduğumuzu bilmiyoruz. Varlığımızı anlamlandırmanın yollarını arıyoruz. Her yol hüzne çıkıyor. Hüznü besleyen ironi. Hayat,  bu amaçsız ve dünyanın sonunu kestiremeyen insan soyuna isyan duygusu da armağan ediyor. İsyan, insanın en değerli duygularından biri. Şiiri besleyen o bence. Varlığına anlam arayan, dünyayı ‘güzeltme’ye çalışan insan, bütün duyarlılığı ile var oluşumuzu inciten bütün insani durumların hüzünlü sesini sanat yoluyla yeryüzüne sunuyor. Şiir ise bu hüzünlü sesin en eskisi… Belki o nedenle bütün iletişim dillerinden farklı; ‘yatay ve derin’ . Mutluluk, mutsuzluk, sevinç, keder… Onlarca duygunun sesi. Hayat bana bu sesi çıkarabilme yeteneği verdi. Sevinçliyim.

“BİRLİKTE ŞARKI SÖZÜ YAZMA TALEBİ SEZEN’DEN GELDİ” 

Çok özel şiirleriniz var ama biz sizi Sezen Aksu’yla birlikte imza attığınız şarkı sözlerinde biliyoruz ya da bilmiyoruz. ‘Kalbim Ege’de Kaldı’, ‘Dert Faslı’, ‘Son Sardunyalar’, ‘Yarası Saklım’, ‘Aşkları da Vururlar’, ‘Avare’ gibi şiirleriniz var. Hepsi pek çoğumuzu damardan yakalamış şarkıların sözleri oldu. Peki, bu şiirler, şarkı olmak için mi yazıldı yoksa şiir olarak mı?

Ben şarkı sözü yazmadan da şiir yazıyordum. Birlikte şarkı sözü yazma talebi Sezen’den geldi. Beni hem arkadaş hem de şair olarak yakından tanıyordu. Şarkı sözü ile modern şiirin temelde farklı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle şiirin kendi iç sesi var. Şarkı sözleri ise prozodi sorununu gözeterek yazılır. Bir şiiri şarkı olarak bestelemek ise, çok daha farklı bir çalışma. Kolay bir iş değil besteci açısından. Biz Sezen’le birlikte daha önce bestelenmiş ezgiler üzerine şarkı sözlerini yazdık.

Aslında buradan yola çıkarak şunu da merak ediyorum; mesela ‘Dert Faslı’ şarkısını Şehrazat ve Sezen Aksu’yla birlikte yazmışsınız. Bunu şarkı olarak yazdığınızı varsayarsak üç kişi oturup aynı dilde, aynı duyguda nasıl buluşuyor? Ne güzel ki siz ortaya böyle de nefis bir şarkı çıkarmışsınız. Çok severim ben.

Ben birlikte ve yalnız ürettiğim bütün şarkı sözlerini seviyorum. Çok başarılı çalışmalar onlar. Şehrazat ile ‘Kalbim Ege’de Kaldı’ şarkısını da birlikte yazdık. Kaç kişi birlikte şarkı sözü yazarsanız yazın, ortak bir duygu değil, ortak bir izlek etrafında buluşursunuz. Ayrılık, dostluk, aşk… İçinde onlarca duygu barındırır. Ne kadar parmak izi varsa o kadar çok çeşitte aşk tanımı vardır. İnsani değerler, kişiden kişiye değişir. “Sevdim öldürdüm” der biri. Diğeri “Ölürüm yoluna” der. Bir diğeri “Aşkları da vururlar” der. Üç ya da daha fazla kişi, farklı duyarlılıklarını buluşturup yeni bir zenginlik çıkararak yazdı ‘Dert Faslı’nı. Diğer şarkı sözü çalışmalarını Sezen’le birlikte yaptık. O çalışmalarda iki farklı insanın en doğru buluşması yaşandı.

Ekip çalışmasından muhteşem şarkılar çıkmış! 

Ben, akademik kariyerimin bir bölümünde kültür sanat danışmanlığı yaptım. Aynı zamanda yaratıcı yazarlık dersleri verdim. Reklam sektöründe yazar ve  kreatif direktör olarak çalıştım. Ekip çalışmasının değerini çok iyi bilirim. İletişimin dili toplumsal yaşamın ürünüdür. Özellikle popüler kültüre hizmet eden pop şarkılarının sözleri, ortak değerleri zenginleştirmek ve geliştirmek için yazılmalıdır. İnsan, iki kere ikinin dört etmediği yerde var oluyor. Ne mutlu ki farklıyız. Bu farklılık bize benzemeyeni sevmeyi de öğretiyor. Şiir ise, tek başına yazılan bir estetik metin. Şair şiirini tek başına üretir. İlerde çoklu çalışmalar olabilir mi bilemiyorum. Ben sanatın her türlü olanağına açık dururum. Onu yozlaştırmadığı sürece.

“SADECE ŞARKI SÖZLERİMLE TANINMAYI KENDİMDEN UZAK TUTMUŞ BİRİYİM” 

Kaç yıldır şiir yazıyorsunuz?

1982’den beri yazıyorum. Şiirlerim, düz yazılarım birçok dergide yayımlandı. 1996 ilk kitabım, Orhon Murat Arıburnu Ödülü’nü aldı. Ödül almış, başka kitaplarım, öykülerim ve hatta tiyatro yapıtlarım var. Ben sadece şarkı sözlerimle tanınmayı kendimden özellikle uzak tutmuş biriyim. Şiir serüvenime destek veren Memed Fuat, Turgut Uyar, Melih Cevdet Anday gibi büyük yürekler var. Türkiye’nin pek çok değerli şairiyle dostluk ettim. Yazılarım basılı ve internet dergilerinde hâlâ yayınlanmakta. Ayrıca son yıllarda, şiir ve sanatın diğer dalları üzerine yazılar yazıyorum.

Şiire hüzün, yalnızlık veya mutsuzluk gibi duygu ve durumlar daha çok yakışıyor olabilir mi?

Şiire her şey yakışır; ihanet, rezalet, soykırım, cinsel taciz, erotizm… Başka alanlarda zor ifade edilen her duyarlılığı, acı ve kederi, insanın her halini en yetkin anlatan dildir şiir. Şiire uzaktan bakanlar şiiri duygu işi sanırlar. Şiir, duyarlılık üretimidir.

Şiirlerinizde etkisi olan şairleriniz var mı? Sizi şiire sevk eden kalemler kimler?

Ben yeryüzünün bütün şairlerinden etkilenirim. Yeryüzünün bütün insanlarını da etkilemek isterim. Ben şiire sevk edilmedim, şiir kendini dayattı.

Her şiirini sevebiliyor mu insan?  Yazdığınız dizelerle nasıl başa çıkıyorsunuz?

İnsan yazdığından hoşnut olmasa yazmaz. Şiir varoluşum benim. Bunu hep söyledim. Bahtin, “Şair, kendini şiir yazarken sadece ifade etmez, var eder” diyor. Katılıyorum onun bu bakışına. Ben her sözcükte kendi var oluşumu hissediyorum her seste. İnsan, bir başına aslında bütün şiirleri ile tek bir şiir yazıyor. Bütün insanlık da şairlerin sesinden bir dünya şiiri var ediyor.

Çocukluğunuz Zonguldak’ta mı geçti hep? İstanbul’a gelişiniz üniversiteyle mi oldu?

Zonguldak’ta doğdum. Dört buçuk yaşında okuma yazmayı kendi sökmüş, zekası ortalamanın biraz üstünde seyreden bir çocuk olarak, çevrem  tarafından okumam için ısrarla teşvik edildim. İlkokul yıllarım Zonguldak’ta geçti. Orta birde de iftiharla geçince okul müdürümün ısrarı ile parasız yatılı sınavlarına girip birincilikle kazandım ve İstanbul Kız Lisesi’nde okudum. Gençliğim İstanbul’dur benim. Sonra üniversite ve yüksek lisans… İstanbul, ömrümün en değerli kentlerinden, tıpkı Zonguldak gibi. Grizu kokusunu iyi tanırım, orta zekâlı insanları hızla tanıdığım gibi.

“DERTLENECEK TEK DUYGUMUZ HÜZÜN KALDI SANKİ” 

Twitter’dan takip ettiğim kadarıyla “Zekânın, ego tatmini ve servet için hırsızlık yapma becerisiyle ölçüldüğü çağımızda deha olsan ne çıkar” diye bir ifadeniz var. Sizce bu bir çağ yangını mı? Nasıl dönemlerden geçiyoruz?

Ağır bir dönem olduğu kuşkusuz. Sanırım hiçbir çağda sanat bu kadar yalnız kalmadı. Ortalıkta sanat sevici dolaşıyor. Can Yücel’in Sevgi Duvarı’nı bir kez okumamış. “Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” diyor. O şiiri üzerine ciddi bir araştırma yazısı yazdım. Birçok şiire yazdığım gibi. Don Kişot’la Selim Işık yakındaşlığı üzerine de yazdım. Kimler okudu bilmiyorum. Sanatçı artık yalnız bile değil, öldürülmeye çalışılıyor. Hele kadınsa… Hayatın ötekileştirme ve yalnızlaştırma üzerinden tanımlandığı bir dünya. Michael Haneke’nin dediği gibi, katarsis öldü. İnsanlar artık sadece çok üzülüyorlar olaylara. İçim acıyor. Daha önce de dediğim gibi dertlenecek tek duygumuz hüzün kaldı sanki.

Yakın dönemde küçük İskender’i kaybettik. Oktay Akbal ‘Şairlere Ölüm Yok’ diyor bir kitabına verdiği isimle. Nazım’dan Necip Fazıl’a, Hasan İzzettin Dinamo’dan Ziya Osman Saba’ya 13 şairi anıyordu o kitabında. Bir de şöyle diyordu: Şairlerin kimi yaşarken unutulur, kimi öldükten sonra hiç anılmaz olur. Şiirin, dünya ve ülke koşullarının, insana insanlığını unutturacak kadar gürültülü ortamında, kim bilir kaçıncı sıraya düştüğü günümüzde. Ne diyeceksiniz? Şairleri ve şiiri unutuyor mu bu toplum?

Tarih proteandır yani değişken. Resmi tarih, iktidarına uygun olanı yaşatır. Çabası bundan yanadır. Ama insanın en onurlu eylemi sanat, resmi tarihe rağmen, gayri resmi tarihin en açık belgesidir. “Pahişahı kim bileydi kul etmese yort savul” der Yunus Emre. Ece Ayhan, Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un katledilmesinin ardından aynı kelimeleri kullanır tarihin unutkan yüzüne karşı. Son dizeleri Yunus’un hüznünü kucaklar, yeryüzünün yüzünü değiştirmek için yola çıkanların yüzüyle birlikte:
‘…
Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız
Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
Çocuklar ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
Kurşunkalemle de olabilir
Yort Savul!’

Onlarca şiir yazdınız, devam mı peki şiire? Bunca kelimenin, onca dizenin sonu gelecek mi bir gün?

Şiir sizi bırakmaz!

Peki ya şarkılar? Onlara da şiirlerinizde yine hayat var mı?

Doğru bir ezgide doğru bir insanın sesiyle buluşacaksa sevinerek yazarım.


“ŞAİRİN CİNSİYETİ VARDIR. AMA ŞAİR CİNSİYETÇİ YAZMAZ” 

Kadın şair deyince aklımıza çok da fazla isim gelmiyor. Gülten Akın, Didem Madak, Sennur Sezer, Nilgün Marmara ilk akla gelenler… Şiirdeki eril egemenlik, diğer türlere göre daha fazla sanki. Ne dersiniz?

Bu sorduğunuz soruya bir başka söyleşimizde uzun uzun değinmek isterim. Kadın şarkıcı bu kadar bolken neden dişi şairler pek algılanmaz değil mi? Kaldı ki dünyanın ilk şairi Enheduanna bir kadınken. Sanatın her alanında sınıflı toplumun ötekileştirdiği dişi cins kendini var eder. Hazır yemek yediği görülmemiştir. Adı yoktur Duygu Asena’nın dediği gibi. Kadın yüzyıllar boyunca hemen her alanda erk’e rağmen var olur. Aslında şairin cinsiyeti vardır. Ama şair cinsiyetçi yazmaz. Bu bütün sanat dalları için geçerli bir gerçek. Kendini yüz yıllardır, erkek cinsi gibi özgür ifade edemeyen kadın cinsi, şiir alanında da çok tanınmıyor. Sizin saydığınız isimlere ekleyeceğim onlarca isim var benim bildiğim kadın şair. Ya da saydıklarınızdan şair saymadığım da olabilir. Bir şairin şiir serüveni çok bilinirlilikle yani ünlü olması ile değerlendirilmemeli.  Şair ün peşinde koşmaz. Pop şarkıcısı değil ki o.

Bireysel yalnızlıklarımız bir yana kadın olmanın yalnızlığını da çokça çektiğimiz yıllardan geçiyoruz.  Canımızı acıtan şeyler yaşıyoruz. Kadınların hayatı neden bu kadar zor?

Sınıflı toplumda, bütün ezilenlerin hayatı zor. Üretim araçlarının özel mülkiyetine son verilmedikçe bu sürecek. Aşkın ve kadının nihai kurtuluşu kapitalist sistemde gerçekleşemez. “Özgürlük zorunluluğun bilincidir” diyor düşünür. Tarihsel zorunluluğun bilincinde iseniz eğer, bütün ötekilerin, kadınların, emekçilerin, çocukların özgürlüğü için yazarsınız. Yazmak değerli bir eylemdir. Ben bu kadar zorluğa rağmen, şiirin dünyayı değiştireceğine inanıyorum. Her kelime çok değerlidir. Yoksa neden ‘ikra’ ile başlasın ki hayat?

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var: ajanda ya da not defteri tutuyor musunuz? Şiirlerinizi hep el yazısıyla mı not alıyorsunuz?

Not defterlerim var. Şiir bana birden gelir. O an elime ne geçerse onunla yazarım. Evdeysem bilgisayarımı açar yazmaya başlar, bitiririm. Sonra işçilik için beni bekler o yazdığım. Eğer dışardaysam, defterime dolma kalemle yazarım.