Büfede kuşe kağıt olmayan ve aynı türdenmiş gibi görünen kaç dergi var; sayıyorum. Bazılarının ismini bile ilk defa okuyorum. Aralarında hiç almadıklarım olduğu gibi nadiren aldıklarım ya da büfede nı karıştırdıklarım var. İtiraf edeyim TR!P Dergi’yi sadece bir defa okudum. 

Esprili, dilinin kemiği olmayanlardan ve mütevazı. Bir dergi yayın yönetmeninin olmazsa olmaz özelliklerinden mi olmalı bu üçü bilmiyorum ama, bir insanda sevdiğim özelliklerden olduğu kesin. Son dönem giderek artan popüler kültür dergilerini arasından hem ismi hem cismi hem kapak tasarımları hem de bilime de ‘yatırım yapması’ bakımından farklı bir yerde duran TR!P’in Genel Yayın Yönetmeni Murat Arda‘yla Ajadakolik’te buluştuk; dergicilikten girdik, Hitler’den çıktık.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

 

Kimsiniz siz?  Atlantisli misiniz mesela? Neden TR!P diye bir dergi kurup onun yayın yönetmeni oldunuz? Daha önceleri nerelerdeydiniz?

Atlantis, memleketim hoş bir yerdir ama şu günlerde vizyonda olan ‘Aquaman’ tamamen abartılı bir yapım. Suda o kadar uzun kalamıyoruz çünkü. Rocknrolla Bar’ın sahipleri Altuğ Eroğlu ve Serkan Sezer çok eski dostlar, Taksim’den tanışıyoruz. “Bir fanzin yapalım mı?” diye konuşuyorduk, ortaya çıkan şey ise bir okuyucuyumuzun deyişiyle ‘elit fanzin’ TR!P oldu. İlk etapta sadece RockNRolla barları ve Kadıköy’deki Ağaç Ev’in müdavimlerine hitap edecek bir lokal yayın olarak düşünülmesine rağmen süreç içerisinde TR!P’i ulusal çapta yayın yapan bir aylık mecmuaya çevirdik. Daha önceleri ise yine aynı işi, ‘fikir işçiliği’ yapıyordum. Arzu edenler muratarda.com adresine göz atabilirler.

(Instagram adresi: atlantisliadam) 

Derginin adının neden TR!P olduğunu merak edenler vardır belki. Birilerine ya da bir şeylere trip mi atıyorsunuz? Yoksa İngilizce’de ‘seyahat’ anlamına gelen ‘trip’ kelimesinden mi geliyor isminiz?

‘Trip’ kulağa evrensel tınlıyor, bunu seviyorum. Bir Meksikalıya da ya da uzaydan buraya gelen herhangi bir Marslıya da ‘Trip’ deseniz hemen anlıyor. Komik bir ses rengi var bence. Trip! Sevimli. Kafa, beden ve ruh olarak sürekli seyahatte olduğumuz için TR!P bence yıldızlararası bir manayı da içeriyor. Sonuçta bir bilim dergisi Tr!p; ilim irfan ile ciddi bir ilişki halinde ve aynı zamanda sanat ve edebiyat ile dost hayatı yaşıyor. Bu da ismen ve cismen mevzuyu tamamlıyor. Her yere bükülebilen bir isim, adeta kaymak suratlı bir pulsar, adeta kara deliğe giren kafası güzel bir tavşan kulağı gibi her yere çekmek mümkün.

“BİR KISIM YAZAR ÇİZER TAYFASI, YAZAR DEĞİL ESNAFTIR” 

Güzel benzetmeler! Münasiptir. Peki, bu devirde ‘popüler’ (sizin kulvardaki dergileri kast ederek) dergiciliğe soyunmak hem cesaret işi hem de ‘popüler bir iş’. Sizce hangisi ve neden?

Şimdi bu alanda at koşturanların hepsi aynı kulvarda değerlendirilmemeli. Muhafazakar şirketlerin ilan verdiği, Ali Ağaoğlu’nun “Balya balya satın alıyoruz biz” dediği bir yapı var. Bunlar derin yapılardır ve devlet desteklidir. Bizim ‘bir kısım’ salak yazar çizer tayfası da gider buralarda yazar. Bunlar yazar değil esnaftır. Bu yapı ayrıdır ve yayıncılık da değildir yaptıkları; başka türlü bir tüccarlıktır. Ötekilerin yüzde doksanı ise yel değirmenlerine savaş açan romantiklerdir. Biz ötekilerin yüzde onuyuz, yel değirmenlerine biz de savaş açıyoruz ama gerçekçiyiz.

Şunu biliyoruz ki TR!P, popüler edebiyat dergisi değil.Peki TP!P’i aynı klasmandaymış gibi gösteren diğer dergilerden ayıran ne ola? İddianız veya sloganınız var mı?

Biz, bilim, sanat, edebiyat dergisiyiz ve hakikatin peşindeyiz. Lâkin Türkiye’de hem derinlikli entelektüel bir bakış açısına hem de aynı zamanda yaramazlığa da haiz bir çizgi en son 1930’larda Aziz Nesin’lerin Markopaşa Dergisi’nde görülmüş olabilir. Sıkıcı olmayan bir entelektüelliğin peşindeyiz. Bir bilim adamı yazarımız punk-rock dinliyor mesela. Bir diğeri heavy-metal müzisyeni.

Çeşit çeşit, renk renk, o biçim bu biçimsiniz yani. Bilim, sanat, edebiyat ve müziği sentezliyor musunuz? İçerikleri neye göre belirliyorsunuz?

Bir danışman kurulumuz ve her ay sabit yazan, alanlarına hakim münevverlerimiz var. Konuları özerk ancak TR!P’in bilim sanat edebiyat ruhuna paralel bir kolektif ruh ile hazırlıyoruz. Bununla birlikte konuk yazarların da katkılarına açık bir oluşum, TR!P dergi.

Bilim ayırt edici bir odak konu burada. Ama Bilim Teknik gibi bir dergi de değilsiniz. 

Hayır; biz bilim, sanat ve edebiyatı hayatının organik bir parçası yapmış, yapan ya da yapacak olanlar için bir neşriyat hazırlıyoruz. Bilim Teknik gibi dergileri elbette ki seviyor, okuyor ve takip ediyoruz ama biz asık suratlı ve soğuk bir bilimsel ciddiyetten ziyade imaj olarak ‘çatlak profesörlüğü’ kendimize daha çok yakıştırıyoruz.

Madem öyle TR!P’i eline alan biri, sayfalarda neler okuyabilir, neler bulabilir, sayın genel yayın yönetmeni? 

Ocak sayımızda Eugène Delacroix’in 1830 yılında insanlığa kazandırdığı Liberty Leading the People / Halka Önderlik Eden Özgürlük tablosunu günümüze uyarlayarak post-modern bir kapak yarattık. Buradan Erişcan Türk kardeşime tekrar teşekkür ederim, iyi bir iş çıkardı, istediklerimi tam olarak tatbik etti. Sadece biraz daha dolgun göğüslü bir gerilla kadın resmetmesini istemiştim ama o kadar kusur kadı kızında da olur. Ana temamız ‘Direnişin Estetiği’ oldu. Ama her zaman olduğu gibi yine akademi, bilim, sanat ve edebiyat dünyasından sıra dışı isimler dergiye katkı sundu.

“YAYINCILIK VAROLDUĞUNDAN BU YANA, İKTİDARIN EHLİLEŞTİRMEYE, KONTROL ETMEYE ÇALIŞTIĞI BİR ALANDIR”

Yazarlarınız kimler? Sadece ünlü yazarlara başvuran bir dergi değil gibisiniz. İsmi henüz parlamamış ama yazar olmaya çabalayan ya da kalem oynatan yeteneklere kucak açıyor musunuz?

Hayatlarında ilk defa TR!P’te yazmış çizmiş genç insanlar ile dünyanın en prestijli yayınlarında makale yazmış tecrübeli akademisyen ve bilim insanları ile ortak bir neşriyat yaratmak haz veriyor. Ünlü mü ünsüz mü ona bakmıyoruz, ne yapmış, ne yaratmış ona bakıyoruz. Ama tabii ki TR!P Dergi’de yazı yayımlatmak için alanında uzman olması ve mecmuaya dahil olacak yazarın ve ürettiklerinin yayın danışmanlarımızın onayını alması şart.

Dergiciliğin hadi daha da geniş ele alalım basının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kağıt sizi de etkiledi haliyle…

Yayıncılık varolduğundan bu yana, iktidarın ehlileştirmeye, kontrol etmeye çalıştığı bir alandır ve hep handikapları olmuştur. Güç, para, iktidar her zaman belirleyicidir. Talihsiz İbrahim Müteferrika’dan bu yana bu durum böyledir. Bir de dijital dünyanın ‘kurtarıcı’ olduğunu düşünenlerin çoğunluğu gülünç geliyor bana. Türkiye’nin ilk dijital dergisini kuran biri olarak onlara kötü haberim var: Evrensel manada bir dijital yayın için, en az kağıt versiyondaki kadar yatırım yapmalısınız. Bu işler ciddi işler. Öyle derginin aynısının pdf’ini web sitesine yüklemek gibi bir çözümü sadece budalalar dijital dergi uygulaması sanır.

“BİZ PİYASAYA DEĞİL, NİTELİKLİ OKURA HİTAP EDİYORUZ”

Aynı isimlerin pek çok dergide birden yazmasına ne diyorsunuz?

Hangi dergide yazdığına bağlı. Ama sadakat önemlidir. TR!P’te yazanların başka mecmualarda yazmasını hoş karşılamam çünkü sevgili yazarlarımızın bazılarının yazılarını teslim alana kadar –çok afedersiniz- kıçım çatlıyor. Yazı yazmak da öyle kolay bir iş değildir. Her dergiye yazı verecek kadar hızlı yazan, bizim dergide yazamaz çünkü biz her ne kadar rocknroll bir tat peşinde olsak da ciddi mevzuları işliyoruz. Öyle çalakalem bir yazı kolay sızamaz TR!P’e… Bazen sızabilir tabii.

İltifat olsun diye değil ama TR!P Dergi’nin kapaklarını piyasadakilere göre daha nitelikli buluyorum.  Sabahattin Ali, Nazım ve Kafka’yı seviyoruz tamam ama sadece onların yüzlerini dergilerde görmek; eh o da bir yere kadar… Oysa siz Charlie Chaplin’den Marilyn Monroe’ya Freddie Mercury’den Stan Lee’ye, Johnny Depp’e yabancı isimleri kapağa taşıdınız. Türklerden Aziz Nesin var, başka?

Açıkçası Türk ya da ‘gâvur’ diye özellikle bir ayrım yapmıyoruz. Kapaklarımızın kalitesine dair söyledikleriniz için teşekkür ederim ama aslında cevap da sorunuzda gizli. Biz ‘piyasaya’ değil, nitelikli okura hitap ediyoruz ve hem yazarak hem okuyarak öğrenme deneyimini de birlikte yaşıyoruz. Geçen gün Mete (Atatüre) ile de bunu konuştuk, “Biz de bu dergiden bir şeyler öğreniyoruz” dedik. Zira sırf dergi yapmış olmak için bir dergi yapmıyoruz, bana göre TR!P bir misyon dergisi.

Derginin çok beğendiğiniz sayısı hangisi oldu?

“Hepsini çok sevdim” gibi bir klişe yanıt vermek istemesem de her çıkan sayı daha fazla hoşuma gidiyor diyebilirim. Yani en beğendiğim TR!P henüz yayımlanmayan TR!P’tir.

Şu aralar sizin kişisel gündeminizde neler var? Neler yapıyorsunuz?

Yazdığım ilk romanım ‘Pelin’ için daha önceleri sinemaya aktarma teklifleri geliyordu. Şimdi biraz ona odaklanmak istiyorum. Yapımcılar, senaryo çalışmaları vesaire. Bununla birlikte üçüncü romanıma yoğunlaşmak istiyorum ama hava çok soğuk, üşüyorum. Belki baharda ona hız vereceğim. Bir de uluslararası bir festival organize etme planımız var, bakalım. Bu işler nasip kısmet işi.

Bir derginin yayın yönetmeni olarak ülke gündemiyle de yakından ilgili olduğunuzu tahmin ediyorum. 

Elbette. Genç işsiz sayısının sürekli artması beni çok mutsuz ediyor. Ulusların büyük kırılma anları vardır; yükseliş, duraklayış, gerileyiş ve çöküş diyalektiği, evren için bile geçerli bir yasa. Ne yazık ki biz de Türkiye toplumu olarak doğa ve toplum yasalarından muaf değiliz. Yaşıyoruz. Yükseliş döneminde olmadığımız aşikâr. Ama tüm bunlar doğal süreçler, dünya böyle ilerliyor. Mücadele etmek gerekiyor. Eğer atalarımız mücadele etmeyip iki ayağının üstünde doğrulmaya çalışmasaydı hala ağaçlarda yaşıyor olurduk. Bir dakika ya, ne de güzel olurdu!

Peki ya alışveriş yaparken ücretli poşet alanlar, almayanlar. Gündemde bunlar da var. 

Ben fileler geri dönsün istiyorum. Küçükken hatırlıyorum ya, böyle seksi oluyor fileler.

“ADOLF HITLER TAM BİR GERİZEKALI AMA COŞKUSU, HEYECANI TUHAF BİR HAZ VERİYOR BANA!”

Kişisel zevklerinizi soracak olsam son dönem okuduğunuz kitap nedir mesela?

Adolf Hitler’in ‘Nürnberg Konuşmaları’nı okuyorum. Herif tam bir gerizekalı. Ama coşkusu, heyecanı tuhaf bir haz veriyor bana. Bir de sonunda nasıl olsa komünistler onu tepeleyecek, biliyoruz ya, bu yüzden okumak daha zevkli oluyor. Yalnız adamın kadınlara has düşünceleri bizim politikacılar gibi. Almanya’ya defalarca gittim, böyle bir çatlağın peşinden koşmalarına hâlâ  anlam veremiyorum. Yalnız şunu da söyleyeyim ki, Nazilerin kıyafetleri çok iyidir, yiğidi öldürüp hakkını vermek isterim! Bir de ‘Sesli Kitap’ deneyimi yaşamak istedim, aynı zamanda TR!P yazarı olan Cihan Barış Özkan’ın çevirdiği Colin Wilson kitabı ‘Yabancı’nın iştahlandırmasıyla çarpraz okuma yapabilmek için Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri’ni dinlemek istedim. Lâkin uyuşuk adam öylesine mır mır okuyordu ki uyuyakalmışım! Kağıt kitaba ihanetim beceriksizlikle sonuçlandı yani.

Hahahaa! Peki Netflix’le bir bağınız var mı?

Tam ne demek istediğini anlamadım ama internetten dizi izliyorum.

Spotify listenizde neler var desem bunu anlarsınız sanırım. 

Şu sıralar Mozart ve Beethoven dinliyorum, bir hayli popülerler. Bir de Behemoth dinledim, lezzetli bir black metal grubu.

Ama fazla korkunçlar ve size güzel br haberim var; yakında İstanbul’a geliyorlar.
Ajandanız veya not aldığınız defterleriniz var mı? Varsa… İçlerinde ne var?

Gezdiğim yerlerle ilgili notlar, çizimlerim ve yazdığım kitaplara dair notlar var.

En son hangi etkinliğe gitmiştiniz ve nasıl geçti?

Kenter Tiyatrosu’nda Jane Martin’in yazdığı genç tiyatrocuların oynadığı ‘Sabıkalı Kalpler’ piyesini izledim. Fabula Tiyatro’nun sahnelediği bu oyun çok lezzetliydi. Tabii güzel olan bir şey daha var: Kenter Tiyatrosu’nun zamana direnebilmesi harika!

TR!P’i okumalıyız çünkü…

Bilim, sanat ve edebiyat hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı…