Söyleşi – Seda Bağcan: “Ben Seda Bağcan dediğimde ‘Selda Bağcan mı?’ diye soruyorlar”

ajandakolik


En son 20 Ekim’de Selda – Serenad ve Sonat Bağcan olarak sahnedeydiler. Yıllardır bu dört özel kadını aynı sahnede birlikte şarkı söylediğini hayal ederken nihayet bu yıl peş peşe verdikleri konserlerle hayali gerçek kıldılar, yüreklerimizi ferahlattılar, umutlandırdılar. Kuliste kucakladım onları. Heyecanlarını gördüm. Aynı genleri taşıyan bu dört kadının farklı renklerdeki kişiliklerine, seslerine şahit oldum. İşte o Bağcan kadınlarının en küçüğü Seda Bağcan bugün Ajandakolik’te konuğum.

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu

Seda Bağcan, Bağcan  familyasında şarkı söyleyen diğer kadınlardan biraz daha farklı bir müzikal yelpazede “ses buluyor”. Mantra müziği yaparak… Mesela Pacha Mama diye bir şarkısı var! Konserine gittiyseniz zaten mutlaka dinlemişsinizdir. O, bir yandan müziğin iyileştirici gücünden beslenirken bir yandan da “Evrensel Kadim Bilgelik”,  “İmza Hücresi Uygulayıcılık” gibi Ankara Yoga Stüdyo’da dersler veriyor. Hatta bu sonuncu söylediğim 16-17 Kasım’da gerçekleşecek. Aslında bir mühendis olduğunu da belirtmekte fayda var. Ancak mühendislikle mutlu olmayınca kendini bambaşka bir alanda bulmuş. Bağcan kadınları arasında en az tanıdığım Seda Bağcan’ı ve müziğini keşfetmek için kapısını çaldım. Onunla Türkiye’de pek çoklarının bilmediği mantra müziği üzerine sohbet ettik.

Sonat Bağcan, Seda Bağcan ve Serenad Bağcan
Fotoğraf: Batuhan Sarıcan 

“Mantra müziğinin cennetten gelen sesi” olarak tanınıyorsunuz. Türkiye’de bu müziği yapan sayılı insanlardan birisiniz. Mantra müziğini nasıl tanımlayabiliriz?

Evet,  2009 yılında ilk albümümü çıkardığım sırada Türkiye’de henüz hiç Türk mantra albümü yoktu. Yavaş yavaş yaygınlaşmaya başladı. Mantra müziğini ben kendimizi yeniden programlama teknolojisi olarak tanımlıyorum. Mantra müziği ile sakinleşen zihin mükemmel frekansını hatırlıyor. Kısacası sizi daha sağlıklı, huzurlu, mutlu, keyifli olma yoluna sokuyor. Hak ettiğiniz hayatı yaşamayı hazırlıyorsunuz bu müzik sayesinde.

Peki bu müziğe yönelmenize vesile olan ne oldu, onu merak ediyorum. 

2000’li yıllarda Almanya’da yaşayan Türkiye’de ve Almanya’da tıp şirketleri olan yönetici bir mühendistim. O sıralarda çok da mutlu olmadığımı ve daha başka bir hayat yaşamam gerektiğini hissettim. Hayatımda müziğe yeteri kadar yer veremiyordum. Ailede yaşanan bir hastalık üzerine alternatif tıp yöntemlerine yönelmem ve daha sonrasında zincirleme gelişen kendi içsel yolculuğum beni yogaya, değişik şifa yöntemlerine, ve mantra müziğine yöneltti. Çocukluğumdan beri ben bir new age meraklısıydım. Kitaro, Vangelis gibi müzisyenlerin takipçisiydim. Kundalini Yoga Eğitmenliği kurslarında mantraları Türk ezgileriyle bestelemeye başladım. Herkesin çok hoşuna gitti. “Almanya Kundalini Yoga Festivali’nin Açılış konserini yapar mısın?” diye sordular. Ben de hiç düşünmeden yaparım dedim bir cesaretle. Sonrasında o konsere albüm yetiştireyim bari diye ilk albümüm Sunrise’ı çok kısa bir sürede kaydettim. Ortaya new age bir albüm çıktı. Sonrası da ışık hızıyla devam etti.

Son durum, Türkiye’de halamın şirketi Majör Müzik etiketli toplamda altı albümüm var.  Dünyada ise hayranı olduğum Kitaro’nun şirketi Domo Music etiketli. Son iki albümüm Miracle ve Love Kitaro tarafından Grammy’ye aday adayı gösterildi. 

Yaptığınız müziğin ruhunuza ve karakterinize de etkisi büyük olsa gerek… Aslında bu müthiş bir şans da bir yandan. Müziğinizle ruhunuzun derinliklerine inip kendi kendinize terapi de yapmış oluyorsunuz. Bu bir tür şifa gibi, öyle değil mi?

Ne güzel ifade ettiniz. Mantra müziği hayatımı ve kendimi yeniden programlamama yardımcı oldu. Bana çok iyi geldi. Ben de bu şifa yöntemini ihtiyacı olanlarla paylaşmak istedim.
Tekrar eden kelimeler, tekrar eden melodilerle zihninizde boşluk anları yaratıyorsunuz. Mantralar evrende anahtarlar gibi çalışıyor. Yüzlerce, binlerce yıldır kullanılan anahtarlar. Ruhunuzun, yaradılışınızın özünü keşfediyorsunuz. Gerçeğinizi yaşama yoluna giriyorsunuz.

‘Şifa, Müzik ve Bilimin Buluşması’ konulu workshoplarınız devam ediyor sanırım.  Ufukta yeni bir albüm var mı?   

Tabii seminerlerim dünyaya yayılarak devam ediyor. Türkiye, Makedonya, İtalya, Bosna Hersek, Tayvan, Hong Kong, Çin, Arjantin, Brezilya ve Şili bu sene programımızda.

Çok değişik bir albüm hazırlıyorum şu sıralarda. Yedinci albümüm “Celebration” geliyor. Biraz da gençleri ve genç kalmak isteyenleri  mantralarla tanıştırmak istiyorum.

Kesinlikle iyi fikir! Atölye çalışmalarınızdan bahsedelim biraz. Nedir, ne amaçlıdır bu “Evrensel Kadim Bilgelik”,  “İmza Hücresi Uygulayıcılık” dersleri mesela?

Şöyle izah edeyim: “Evrensel Kadim Bilgelik”, yüzyıllardır günümüze gerek yazıtlarla gerek kulaktan kulağa aktarılarak gelmiş kadim bilgilerle “Kimiz, neyiz, neredeyiz, evrenseller kurallar neler?” gibi sorularımıza cevap bulacağımız yaklaşık iki yıl süren bir çalışma. Evrensel kuralları öğrenerek ve çeşitli inisyeler de alarak kendimizi gerçekleştirecek, daha mutlu, keyifli hayatlar sürmeyi öğreneceğiz. Her 40 günde bir yapılan derserde astroloji, numeroloji, yaşam ağacı, mikro -makro organizmalar, evrensel matematik, evrensel müzik, elementlerde ustalaşmak, uzayın yapısı, Dünya gezegeninin deneyimleri, hayatınızda merak ettiğiniz insanlığa dair tüm bilgilerin uygulamalı grup çalışmalarıyla paylaşıldığı bir çalışma. Kısaca “insan olma sanatı.”

“İmza Hücresi Uygulayıcılık” derslerine gelirsek… “Lemurya Bİlgileri” diye bilinen bilgileri zamanımıza taşıyan, “Büyük Değişim” (Great Shift) kitabının yazarı Fred Sterling tarafından yazılan dünyaya yayılmış bir öğreti. Sahip olduğumuz beş duyunun ötesine geçmemize yardımcı oluyor. Beyin epifizinde bulunan “İmza Hücresi”ne enerjiyi odaklayarak yapılan bir sağaltım türü. Bu hücrenin uyandırılması, mükemmel sağlığımıza geri dönüş yolculuğu olduğu gibi fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal vücutlarımız arasındaki dengeyi kurmamıza yardımcı oluyor.

Konuyu halanıza getireyim biraz da. İlginçtir, halanızın ismiyle sizinki arasında yalnızca bir ‘L’ farkı var. Hiç karışıklık olduğu oldu mu? Böyle bir anınız var mı? 

Olmaz mı? Neredeyse her gün bir olay yaşıyorum. Ben Seda Bağcan dediğimde “Selda Bağcan mı?” diye soruyorlar.

Gazetelere giden haberlerim editörler tarafından Selda Bağcan olarak değiştirildiği için “Halam Selda Bağcan yoga festivallerinde”, “Dünya New Age festivallerinde” ya da “Kişisel Gelişim Festivallerinde” konser vermiş oluyor. Böyle haberlere rastlarsanız o benim. Benim hakkımda bir yazı aslında. Haberiniz olsun. (Gülüyor.)

Her konserime illa ki birkaç kişi Selda Bağcan konseri diye gelmiş oluyor. Kimisi kibarlık edip kalıyor sonra da benim takipçim de olmaya başlıyor. Kimisi “Aaa biz Selda Bağcan’ı isteriz!” diye gidiyor. 

Bir Ayvalık Festivalinde tüm gün Seda Bağcan konseri var diye hoparlörden ilan etmişler her yerde, herkes Selda Bağcan anlamış. Konserime mantra dinleyicisi ve Selda Bağcan dinleyicisi bir arada gelmişti. Bayağı eğlenmiştik. Daha da çok anım var. Anlat anlat bitmez.

Selda Bağcan, Sonat Bağcan, Seda Bağcan ve Serenad Bağcan
Fotoğraf: Batuhan Sarıcan 

Dört Bağcan kadınının verdiği bu konser serisi, kadınlara da güç veriyor. Bir kadın birliği var ortada. Ne dersiniz?

Elbette. Kadınlar toplumun yapıtaşları ve çok önemli role sahipler. Kadınlar güçlendikçe, bilinçlendikçe gelecek nesiller ileriye gidebilir. 

Bağcan ailesine ses bahşedilmiş adeta. Genlerin bu kadar sağlam olması ne büyük bir övünç kaynağı! Peki sizden sonraki kuşaklarda da böyle bir yetenek ya da istek var mı? Bunu gözlemleyebiliyor musunuz ailede?

Kesinlikle herkes bu yetenekle doğuyor çok şükür. Böyle bir ailede bir de yeteneksiz olduğunuzu düşünsenize.  

Yakın zamanda konseriniz olacak mı?

Evet, evet… 6 Aralık’ta İzmir’de 7. Bolluk Bereket Festivali’nde “Yeni Yıl Konseri”nde sahnede olacağım.

Peki ya Selda – Serenad – Sonat ve Seda Bağcan olarak sizi yeniden dinleyebilecek miyiz?

Sosyal medyalarımızda her şehrimizden hatta yurtdışından da davetler alıyoruz. Bakalım zaman bize ne gösterecek?

Next Post

Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yıl

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, fotoğrafın bulunması ve ilk fotoğraf gezisinin gerçekleşmesinin 180. yılında çağdaş bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Küratörlüğünü Engin Özendes’in üstlendiği “Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yıl” başlıklı sergi, 1839 yılında gerçekleşen ilk fotoğraf gezisinin izlediği rotayı günümüz teknikleriyle yeniden keşfeden 10 fotoğraf […]

Bizi takip edin