En sevdiğiniz ve hatta yazmak isteyeceğiniz kitaplardan birinin yazarıyla karşı karşıya gelseniz ne hissedersiniz? ‘Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe’ benim için böyle bir kitap. Ve yazarı Paola Peretti’yle İTEF’te (İstanbul Uluslararası Edebiyat Festivali) bir araya geldiğimde ‘aramızdaki mesafe’ler çoktan uçup gitmişti. İtalya’dan İstanbul’a gelmiş ve benim çok sevdiğim Mafalda’nın yaratıcısı olarak karşımda bana gülümsüyordu. O an başka ne isteyebilirdim ki…

Söyleşi: Nilüfer Türkoğlu
Fotoğraflar: Batuhan Sarıcan

Önce kendim sonra Ajandakolik okurları için günler öncesinden ajandama not aldığım bir tarihti 20 Nisan. Genç Timaş Yayınları’ndan çıkan ‘Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe’ kitabının yazarı Paola Peretti, İTEF kapsamında hem kitap imzalamak hem de bir panele katılmak için İstanbul’a geliyordu. Günler öncesinden kitapları hazır ettim. Üçünü Ajandakolik okurları için birini de kendim için imzalatacaktım. Ve elbette Paola’yla bir söyleşi de yapacaktım. Edebiyatın bizi mekan ve zaman tanımaksızın büyülediğini panel sonrası tuvalet sırasında anladım. Önümde Paola Peretti duruyordu ve hemen söze başladım: “Ben de bir çocuk kitabı yazıyorum ve senden ilham aldım.” Gözlerini kocaman açtı, gülümsemesi de kocamandı. Hiç tanımadığı bir kadının sözleri onu gerçekten mutlu etmişe benziyordu. Yani özetle biz bu söyleşiye tuvalet sırasında başladık.
İtalyan yazar Paola Peretti, bugün Ajandakolik’te.

İlk olarak ne zaman ‘Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe‘yi kaleme almaya başladın?

Mafalda’nın hikayesini yaratıcı yazarlık okuluna gittiğim zaman yazmaya başladım. Oradaki öğretmenler içimdeki çocuğun sesini fark edip görme problemimle ilgili korkularımla ancak yazarak yüzleşebileceğimi söylediler.

“KİTABI YAZMAK BENİM İÇİN TERAPİ GİBİ BİR ŞEYDİ”

Bu kitap senin hayatından da izler taşıyor, bildiğim kadarıyla. Yazarken neler hissettiğini merak ediyorum. 

Mafalda’yı yani kendimi yazarken epey zorlandım açıkçası. Her bölümde ona “Başına gelecek yeni şeyler için hazır mısın?” diye sordum. Ve onun yerine cevapladım. Ama günden güne bunu yapmak kolaylaştı. Benim için terapi gibi bir şey olmaya başladı.

‘Kiraz Ağacı ile Aramızdaki Mesafe’ çocuk kitabı gibi görünüyor ama aslında bu sadece bir çocuk kitabı değil. Şunu söylemeliyim ki romanın, benim bu hayatta okumayı en çok sevdiğim romanlar arasında yerini aldı. Bunu nasıl başardın? Yani hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap etmeyi… 

Ah çok teşekkür ederim, Nilüfer. Aslında yazma aşamasında bunu hiç düşünmedim ben. Yani çocuklara veya yetişkinlere yazmam gerektiğini düşünmedim. Sanırım her yetişkinde var olan bir ruh bu; hem olgun hem de çocuk olma hali. Genellikle ikincisini unutuyoruz. Ama ben unutmadım. Okulda çalışırken her gün çocuklara çok yakın olmak çocukluğumu hep içimde tuttu. İkisini de unutmayınca sanırım ortaya böyle bir roman çıktı.

Mafalda’nın hikayesini okurken gereksiz şeyler hakkında  çocukça üzüntülerimi düşündüm hep. Galiba Mafalda bana göre çok daha gerçekçi ve mantıklı. Ama bir yanı da çok duygusal. Ne dersin?

Mafalda’nın güçlü olması gerekiyordu çünkü fazla zamanı yoktu. Görme yetisini giderek kaybetmeye başlamıştı. Bir yandan her şeyin içine kendini hızla dahil edip uyum sağlamaya  ve alışmaya çalışırken (körlüğe) bir yandan da korkuları ve hüznüyle küçük bir kız olmaya devam ediyordu. Hem mantıklı hem de çocuksu duygusallığını yitirmeyen, doğal bir karakter yaratmak istedim.

“KİTAP KAPAĞI TASARIMI KÖRLÜK HİSSİNİ YETERİNCE İYİ VERİYOR”

Kitabın devamı olacak mı yoksa bitti mi?

Bitti. Artık onu kızım gibi görmeye başlamıştım. Umarım Mafalda’ya hayatla yüzleşebilmesi için yeterli cesareti vermeyi başarmışımdır. Artık uzakta. Ben de devam etmeliyim. 

Peki, şimdi ne yazmayı düşünüyorsun ya da yazıyor musun?

İkinci romanıma başladım. Bu defa ana karakterim erkek çocuk.

Yaaa, merakla bekliyorum o zaman. Bu arada kitabın kapak tasarımını da sevdiğimi söylemeliyim. Sen ne düşünüyorsun? Sence hikayenin gücünü yeterince iyi yansıtıyor mu?

Kesinlikle! Karanlık ve yıldızlarla kaplı bir kitap olmasını çok sevdim. Mafalda’yı sırtından görüyoruz, yüzünü görmüyoruz. Bu bize körlük hissini de veriyor bence. Mafalda’nın yüzünü hayal etmemizi sağlıyor.



Daha önce Türkiye’ye geldin mi hiç? 

Bu ilk gelişim. Üstelik kendi başıma da ilk seyahatim. Hayatımın ilk 30 yılı, trenlere binmekten korkarak geçti. Otobüsle, trenle veya uçakla yolculuk edebileceğimi düşünemezdim. Sanırım bu fobimi yenmiş oldum artık. 

Türkiye’nin buna vesile olması ilginç olmuş! İTEF’te Türk yazarlardan Şebnem İşigüzel ile birlikte ‘Ağaçlarda Büyüyen Hikayeler’ isimli bir panelde bir araya geldiniz. 

Evet. Çocuklar ve yetişkinler için ağaçların adeta bir sığınak görevi gördüğünü konuştuk panelde. İkimiz de Italo Calvino’nun ‘Ağaca Tüneyen Baronu’ndan ilham aldık aslında ve kurtuluşu ağaçların tepesinde, doğada arayan roman kahramanları yarattık. Benim kitabımın ana karakteri Mafalda için de kiraz ağacı bir yandan çocukluğu simgelerken bir yandan da hayallerini, gelecekten beklentisini ve büyük annesiyle olan geçmişi temsil ediyordu. Ama hem Şebnem hem de benim için ağaçlar, direnmenin, değişimin ve evrimleşmenin merkezi.

Bu dünyada kadın olmak…

Her gün çok büyük zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan kadınlara hayranlık duyuyorum. Özgürlük, bu dünyadaki en büyük fetih, en büyük hediye, en olması gereken şey. Her insanı farklılıklarıyla kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Bu dünyada yaşayan her insanın buna hakkı var. Sınıfsal ve cinsiyetçi ayrımlar yapmamalıyız. Birbirimize yardım etmeliyiz, bir an önce. Özellikle de biz kadınlar! Geçmişte pek çok kadının bunu başardığını biliyorum. Virginia Woolf’un da dediği gibi: “En iyi yetişmiş kadınlar, zihinleri en medeni olanlardır.”

“BENİM GERÇEK AJANDAN AİLEM. HER GÜN BANA İŞLERİM İÇİN HATIRLATMA YAPARLAR”

Ajandakolik’in klasik bir sorusu var; bunu sana da sorayım; ajanda tutuyor musun?

Evet, hatta birden fazla! Her yere bir şeyler not etmeyi alışkanlık haline getirmişim. Post-it’lere notlar alır sonra bunları ajandama veya masama, buzdolabının üzerine koyarım. Ama sanırım benim gerçek ajandam ailem. Her gün bana “Bugün şu var, bu var” diye hatırlatma yaparlar. Onların yardımı olmasa herhalde kendimi kaybederdim. 

Instagram hesabın var mı? Açıkçası birkaç bir şey için ismini defalarca etiketlemeye çalışsam da seni bulamadım. Sosyal medya kullanıcısı değil misin yoksa? 

Aslında gizli bir hesabım var. Ama çok da sık sosyal medyada gezmiyorum. Eğer kitabın gerçek anlamda bir gücü varsa yani iyiyse bu zaten internete yansıyor. Her zaman web sitelerine ve benimle söyleşiler yapan takipçilere teşekkür ediyorum. Ben kitaba odaklanan biriyim, daha çok. Kendi kendimin reklamını yapmayı tercih etmiyorum.

Seninle yüz yüze tanışabildiğim için çok mutluyum Paola. Söyleşi için de çok teşekkür ederim. 

Ben çok teşekkür ederim, asıl. Bir dahakine İtalya’da görüşelim.

Not: Kitapla ilgili daha fazla bilgi isterseniz Mafalda ile ‘aramızdaki mesafe’ isimli yazım için burayı TIKLAYABİLİRSİNİZ.